Yapbozun gerekli parçaları ve daha az gerekli parçaları.
AMORPHIS metal tarihinin en istikrarlı gruplarından biri. Hem materyal yayınlama sıklığı hem de yayınladıklarının düzeyi açısından. İlk albümleri “The Karelian Isthmus” bundan 30 yıl önce çıktı ve o günden beri hep yakın aralıklarla albümler yayınlamayı ve hayran kitlelerini genişletmeyi başardılar. Bunun sebeplerinden biri, beslendikleri Fin folklorunu iyi kullanmaları ve farklı türlere yayılan müzikleri içerisinde geniş bir özgürlük alanı bulabilmeleri.
Geçmişten günümüze değerlendirdiğimizde “Elegy” gibi, “Tuonela” gibi sound’ları açısından belirleyici mihenk taşı albümleri olsa da genel anlamda bakınca AMORPHIS kendi formülünü, konfor alanını bulmuş ve bu çerçeve içerisinde yaptığı dokunuşlarla fazla kimseyi sıkmadan, baymadan sonsuza dek albüm çıkarabileceklermiş gibi bir hâlleri var.
Bu durum zaman ilerledikçe bir yandan avantaj bir yandan dezavantaj olabilecek bir durum. Avantaj çünkü kitlelerini koruma konusunda garanti oynuyor ve risk almadan ilerliyorlar. Yetenekleri ve yapabildikleri de ortada olduğundan bunu kabul edilir düzeyde heyecan ve yaratıcılıkla daha uzun yıllar devam ettirebilecekleri ortada.
Dezavantaj kısmı ise yeterince ilham bulamamaları veya heyecanlarını bir miktar kaybetmeleri durumunda ortaya çıkabilecek ve olayı memur gibi albüm çıkarmaya doğru çekebilecek bir konu. AMORPHIS’in henüz bu duruma geldiğini düşünmüyorum, ancak müziklerinin kimliği ve yıllardır kanıksanan “AMORPHIS sound’u” nedeniyle bu riskin her daim masada olduğuna inanıyorum.

Bence gerektiği değer verilmeyen, AMORPHIS’in en iyi birkaç albümünden biri olmasının yanı sıra 2000 sonrasındaki en iyi albümleri olduğunu düşündüğüm “Eclipse”ten sonra yaptıkları en iyi işleri olduğuna inandığım “Under the Red Cloud” ile birlikte öncesindeki 4 albümün üstüne çıkmayı başaran AMORPHIS, o albümdeki sertleşmeyi “Queen of Time”da sunduğu senfonik dokunuşlarla zenginleştirmiş ve daha atacak çok mermisi olduğunu göstermişti. Salgın nedeniyle kariyerlerinde verdikleri en uzun ara olan 4 yılın ardından çıkardıkları “Halo”da ne yapmışlar, şimdi biraz ondan bahsedelim.
“Halo”, özellikle son 15 yıldır çıkan her AMORPHIS albümünde olduğu gibi, şarkıların toplam değerlerinin tekil değerlerinin toplamından fazla olduğu bir albüm. Uzun zamandır AMORPHIS’in albümler öncesinde yayınladığı single’lardan etkilenmiyor lakin bu şarkıların albüm içinde daha güçlü hâle geldiklerini görüyorum. Aynı durum “The Bee”de de olmuştu, “The Moon”da da oldu. Tek başına dinleyince “tamam işte bildiğimiz AMORPHIS” denebilecek şarkılar albüm içerisinde daha bir yükseliyor ve değer kazanıyorlar.
Baktığımızda “Halo”da da tek başına başyapıt, AMORPHIS klasiği denebilecek şarkılar ilk andan göze çarpmıyorlar. Ne var ki grubun o kadar sağlam, ayakları yere basan ve her detayına hâkim olduğu bir sound’u var ki ne yapsalar AMORPHIS olmayı, AMORPHIS sound’una yeni bir tuğla eklemiş gibi duyulmayı başarıyorlar. Grubun başına gelen en güzel şeylerden biri olan Tomi Joutsen’in gerek clean gerek sert vokallerde döktürdüğü “Halo”da “Under the Red Cloud” sertliği ile “Queen of Time” ihtişamını bir arada görüyoruz. Şarkılar baştan sona AMORPHIS klişeleriyle dolu ve yer yer deja vu gibi gelebilecek anlar içeriyor olsalar da grubun Finlandiya’nın millî hazinelerinden biri hâline gelen müzikal kimliği ve yaptığı şeydeki ustalığı bir şekilde her şarkıdan alınlarının akıyla çıkmalarını sağlıyor.
Tenkit noktasına geldiğimizdeyse yukarıda bahsettiğim avantaj/dezavantaj dengesine geri dönmemizi gerektirecek birtakım durumlarla karşılaşıyoruz. Konfor alanında kalma ile yeni bir şeyler sunma terazisinde AMORPHIS bazen çok özgün ve sıra dışı işler yapıyor, bazense yukarıda dediğim memur gibi şarkı yazma olayına saplanabiliyor. Bunu bir özensizlik, sallamama, heyecanı yitirme olarak görmeye gerek yok, lakin bazen grubun son 20 yıldır faydalandığı bir fikri ilk sıkıştığı anda tekrardan sandıktan çıkarıp kullandığına tanık olabiliyoruz. Belirli melodi kalıpları, gitar efektleri sık sık karşımıza çıkabiliyor, “ben bunu daha önce AMORPHIS’ten 8-10 kez duymuşumdur” dedirtebiliyor. Özellikle nakaratların transpoze edilmesi gibi dikkat çekici ve şarkının yönünü değiştiren tekniklerin defalarca kullanılması bir yerden sonra “şu anda son 15 yıldır çıkan herhangi bir AMORPHIS albümünü dinliyor olabilirim” hissini doğurabiliyor ve bu da ilerisi açısından sıkıntılı durumlara, düşüncelere yol açabiliyor. Bu açıdan baktığımda “Halo”, öncesindeki iki albümdeki özel anları ya o kadar da barındırmayan ya da barındırsa bile dinleyici tarafından kanıksanmış olmasından mütevellit aynı heyecanı yaratamayan bir albüm. Akılda kalıcılık, uzun ömürlülük; bunlar AMORPHIS’in yıllar önce çözdüğü ve iyi yaptığı şeyler, ancak “Halo”nun grubun kariyeri açısından herhangi bir olmazsa olmazlığı, grubun geleceğine ışık tutma durumu falan yok. Dolayısıyla “Halo”, iyi ancak ne yazık ki herhangi bir AMORPHIS albümü.

Tabii bunlar dinleyici tarafındaki öznel yorumlar ve AMORPHIS’in yaptığı işin değerini azaltmayan detaylar. Grubu sevin sevmeyin, adamların bunca yıldır kaliteyi düşürmeden (en azından düşürmeden) devam ediyor oluşları ve her albümde devrim yapmasalar bile hiçbir zaman “bu ne lan?” dedirtmemeleri, 35 yıla yaklaşan bir kariyer için gayet makul ve takdir edilesi bir istikrar. “Halo” belki AMORPHIS yapbozunun en önemli parçalardan biri değil ve grubun geleceğine yönelik olarak kendinden önceki iki albüm kadar katkı yapmıyor. Buna rağmen iyi bir albüm ve AMORPHIS seven herhangi bir insanın grubu sevmeye devam etmesini sağlayacak bir dolu şey içeriyor.
32 yıl ve 14 albümlük geçmişleri düşünüldüğünde bu kadarı da yeterli diye düşünüyorum.
Albüm bilgileri
- Tomi Joutsen: Vokal
- Esa Holopainen: Lead gitar
- Tomi Koivusaari: Ritim gitar
- Santeri Kallio: Klavye
- Olli-Pekka Laine: Bas
- Jan Rechberger: Davul
- Northwards
- On The Dark Waters
- The Moon
- Windmane
- A New Land
- When The Gods Came
- Seven Roads Come Together
- War
- Halo
- The Wolf
- My Name Is Night

Bir yanıt yazın