Kadrosuyla, şarkılarıyla, her şeyiyle efsane albüm.
Oğuz Sel
“Aldı sazı eline, Al Di Meola.”
TDK sözlüğüne bile giren “geyik muhabbeti” sözünü Türkçeye kazandıran Cihan Demirci’nin ilk defa 1990 yılında basılan “Geyik Muhabbetleri” kitabında geçtiğini anımsadığım espri, onlarca yıl önce zihnimi epey kurcalamıştı. Sahi, Al Di Meola da kimdi? Bildiğimiz anlamda saz-bağlama mı çalıyordu? Kelime cambazlığı temelli bir dolu; iyi, kötü, soğuk, miadı dolmaya çok müsait ve zamansız espriye kucak açan kitapta, bu kişinin, adının geçmesini gerektirecek nasıl bir önemi olabilirdi?
İki ay önce aramızdan ayrılan ünlü caz piyanisti Chick Corea’nın başını çektiği Return to Forever adlı, caz fusion ve progresif rock grubuna gitarist olarak çağrıldığında henüz 19 yaşında olan Al Di Meola, daha genç yaşında, ne denli gelecek vadeden bir müzik insanı olacağını gösteriyordu. Bugün smooth caz söz konusu olduğunda akla ilk gelen George Benson gibi sanatçılardan ilham alan müzisyenin, müzik öğretmeni tarafından henüz çok küçük bir yaşta caz standartlarına yönlendirilmesi, onun için harika bir kazanımdı muhakkak. Gitar çalma konusundaki yeteneğini, Berklee College of Music ile pekiştiren Di Meola’nın öne çıkan birkaç özelliği vardı. Gitarı çok hızlı, doğal ve hatasız çalabiliyordu, İtalyan kökenli olduğu için Akdeniz müziğine yatkındı, karmaşık olduğu kadar melodik eserler de yaratabiliyordu. İşte Di Meola’nın o yaşında, Corea gibi bir üstadın ilgisini çekmesinin ardında bu nedenler vardı. Return to Forever ile üç albümde boy gösteren Al Di Meola, hem enstrüman hâkimiyetiyle hem de albümlerdeki besteleriyle dikkat çekiyordu ve bu durum, solo albümler yapmasında kendisine güç veriyordu. Return to Forever’dan ayrılmadan, bu gruptaki önemli isimleri de yanına alarak “Land of the Midnight Sun”ı kavurucu 1975 temmuz-ağustos aylarında kaydetti ve 1976’nın sonlarına doğru müzikseverlerin beğenisine sundu.
1970’lerin ortasını değerlendirdiğimizde daha taze bir tür olan ve rock, saykedelik, caz gibi unsurların tek potada eritildiği caz fusion formundaki eserlerden meydana gelen “Land of the Midnight Sun” Di Meola’nın, GTA: Vice City karakteri gibi göründüğü albüm kapağından -ki ilerleyen yıllarda kapaklarda giyinik hanımlar, yarı çıplak hanımlar, tam çıplak hanımlar varken en son kendisi de soyunup rahatladı- kısa ama vurucu oluşuna kadar her yönüyle kült bir eser bence. Kendisi, doğal olarak ikinci albümüyle turnayı gözünden vurmuş olsa da bu albümde yer verilen parçalar ve onların icracıları da epey değerli.

Kendi çapında hız rekorları kırdığı ve dinleyiciyi daha ilk dakikalardan palm mute’a doyurmaya başlayan “The Wizard”, her dinleyişimde 9 dakikanın nasıl geçtiğini anlamadığım albümle aynı adı taşıyan eser ve onu takip eden son derece sade bir Bach cover’ı, müzisyenin öyle şova kaçmadan, keyifli bir müzik dinletisi sunduğu işler oluyor. Ama fade in’le başlayıp dinleyeni darmadağın edebilen “Love Theme from ‘Pictures of the Sea’”nin benim için yeri ayrı. Çok değil, iki sene sonra Zülfü Livaneli’nin “Karlı Kayın Ormanı“nın bir bölümüne de ilham verdiğini düşündüğüm küçük melodiler içeren parça -onlarca yıl sonra ikili, aynı sahneyi paylaştı-, Return to Forever basçısı Stanley Clarke’ın müthiş seslendirmesi ve basıyla, Patty Buyukas’ın (Büyükaş?) da katkılarıyla muazzam bir şarkıya dönüşüyor.
Albümün ağır topu ise hiç şüphe yok ki “Suite: Golden Dawn”. Aramızdan hem çok erken hem de çok tatsız şekilde ayrılan, modern elektrik bas konusunda çığır açan ve Weather Report’ta harikalar yaratan Jaco Pastorius’un bas tarafında varlığını hemen hissettirdiği eseri, icra esnasında Di Meola’nın gitarının klavyesinden duman çıktığına yemin edebileceğim ama kanıtlayamayacağım “Short Tales of the Black Forest” takip ediyor. Chick Corea imzalı şarkı, Di Meola-Corea atışmasını deneyimlemek için bile dinlemesi gereken bir parça.
Dönemin şartlarına göre gayet temiz ve anlaşılır bir sound’a sahip -her ne kadar kimileri albüm yaşını belli ediyor dese de- yapımda stereo ses ayrımının başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Siz, Di Meola’nın gitarlarına odaklanıp giderken soldan gelen perküsyonlar, sağdan gelen elektrik piyanolar ve dikkat kesildiğinizde fark edeceğiniz diğer müzikal katmanlar, işitsel deneyiminizi hayli zenginleştiriyor. 1970’li yıllarda bazı başka sanatçıların albümlerinde de denk gelebileceğimiz ufak dinamik pan oyunları (sesin sağdan sola doğru geçmesi) bu albümde de mevcut ve esere, o döneme has ayrı bir lezzet katıyor.

Bir metal dinleyicisinin müzikal açıdan ufkunu genişletebileceğini düşündüğüm “Land of the Midnight Sun” caz fusion için de uygun başlangıç albümlerinden biri. Günün birinde ele almayı düşündüğüm ve benim de sanatçıyla tanışmama vesile olan “Elegant Gypsy” Di Meola’nın anıt eseri kabul edilse bile bu albümün de yabana atılacak bir yönü yok.
Albüm bilgileri
- Al Di Meola: Gitar, synthesizer, perküsyon, vokal
- Chick Corea: Piyano, marimba (6)
- Barry Miles: Klavye, synthesizer (2, 5)
- Stanley Clarke: Bas, vokal (4)
- Anthony Jackson: Bas (1, 2)
- Jaco Pastorius: Bas (5)
- Steve Gadd: Davul (1)
- Alphonse Mouzon: Davul (5)
- Lenny White: Davul (2)
- Mingo Lewis: Perküsyon (1, 2, 4, 5)
- Patty Buyukas: Vokal (4)
- The Wizard
- Land of the Midnight Sun
- Sarabande from Violin Sonata in B Minor
- Love Theme from “Pictures of the Sea”
- Suite Golden Dawn: Morning Fire/Calmer of the Tempests/From Ocean to the Clouds
- Short Tales of the Black Forest

Bir yanıt yazın