Geleceğe ışık tutan köprü.
DARK TRANQUILLITY 90’larda yaptığı albümlerle melodik death metal tarihine yön vermiş ve türün en ön plandaki üç grubundan biri olarak olayın standartlarının belirlenmesinde büyük pay sahibi olmuştu. Türün diğer iki büyüğüne kıyasla her daim daha maceracı ve geniş perspektifli bir müzik yapan grup, “The Mind’s I”la birlikte doğal sınırlarına ve bir nevi doygunluğa ulaşmış ve farklı bir şeyler yapılması gerektiğini düşünmüştü. Göteborg sound’u dediğimiz şeyin sınırlarını zorlamak adına kariyerinin başından beri çeşitli girişimlerde bulunan DT, nihayet 1999 yılına geldiğimizde “Projector” adlı sürprizle bir yandan kendi kendine meydan okumuş bir yandan da geleceğine şekil vermişti.
Her ne kadar farklı şeyler denemek DT’ye yabancı bir şey olmasa da “Projector” her açıdan cesur ve özgün bir adım olarak 90’lar melodik death metalinin önemli bileşenlerinden biri hâline gelmişti. Grubun çok daha baskın şekilde kullandığı elektronik unsurlar, klavyeler, sofraya yeni eklenen clean vokaller ve yer yer gotik denebilecek dokunuşlarla “Projector” o ana kadar Göteborglu gruplardan duyulmamış türde bir çalışmaydı.
Geçtiğimiz aylarda grupla yaptığımız röportajda Mikael Stanne’ye “Projector”ın biraz hızlı geçildiğini ve hemen bir yıl sonrasında “Haven”a bağlanıp akabinde de grubun belirgin şekilde sertleştiği “Damage Done”ın çıktığını söylemiş ve bu acelenin sebebini sormuştum. Bu açıdan bakınca, her iki taraftan bileşenler barındıran “Haven”ın bir geçiş albümü olduğu ortadaydı ve Stanne de bu düşünceme katılıyordu:
““Projector” çıkınca da kimileri “bir saniye burada neler oluyor?”, “bu gereğinden fazla değişik” gibi şeyler söylemeye başladı. Bizse o sırada doğru olanın bu olduğunu düşünüyorduk. “Haven”da ise daha rahat, daha sade, daha melodik bir şey amaçlamıştık ama süreç içerisinde daha farklı bir yöne gitti ve yine ilk başta istediğimizden daha sert bir albüm ortaya çıktı. Bu açıdan bakınca evet, kesinlikle bir geçiş albümüydü. Sonrasında ise esas sevdiğimiz şeye geri dönmek istedik çünkü tutku duyduğumuz tarz ve anlayış oydu.”

“Haven”. DARK TRANQUILLITY’nin kısmen geri planda kalan ve 90’lar DT’si ile 2000’ler DT’sini bağlayan köprü olarak görülen bir albüm. Açılışındaki “The Wonders at Your Feet”le başlayarak grubun yakın geçmişini ve uzun vadeli geleceğini çizen ve aslında günümüzde dahi gördüğümüz pek çok şeyin izlerini gayet de belirgin şekilde veren son derece güçlü bir albüm. Kendi hikâyemi kısaca anlatacak olursam, “Haven” 1999 yılında tanıştığım ve anında âşık olduğum DARK TRANQUILLITY’nin gerçek zamanlı olarak yakaladığım ve çıkışına tanık olduğum ilk albümü. Zaten albümün çıkışından 1 yıl sonra grup ülkemizdeki ilk konserini vermiş ve ben de o konserle birlikte gerçek bir metal konserinin nasıl olması gerektiğine kanlı canlı tanık olmuştum.
Şöyle bir baktığımda, ilginç şekilde, en güncel DARK TRANQUILLITY’ye, yani 2020’nin “Moment”ına belki de en yakın DT albümünün “Haven” olduğunu görüyorum. “Construct” ve “Atoma”da Niklas Sundin’in yönlendirmesi sonucunda bildiğimiz DT karakteri arasına gergin, tedirgin edici bir sound’u da entegre eden ve “The Science of Noise”, “Encircled” veya “The Pitiless” gibi şarkılarda bize panik havası vermek isteyen DARK TRANQUILLITY, Sundin’in ayrılığının ardından “Moment”ta daha sıcak bir karaktere; yırtıcılık, keder, görkem gibi kavramları içeren ve elektroniğiyle, altyapısıyla her anlamda dopdolu bir karaktere (“Character”a?) geri dönmüştü. Ben bu yapının başlangıcının da miladının da en benzer anlayışının da kendisinden 20 yıl önceki “Haven”da bulunduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden “Haven”, bir geçiş albümü olmasına rağmen sadece “Damage Done”a köprü vazifesi görmekle kalmıyor, şimdilik koca bir 20 yılı da kurtarıyordu. “Moment”taki DT’ye baktığımızda, grubun bundan sonra da yine aynı patikayı takip etmesi gayet beklenir ve akıllıca olacaktır. “Haven”ın bu tür bir değerinin ve öneminin olmasını sağlayan başlıca şey, DARK TRANQUILLITY dendiğinde akla gelen her şeyi içinde barındırıyor oluşu.
Albümün bir diğer önemi de melodik death metalin 2000’lerdeki kimliğinde bir yol ayrımını ifade ediyor olmasında yatıyor. AT THE GATES çoktan dağılmış olduğundan, türü şekillendiren en büyük iki gruptan DARK TRANQUILLITY “Projector”la “acaba satıyorlar mı?” dedirtmiş, ardından “Haven”la gayet karakteristik ve modern olsa da türün özüne saygıda kusur etmeyen bir iş ortaya koymuştu. “Haven”la aynı yıl çıkan “Clayman”e baktığımızda da IN FLAMES’in asla “davayı satmadığını”; kitlesini çok genişletecek işler yapsa da bunun melodik death metalin sınırlarını genişletmek olarak değerlendirilmesi gerektiğini görüyoruz.
Olayın yön değiştirmesi de işte tam bu noktadan sonra oldu, zira takvimler 2002’yi gösterdiğinde DARK TRANQUILLITY kariyerinin en sert işlerinden biri olan “Damage Done”ı çıkarırken IN FLAMES ise melodik death metal tarihinin belki de ilk ve en radikal denemesi olan “Reroute the Remain” ile bambaşka bir yöne kaydı. Konu melodik death metal olduğunda IN FLAMES’in bir yerden sonra şamar oğlanına dönmesine, DARK TRANQUILLITY’nin ise kendisini çok da tercih etmeyenlerden bile saygı görmesine sebep olan nokta işte burasıydı. Bu açıdan bakınca da “Haven”ın melodik death metal tarihinin yol haritasında, kamera arkasında kalan gizli aktörlerden biri olduğu söylenebilir. Grup “Projector”dan sonra “aynen böyle devam, hatta death metalden daha da uzaklaşarak bu elektronik kafalardan devam” deseydi, belki de şimdi çok başka şeylerden konuşuyor olurduk.
Kim bilir, belki de ortada konuşacak bir DARK TRANQUILLITY olmazdı.

Şarkılarına tek tek eğilmektense bir bütün hâlinde değerlendirmeyi tercih ettiğim “Haven”, yıllar içerisinde sayısız insanla yaptığım muhabbetlerden gördüğüm üzere bir bütün hâlinde iyi bir albüm. Bunun sebebi de albümdeki neredeyse her bir şarkıyı bir başkasının albümdeki favorisi olarak görmüş, duymuş olmam. Geri planda kalıyor gibi duran şarkıların dahi “ama o x yok mu…”, “herkes şunu şunu seviyor ama bence o albümün gizli kahramanı şu” şeklinde anıldığına defalarca tanık oldum. Dolayısıyla çok sevdiğim “Haven”ın gerçek DT sevenleri tarafından da hak ettiği değeri gördüğünü ve yıllar sonra bakıldığında değerinin daha da iyi anlaşılacağını biliyorum.
Ayağımızın dibindeki bu güzelliklerin farkına varalım yeter.
Albüm bilgileri
- Mikael Stanne: Vokaller, sözler
- Anders Jivarp: Davullar, besteler
- Niklas Sundin: Gitar
- Martin Henriksson: Gitar, besteler
- Michael Nicklasson Bas, besteler
- Martin Brändström: Elektronikler, besteler
- The Wonders at Your Feet
- Not Built to Last
- Indifferent Suns
- Feast of Burden
- Haven
- The Same
- Fabric
- Ego Drama
- Rundown
- Emptier Still
- At Loss for Words

Bir yanıt yazın