<em>“Cehennem başkalarıdır.”</em><br><br>– Jean Paul Sartre (“No Exit” adlı oyunundan)
Emir Şekercioğlu
Progresif metalin önemli isimlerinden Fates Warning, kendisini sevmek için nedense epey bir beklemiş olduğum gruplardan birisi. Benzer bir durumu glam metal bahsinde Mötley Crüe için de yaşamıştım. Dream Theater, Queensrÿche, Symphony X, Opeth, Psychotic Waltz gibi gruplar ile biraz daha power metal etkileşimli bir progresiflik anlayışları olan Crimson Glory ve Savatage tarzı grupları dinlerken, ismini hep duymuş olmama karşın “The Spectre Within” dışında dinlediğim bir albümü olmamıştı Fates Warning’in. Hatta o albümü dinlememde de Oğuz Sel’in yazmış olduğu kritik vesile olmuştu. Kendisine bunun için de teşekkürlerimi sunarım. Fakat yakın zaman önce ne hikmetse içimde birden yeşeren progresif metal dinleme arzusu ile rotamı yeniden bu şöhretler müzesine çevirdim ve bazı albümleri tekrardan karıştırdım. Tam bu noktada, bir şeylerin eksik olduğunu hissettim; henüz yeterince içine girmemiş olduğum, ama kendi tarzında saygın bir yeri olan bir ismin varlığına yönelik o eksiklik. Derken, sadece “The Spectre Within” ile tanıdığım Fates Warning’i biraz daha irdeleme gereğini duydum ve böylece söz konusu grupla gerçek anlamda tanışabildim.
“No Exit”, başlıkta da alıntılamış olduğum üzere Fransız filozof Sartre’ın aynı isimdeki meşhur oyununa ciddi bir gönderme yapıyor. Felsefe tarihinin en vurucu cümlelerinden biri olan “Cehennem başkalarıdır.” aforizmasını içeren bu harika oyunun, albümdeki yansımasını ise çoğunlukla çalışmanın isminde ve albüm kapağında bulabildiğini söyleyebilirim. Şarkı sözleri arasında hikâye bazlı bir bağlantı olmadığı için konsept bir albüm olarak nitelendirmek epey zor mevcut çalışmayı. Bununla birlikte, belirli açılardan oyun ile alakalı tematik göndermeler de yok değil.
Albümün esas bahse değer yanı elbette müziği ve bu konuda kesinlikle kendine has bir doğaya sahip. Geneline hakim olan o kasvetli havaya karşılık zaman zaman thrash metalden aşina olduğumuz bir cazgırlığı da haykırıyor bize söz konusu çalışma. Grubun emektar vokalisti Ray Alder ile kaydettiği ilk albüm olan “No Exit”in bu doğasında şüphesiz Alder’ın payı büyük. Sesinin yer yer Geoff Tate’i yer yerse Helstar vokalisti James Rivera’yı andırması ile ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor o yıllardan. Müzisyenlerin emeklerini yabana atmamakla birlikte grubun, sanki yeni vokalistlerini görücüye çıkarmak ister gibi bir hava yansıttığını söylemek mümkün. Çünkü kapanışı yapan ve kendisine birazdan değineceğim “o epik parça” dışında, performans açısından en çok öne çıkan ismin Alder olduğu göze çarpıyor.

İçerdiği 6 parça ve yaklaşık 40 dakikalık süresi ile son derece rahat bir işitselliğe sahip olan albümün takdir ettiğim yanı şu; format bakımından biraz garip duran görüntüsüne karşılık (41 saniyelik bir intro, ortalama 3-4 dakikada seyreden 4 parça ve bir adet 21:25’lik kapanış parçası), başlangıcından itibaren çok dengeli ve akışkan bir ilerleyişe sahip. Öyle ki üst üste 3 kere de dinleseniz sizi kolay kolay yormayacak bu albümün özellikle “PROGRESİF METAL!!!! ENSTRÜMANTAL KAOS, NASIL DAHA SOFİSTİKE OLUNUR???!!!” şeklinde zihinlerde kabus yankıları yayabilecek bir türde büyük nimet olduğunu düşünüyorum. Tabii gelecek yıllarda “Perfect Symmetry”, “Parallels” ve özellikle de “ A Pleasant Shades of Gray” albümleriyle çağdaşlarına nazaran çok daha durgun ve sakin bir progresiflik yüzeyinde dolaşmayı tercih ederek karakteristik bir duruş sergileyen Fates Warning’in, bu işe içinde thrash esintileri olan bir albümden başlamış olması da ilginç bir nokta.
Asıl konuya gelecek olursak… Nasıl ki bazı albümler, içerdiği o spesifik bir iki şarkıyla bile satın alınmaya değer hâle gelir ya da klasik ilan edilirse, “The Ivory Gate of Dreams” adlı şaheser de tek başına bu albümün incelemesini yazdırmaya yeter. Bu şarkının önemini biraz irdeleyelim şimdi. Sene 1988 ve o sıralarda henüz Dream Theater bile yokken (officially) hâliyle “A Change of Seasons” gibi bir beste varlığa kavuşmamış, benzer durumlar sebebiyle de ne Opeth ve “Black Rose Immortal” gibi bir efsane vücuda gelmiş, ne de Symphony X’in “A Divine Wings of Tragedy” çalışması doğmuş. Dolayısıyla progresif metale şekil veren ve akla ilk elden gelen bu grupların hiçbirisi, söz konusu tür için sonradan sanki bir “rite of passage” olacak bu geleneğe (20 dakikayı bulan epik parça) henüz kalkışmamış, Fates Warning dışında… Bence işin bu kısmı biraz düşünmeye ve grubun, diğer meslektaşları arasında hak ettiğinden az değer gören konumuna karşılık onu takdirle anmaya değer.
Söz konusu bestenin yapısını atomlarına ayırarak analiz etmek gibi bir niyetim yok. Ancak bu bestenin özelinde belirtmem gereken bir nokta var. Türden aşina olduğumuz üzere bu tarz yoğun bestelerde dinleyici bir “zamansal bütünlük sorunu” yaşayabiliyor. Yoğun eklentilere sahip olan bu parça yapılarında bazen dinlediğimiz bir bölümü hızlıca geçip, esas sevdiğimiz kısımlara gelme arzusu taşıyabiliyor ya da “keşke bu kısımları hiç araya katmasalardı.” gibisinden şeyler söyleyebiliyoruz. Kısacası, “doldurma anların” varlığından şikayet edebiliyoruz. Şahsen bu durumu, yukarıda adını andığım diğer progresif epiklerde bile yaşadım. Fakat, “The Ivory Gate of Dreams” kendi içerisinde öyle ince ayarlanmış bir bütünlüğe, soft ama etkili geçişlere ve agresyon ile duygusallığı muntazam bir biçimde tek potada eriten bir yapıya sahip ki zaman algımızda gerçekleşen o sorunu hiç yaşatmıyor. Burada belki, mevcut yıllarda henüz enstrümantal bir gövde gösterisinin trend hâline gelmemiş olması ve zaten bu trendi başlatacak esas grubun da “Images & Words” den itibaren Dream Theater olması kilit rol oynuyor olabilir. Dolayısıyla, Fates Warning’in burada sergilemiş olduğu gövde gösterisinin, besteciliğin çok daha organik ve old-school temellere dayandığı bir anlayıştan geldiğini söyleyebilirim. Keza bu anlayışı, albümle aynı senede çıkan iki devasa yapıtta da görmek mümkün (Queensrÿche; “Operation: Mindcrime” ve Crimson Glory; “Transcendence”).
Çalışmadaki diğer bestelerde olduğu gibi bahsi geçen şarkıda da Ray Alder’ın yeteneklerini görüyoruz, ancak bu sefer grubun enstrümantal yanı çok daha baskın geliyor ve Fates Warning’in kariyeri için kilit isimler olan Jim Matheos, Joe DiBiase, Frank Aresti ve nihayetinde Mark Zonder gelinceye kadar grubun davullarını konuşturmuş olan Steve Zimmerman’ın kayda değer performanslarına şahit oluyoruz. Üstelik böyle bir bestede bekleyebilecğeimiz hemen hemen her şey var; time signature’larda meydana gelen vurucu değişimler, yüksek perdeden bas tonlara değin inebilen vokaller, akustik pasajlar, cayır cayır yanan rifler, kalp atışları gibi yankılanan baslar…

Albümde ilk elden öne çıkan parçalar “Anarchy Divine” ve “Silent Cries” olsa da elimizdeki 6 parçanın hiçbiri boşa harcanmış bir şans değil ve albümün sonundaki ödül de büyük. “No Exit” belki Fates Warning’in yaptığı en iyi, en muntazam albüm değil (bu kriterler için “Perfect Symmetry” ve “Parallels” duruyor.), ancak özgün bir deneyselliği, döneminin gerçeklerini, imajındaki felsefi vurguyu son derece tadında veren, işitmesinin büyük bir keyif olduğu ve bu türün sevdalıları için muhakkak kulak kabartılması gereken klasik bir çalışma.
Kapanışımızı, “The Ivory Gate of Dreams”in 4. part’ı “Quietus”ta yer alan şu sözlerle yapalım:
“In the madness of a silent eternity
we’d find solace in false visions that
protect us from reality.”
Albüm bilgileri
- Ray Alder: Vokal
- Frank Aresti: Gitar
- Jim Matheos: Gitar
- Joe DiBiase: Bas
- Steve Zimmerman: Davul
- 1) No Exit
- 2) Anarchy Divine
- 3) Silent Cries
- 4) In A Word
- 5) Shades of Heavenly Death
- 6) The Ivory Gate of Dreams
- I. Innocence (enstrümantal)
- II. Cold Daze
- III. Daylight Dreamers
- IV. Quietus
- V. Ivory Tower
- VI. Whispers on the Wind
- VII. Acquiescence
- VIII. Retrospect (enstrümantal)

Bir yanıt yazın