Avangart metal monumentumu.
Emir Şekercioğlu
“Yalnızca saldırganlık ve yıkımla sınırlı kalmayıp, açıklanacak daha fazla duygu var.”
Martin Eric Ain, 1987
“Önemli olan bizim glam rock ya da bir yeraltı hardcore’u çalmamız değil, bir fikrin gelişimi ve yönüdür esas mesele.”
Reed St. Mark, 1986
“En ağır, en hafif, en ticari ya da en pozcu grup olup olmadığımız umurumda değil. Biz farklı olmaya, yeni bir şey olmaya çalışıyoruz.”
Thomas Gabriel Fischer, 1986
1987 yılında ikinci stüdyo albümlerini “Into the Pandemonium” adı altında yayınlayan Celtic Frost’un, temelde death ve black metalin gelişimini yönlendiren bir grup olmaktan çok daha ileriye varan idealleri olduğunu gösteriyor grubun klasik kadrosunun ağzından dökülen bu sözler. “Morbid Tales” ve “To Mega Therion” gibi çalışmalarının taşıdığı önemin arkasında da keza bu bakış açısının olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar bugün Celtic Frost’un bütün erken dönem icralarını bir death/black sentezi oluşturan first wave of black metal grupları içinde değerlendiriyor olsak da bu çalışmaların hiçbirinin birbiriyle bütüncül bir açıdan özdeş olmadıklarını da teslim etmemiz gerekir. “Morbid Tales”in soluksuz ilerleyen çizgisine karşın “To Mega Therion” salt bir death ya da black ögesiyle tanımlanamayacak ölçüde çoklu yapı barındırır içinde; klasik müziğin senfonik üslubu, ambient müziğin eklentileri, gotik tınılar ve daha nicesi. Lakin orada bu unsurların hiçbirisi yapılan metalin önüne geçmemekteydi. “Into the Pandeminium” adlı çalışmayı farklı klansa, “To Mega Therion”da kullanılan kimi formüllerin metal müzik bazında bir sınırlandırılmaya tabi tutulmaması, hatta bununla da kalmayıp ileri götürülmesi. Dolayısıyla “Into the Pandemonium” tam da grup üyelerinin ayrı ayrı yukarıdaki alıntılarda açıkladıkları üzere gözünü ileriye, yeniliğe dikmiş; döneminin kendilerine dayattığı herhangi bir kalıba eyvallah demeyi reddetmiş, farklı olmaya gayret eden vizyoner bir çalışma.

Ancak yine de söz konusu albümün, yayınlandığı dönemde kimi dinleyicileri şaşırtmasına ve yer yer hazım zorluğu yaratmasına da şaşırmamalı. Celtic Frost’un bu çalışmada ortaya koyduğu yeniliklerin düzeyi, dönemdaşı olan first wave ekstrem gruplarının hemen hemen hepsinden ciddi ölçüde ayrışıyordu. Bir ezan introsuyla açılıp beraberinde arkasına aldığı perküsyon tınıları üstünden yükselen o şarkıdan tutun, Charles Baudelaire’in “Tristesses de la Lune” (“Sorrows of Moon”) şiirini hem Fransızca kadın vokaller içeren bir klasik müzik bestesi hem de büsbütün metalleştirilmiş bir müzikle ve İngilizce vokaller içeren bir metal bestesi şeklinde iki versiyon olarak sunan şarkılara; endüstriyel ve gotik metal eklentileri taşıyan geçiş parçalarından, 90’larda yer yer grunge’ın demirbaş gruplarından bazılarında sıklıkla duyacağımız alternatif rock dokunuşlarına, senfonik davul ve vokallerden King Diamond etkileşimli falsettolara değin “Into the Pandemonium”; 1987 gibi bir yılda resmen bir “avangart metal monumentumu” hâline geliyordu. İlk elden sevilmek, yüceltilmek gibi bir amacının olmadığı, daha ziyade kendi çapında metal müziğin ufkunu olabildiğince yansıtmaya çalışan büyük bir yenilik olmayı amaçladığı belli oluyordu.
Biraz kafayı yorunca insanın aklına bu albümün belli bir oranda müziğinden ama ondan da fazlası, vizyonerliğinden ilham almış ve eklektik yapısını benimsemiş bazı gruplar ve çalışmalar geliyor; Mayhem – “Grand Declaration of War”, Tiamat – “Wildhoney” ve Coroner – “Grin” ilk elden aklıma gelenler. Kaldı ki adını saydığım bu çalışmaların birbiriyle alakası olmayan kişilerce yapıldığı düşünüldüğünde bile Celtic Frost’un nasıl zamanının ötesinde bir iş ortaya koyduğu ve metal müziğin spektrumunu ne kadar geniş bir bağlamda etkilediğini görmek mümkün.
Açıkçası, albümdeki her şarkının karşılık geldiği bambaşka bir anlatım ve üslup zenginliği var. Açılış parçası olan “Mexican Radio” cover’ı sanki bir grup arkadaşla, herkesin bir araba içine doluştuğu o bol alkollü gece maceralarının anılarını anımsatıyor. “Inner Sanctum” daha baştan tavizsiz agresifliğiyle bildiğimiz o klasik Celtic Frost’un kimliğini dışa vururken, “Tristesses de la Lune” / “Sorrows of the Moon” ayrı ayrı kusuyor içlerindeki melankolik irini. “Caress into Oblivion (Jade Serpent II)”un dozunda oryantal esintiler taşıyan yapısı ya da “Rex Irae (Requiem)”nin atonaliteyi, klasik müziğin Mass formunu ve metal müziğin çoklu kimliğini bir potada erittiği yapısı olsun, şarkıların birbirinin yerine geçemeyecek bir müzikal tecrübesi var. Rahatlıkla söylenebilir ki “Into the Pandemonium”daki her şarkının kendine ait bir kimliği var.
Albümle ilgili yapılabilecek küçük çaplı bir eleştiri olarak Tom G. Warriror’un yer yer sanki bayılıp yere yığılacakmış gibi söylediği o clean vokal stilinden biraz bahsedilebilir. Açıkçası Tom’un bu stili, albüm nezdinde yer yer meylettiği oryantal ezgiler ve temalardan ötürü belli bir dozda etkisinde kalmış olabileceği arabesk müziğin ifade biçimine bağlıyorum. Ancak dürüst konuşmak gerekirse ben bunda hiçbir problem görmüyor, hatta kullanıldığı şarkıların büyük çoğunluğuna yakıştırıyorum. Öte yandan, alışık olduğumuz o brutal, harsh vokal stilini çok daha iyi ve efektif kullandığını da düşünüyorum. Bu yüzden Tom’un bu vokalinden irite olanlar ya da en azından “olmamış!” diyenler için ne yazık ki “Into the Pandemonium”un eksileri biraz artabilir. Başka bir nokta olarak, bir yenilik ve deneysellik çabası olmasından ötürü söz konusu girişimi takdir etmekle birlikte “One In Their Prime” parçası için “olmasa da olurmuş” yorumunu yapabilirim.

Sözün özü, döneminin yön tayin eden gruplarının ortaya koyduğu çalışmalar içerisinde zamanının en cesur ve zengin çalışmalarından biri olan “Into the Pandemonium”, bugün bir Celtic Frost dendiğinde bir “Morbid Tales” ya da “To Mega Therion” kadar isminin anılmasını hak ediyor sanki. Anılmıyor da değil esasen, ama daha fazla anılmalı.
Albüm bilgileri
- Tom G. Warrior: Vokal, gitar, klavye, efektler
- Martin E. Ain: Bas, efektler, vokal (geri)
- Reed St. Mark: Davul, perküsyon, klavye, timpani, vokal (geri)
- Konuk:
- Claudia – Maria Mokri: Geri vokal (2), yardımcı vokal (5, 9)
- Malgorzata Blaiejewska: Keman (4, 9, 10)
- Eva Cieslinski: Keman (4, 9, 10)
- Wulf Ebert: Çello (4, 9, 10)
- Jurgen Paulmann: Viyola (4, 9, 10)
- Manü Moan: Vokal (4)
- Anton Schreiber: Korno (9, 10)
- Marchain Regee Rotschy: Geri vokal (13) – “1999 Remastered CD versiyonundan”
- Lothar Krist: Orkestra şefi (4, 9, 10)
- H.C. 1922: Geri vokal (8)
- Andreas Dobler: Gitar (9, 10, 14) – “1999 Remastered CD versiyonundan”
- Thomas Berter: Geri vokal (1)
- A Yüzü
- 1) Mexican Radio (Wall of Voodoo cover')
- 2) Mesmerized
- 3) Inner Sanctum
- 4) Sorrows of the Moon
- 5) Babylon Fell
- B Yüzü
- 6) Caress into Oblivion
- 7) One ın Their Pride
- 8) I Won’t Dance
- 9) Rex Irae (Requiem)
- 10) Oriental Masquerade

Bir yanıt yazın