"Hasta yaşayacak mı?"
Erhan Yiğit
Machine Head hakkında bazen çok kararsız kalabiliyorum; Burn my Eyes’ı, Through the Ashes of Empires’ı, Unto the Locust‘u ve özellikle The Blackening‘i dinlediğim zamanlarda bir anda benim için dünyanın en iyi grubuna dönüşürken geriye kalan albümleri dinlediğim de ise adeta cringe krizleri geçiriyorum.
Bloodstone and Diamonds kötü bir albüm değildi ama çok iyi bir albüm de değildi. Catharsis ise Machine Head’e olan saygımı ve umudumu neredeyse tamamen yerle bir eden bir şeydi. Bakın ‘albümdü’ bile demeye dilim varmıyor, Catharsis inanılmaz kötü bir şeydi.
Bu karmaşa içerisinde yine de her albüme has Machine Head kokan bir iki şarkı koymayı ihmal etmeyen Rob Flynn, duruşu, sansasyonel açıklamaları ve tam bir götelek olduğunu kanıtlayan ‘White Power’ meselesi ile yaptığı eski işleri bile görmezden getirecek kadar dinleyicileri şaşırtmaya ve iyiden iyiye kafa sikmeye başlamıştı bile.
Doğru ilham kaynaklarını kullandığı ve thrash metal kimliğini kaybetmediği sürece ortaya sürdüğü birbirinden iyi eserler ile yeteneğini su götürmez bir gerçek haline getiren grubu, dinleyicilerini adeta cringe denizlerinde boğan işlere imza atan bir gruba dönüştürmek öyle görmezden gelinecek bir durum değildi. 2000’li yılların bayrak taşıyan diğer grupları ile aynı keseye koyulan, geleceğin “METALLICA”sı gözüyle bakılan Machine Head’in böyle şeyler yapmasındaki en birinci suçlu 13 yaş krizlerini tekrar yaşamaya karar veren Rob Flynn ergeninden başkası değildi elbet.

Bu konuda kimse In Flames’in eline su dökemez tabii, Rob Flynn de bunu anlamış olacak ki benim bakış açıma göre bu sidik yarışına bir son vermiş anlaşılan. (Böyle bir yarış muhtemelen söz konusu değil ama izlenen yolların benzerliği bana bu benzetmeyi yapmaya zorluyor). Zira gelen bu 3 şarkılık EP çok çok güzel şeylerin habercisi niteliğinde bir iş.
Aslında bu EP’nin play tuşuna basmadan dakikalar öncesine kadar içimde Machine Head’in düzgün bir şeyler ile geri döneceğine dair hiç bir umudum, beklentim yoktu. Unto the Locust albümündeki iki ya da üç şarkısında görülen deneysellik teşebbüslerinin son iki albümde tamamen grubun tanımı, ana teması haline gelmesi bu EP’den hiçbir şey beklememem için yeterli bir sebepti.
Ve Become the Storm’un sadece ilk 30 saniyesini duyar duymaz bu düşüncelerim yerle yeksan oldu ve Machine Head’e karşı ansızın yüksek bir umut beslemeye başladım. Grubun eski sound’una dönerek çatır çatır, tabiri caizse sikertmeli metal yapmaya karar vermesi bu yıl boyunca Machine Head’in bir sonraki albümlerini ellerimi ovuşturarak beklememi sağladı.
Geriye kalan son iki şarkının da yine aynı şekilde çatır çatır adam doğrayan, yeri geldiğin de yumuşayan taraflarını da keşfedince oturdum ve “Herhalde bu sefer olacak ya, baksana abi yardırmışlar” dedim.

Uzun sözün kısası Machine Head büyük ihtimalle geri döndü ve henüz haberi gelmeyen yeni albümüyle çıkarıp masaya vuracak. O zaman gelene kadar bu EP’yi dinleyerek elleri ovuşturmaya devam.
Albüm bilgileri
- Robb Flynn: Vokal, gitar
- Jared MacEachern: Bas, geri vokal
- Konuk:
- Navene Koperweis: Davul

Bir yanıt yazın