Gaahl dönemi GORGOROTH black metalinde zirve noktası.
Emir Şekercioğlu
Gorgoroth, albümleri arasındaki karakter değişkenliğinin en yoğun olduğu black metal gruplarından biri. Özellikle ilk ve orta dönem albümlerine bakıldığında sabit bir çizgi yakalamak zor. Bu nedenle seveni de sevmeyeni de bir hâyli fazla olan gruplar listesinin başlarında yer alıyor. Söz konusu duruma sebep olan sayısız sebep sıralanabilir elbette; ancak incelemenin konusu olmadığından ötürü oraya girmeyeceğim. Bununla birlikte, Gorgoroth’un her albümünde black metal adına şahane denebilecek işlerin olduğunu düşünenlerden biriyim. Tabii, söz gelimi bir “Under the Sign of Hell” (1997) ya da “Ad Majorem Sathanas Gloriam” (2006) gibi albümlerde müzik kalitesi açısından fikir birliği yapmak nispeten daha kolay olsa da geriye kalan albümler açısından durum baya değişebiliyor. Ancak bu incelemede niyetim, tam da grubun çalışmaları arasındaki uçurumlardan bahsettiğim noktada, bana göre Gaahl döneminde yapılmış en iyi albüm olan “Twilight of the Idols”a biraz dikkat çekmek.
Albüm için böyle bir yakıştırmada bulunmamın prodüksiyonundan besteciliğine değin ilk elden akılda canlanabilecek önemli sebepleri var. Gaahl’in Gorgoroth’da ilk kez boy gösterdiği ve onda da esasen yalnızca ilk şarkı “Destroyer”da vokallik yaptığı albüm olan “Destroyer, or About How to Philosophize with the Hammer” ve ondan iki sene sonra, intihar eden black metal müzisyeni “Grim”e adanmış olup Gaahl’in tam anlamıyla grubun vokalistliğine soyunduğu “Incipit Satan” albümleri akabinde, 2003’de karşımıza çıkıyor “Twilight of the Idols”. Gerek Gorgoroth’un, gerekse Gaahl’in grup içerisinde kaydettiği aşamayı görmemiz açısından önemli bir yerde duran albümün diğer Gorgoroth albümlerinde kolay kolay karşımıza çıkmayacak dengeli bir yapısı ve yer yer doom etkilerinin ağırlığına, yer yerse death metal dokunuşlarına kayan zengin bir bütünlüğü var.
Gaahl’in vokalistliğini sevip sevmemek, epey tartışmalı bir konu. Grubun bünyesinden geçmiş bir Hat ya da Pest gibi vokalistlere kıyasla hiçbir şekilde geleneksel black metal vokalistliği kulvarında durmayan yaklaşımı, Gorgoroth dinlemeyi isteyip istemememiz konusunda doğrudan bir belirleyicilik taşıyabiliyor. Fakat belirtmem gerekir ki vokalistin tarzını seven, hatta büyük ölçüde onun için grubu dinleyen dinleyiciler açısından “Twilight of the Idols” Gaahl’in gövde gösterisi yaptığı albümlerden.

Grubu kuran, bestelerinin bütününe kendi karakteristiğini koyan ve Gorgoroth demenin “Infernus” demek olduğunu yasal yollarla da ispatlayan şeytan müridi gitaristin, ilginç bir şekilde beste yükünü en az çektiği albüm olma özelliğini gösteriyor aynı zamanda söz konusu çalışma. Gaahl ve King ov Hell’in şarkı yazımını, sözlerini üstlendiği ve bir nevi Infernus’a, “Sen biraz kenara çekilsene…” dedikleri bir albüm olma özelliğini gösteriyor. Bugüne kadar grubun klasikleri arasına girmiş olan bestelerinin hemen hemen hepsinde birincil derecede rolü olan Infernus’un kendini geri çektiği yerde Gorgoroth’un en güzel albümlerinden birini dinliyor oluşumuzu ister istemez ironik buluyorum. İlerleyen zamanlarda kendini daha bariz gösterecek olan grup içi cepheleşmenin belki hız kazandığı, belki de yeni yeni başladığı bir zemin olan albüm; en nihayetinde dinleyicilerin kazandığı bir albüm hâline geliyor.
Albüme sert bir giriş yapan “Procreating Satan” dışında, şarkıların büyük çoğunluğu orta tempo üzerinden şekilleniyor. Hatta “Forces of Satan Storms”a kadar bariz denebilecek yüksek bir tempo artışı yaşanmıyor. Şarkı sürelerinin, geneli itibarıyla üç, dört dakika civarlarında seyretmesi ve toplam beste sayısının sekiz olması; çalışmayı grubun diskografisi içerisinde hem en akıcı hem de en kolay dinlenebilir albümlerden biri hâline getiriyor. Hâlihazırda bu incelemeyi yazıyorken albümü üçüncü kez dinliyor oluşumu ilk elden örnek gösterebilirim söz konusu duruma. Gerçi ben biraz yavaş da düşünüyor olabilirim. Neyse…

Yukarıda, “Twilight of the Idols”ın ortodoks bir black metal albümü olmasını engelleyen çoklu yapısından bahsetmiştim kısaca. Bunların en başında, en azından second wave black metal gruplarının büyük çoğunluğunun başvurmadığı mid tempo faktörü geliyor. Öte yandan, prodüksiyon kalitesi ve gitar işçiliğinin bize gösterdiği üzere şarkılar, ilerledikleri bu tempo içerisinde son derece vahşi. Daha da ileri gidildiğinde, bu mid temponun da iyice düşürüldüğü ve böylece en leş havaların, en depresif kafaların ve soluması en ağır dumanların odayı doldurduğu dakikalara şahit oluyoruz; grubun sanki albüm kapağında yer alan yanmış kilisenin havasını bize solutmayı istediğini düşündürürcesine. Gerek albümün karakteristiğini en bariz şekilde ortaya koyan, gerekse yer alan besteler arasında da kalitesi bakımından en çok öne çıkan parça “Exit – Through the Carved Stones”, bu paragraf boyunca anlattığım durumları başarılı bir şekilde dışa vuran beste olma özelliğini gösteriyor.
Albümün ibresinin hız kazandığı besteler beşinci parçadan itibaren başlıyor. Yer yer death ve thrash havalarını çağrıştıran riflerin araya serpiştirildiği bu parçalar, arkalarına davuldan aldıkları güçlü blast-beat’ler ile müzikal agresiflik ihtiyacı duyan bünyeleri tatmin edebilecek oranda doygun anlar barındırıyor. Davul demişken, albümün gizli kahramanı Kvitrafn’a da değinmemek olmaz. Hiç dinlemediğim Wardruna’da boy gösteren ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla normal şartlarda Gorgoroth ile hiç alakası olmayan bir müzik yapan Einar Selvik; yüzüne corpsepaint’i geçirip, “Kvitrafn” mahlasını alıp bu adamlarla birlikte davul setinin başına geçtiğinde, deyim yerindeyse kişilik değiştirmiş. Ekstrem metal davulculuğunun nelere kadir olduğunu unutmamakla beraber, bilhassa aşırı progresif olmayan parçalara iyi tuşeli ve tekdüze olmayan davullar yazmanın zor olduğunu düşünürsek Kvitrafn bu noktada işini fazlasıyla yaptığını söyleyebiliriz. Her ne kadar Frost gibi bir davulcunun Gorgoroth’da çalmış olmasından hiç şikayetim olmasa da (“Antichrist”, “Destroyer…”, “Ad Majorem Sathanas Gloriam”) bu davulcuyu en azından bir Gorgoroth albümünde daha dinlemek isterdim.
Infernus’un isminin yer aldığı tek beste; albümün son şarkısı “Domine in Virtute tua Laetabitur Rex” isimli ilginç oluşum. Dinlerken, Infernus’un albümün oluşum süreci içerisindeki psikolojisini yansıttığını düşündüğümü söyleyerek yorumlarımı bununla sınırlı tutuyorum.
Albüm kapağı, Norveç’in 90’lı yıllarda black metal üzerinden şekillenen tatsız hatıralarına gönderme yapmış, tarihi yapılara göz dikerek huzursuzluk yaratmış olacak ki yayınlanmasıyla beraber sansüre uğramakta gecikmemiş – Ek bilgi: Kapakta yer alan yanmış kilise, Varg Vikernes’in tayfasıyla beraber yakmış olduğu Fantoft kilisesi, kaynak “The Metal Archives”.) – Bu yüzden albümün bir de kapağında bu kilise yerine grup üyelerinin fotoğrafının olduğu sansürlü versiyonları mevcut.

Çalışmanın ismi ve taşıdığı tematik yapı, başlık olarak ikiye bölünmüş bir Nietzsche eserinin ikinci halkası. “Destroyer” da “How to Philosophize with the Hammer” başlığını kullanan grup, bu albümde de “Twilight of the Idols”ı kullanarak; filozofun Twilight of the Idols, or, How to Philosophize with the Hammer eserine tümden selam göndermiş oluyor. Tabii albüm başlığına “In Conspiracy with Satan” söz öbeğini getirip kendi yorumunu katmak kaydıyla.
Albümü henüz dinlememiş olanlar için ilk elden önerebileceğim parçalar; “Exit – Throguh the Carved Stones”, “Teeth Grinding” ve “Of Ice and Movement…”. Bununla birlikte, dinlerken albümün bütününden keyif almak pekâlâ olası.
Albüm bilgileri
- Gaahl: Vokal, sözler (1-4, 6, 7)
- King ov Hell: Bas, beste (2-6)
- Infernus: Gitar, beste (8), sözler (5)
- Kvitrafn: Davul, beste (1, 7)
- Procreating Satan
- Proclaiming Mercy – Damaging Instinct of Man
- Exit – Through the Carved Stones
- Teeth Grinding
- Forces of Satan Storms
- Blod og minne
- Of Ice and Movement…
- Domine in Virtute tua Laetabitur Rex

Bir yanıt yazın