Seni seviyorum DEFTONES.
Devrim Gönenli
Sitede yayınlanan üçüncü incelememin, hayatımın gruplarından biri olan Deftones’un bu mükemmel albümü üzerine olmasının beni nasıl heyecanlandırdığını anlatamam. Evet, çok heyecanlıyım ve çok heyecanlı bir insana yaraşır şekilde, ilk cümlede ‘mükemmel’ diyerek spoiler vermiş bulundum. Durun daha fazlasını vereyim: Favori Deftones albümlerinizi (isterseniz ‘White Pony’ deyin, isterseniz ‘Diamond Eyes’) ilk dinlediğiniz zaman yaşadığınız heyecanın aynısını ‘Ohms’ta da yaşayacaksınız. Albümü henüz dinlemediyseniz, 2016’da çıkan ‘Gore’ hayal kırıklığından sonra ‘’Hadi be oradan!’’ diyebileceğinizi gayet iyi kestirebiliyorum ama yaşayacaksınız işte. Kariyerlerine her ne kadar ‘Adrenaline’ ile başlasa da asıl mevzuları ‘Around the Fur’ ve ‘White Pony’den itibaren yüzbinlerce hayatın soundtracklerini yazan Deftones, diskografisinde üst sıraları zorlayacak 9. albümü ‘Ohms’u 25 Eylül itibarı ile çıkardı. ‘‘Dilerim siz de, bu iğrenç yılın acısı ve tatlısıyla, albümden kendi hayatlarınız soundtracklerini bulursunuz.’’ diyerek ‘Ohms’u incelemeye başlayalım.
İncelemeye albümün ya da Deftones’un sound’unu açıklamak gibi bir sersemlik yaparak başlamayacağım. Zira Deftones denince birçok rock-metal müzik dinleyicisinin kafasında beliren bir mefhum halihazırda mevcut. Yine de albüm ile ilişkili yorumlara denk geldiğinizde, özellikle şarkı bazında, geçmiş albümlere sık sık atıf yapıldığını fark edeceksiniz. Bu yorumlar genellikle olumlu bir yaklaşım içerse de buna çoğunlukla karşı çıkıyorum ve bunun üç sebebi var. Birincisi, ilk albümünün üzerinden 25 yıl geçmiş ve 9. stüdyo albümünü çıkarmış bir gruptan yepyeni bir sound’la çıkıp gelmesine yönelik bir beklentinin biraz beyhude oluşu. İkincisi, zaten kendi karakteristiğini yaratmış bir ekibin o yarattığı dalgalarda yaratıcı şekilde yüzmesi için özgür ve motive olmasına yönelik inancım. Üçüncüsüne ise yazının devamında denk geleceksiniz.

Deftones, ‘Ohms’ ile efsaneler efsanesi müzik prodüktörü Terry Date ile işbirliğine geri dönüyor. Belki hatırlayanlar olacaktır: Grup 2008 yılında ‘Eros’ adlı albümü kaydetmek için Date ile bir araya gelmiş, ancak basçı Chi Cheng geçirdiği araba kazası sonucu komaya girdiğinden proje rafa kaldırılmıştı. Böylece 2003’teki kendini adını taşıyan albümleri, Date ile son işleri olmuştu. Özellikle ‘Saturdayı Night Wrist’ ile beraber deneysel yönünün peşinden koşan grup, Terry Date ile yeniden bir araya gelerek 2003 ve öncesindeki Deftones’u büyük ölçüde ‘Ohms’a taşıyor. Şimdi şarkılara bakalım.
‘Genesis’ bir Deftones albümü için yapılabilecek en güzel giriş şarkılarından birisi olmuş. Asla albümün geri kalanı hakkında fikir veren bir niteliğe sahip değil; yavaş-orta arası sağa sola salındıran keyifli bir Stephen Carpenter groove’u, canım Chino Moreno’nun bayık vokalleri ve iç acıtan scream vokalleri, alttan ufak ufak yürüyen synth’leri ve akılca kalıcı nakaratı ile ‘Hazır ol, geliyoruz!’ diye bize bağırıyor. ‘Ceremony’, basit yapısıyla son şarkı olan ‘Ohms’ ile birlikte, albümdeki en radyo dostu şarkı özelliğine sahip olsa da en az diğer bütün Deftones hitleri kadar güzel. Yani bildiğimiz Deftones…
‘Urantia’ ile işler ilginçleşmeye başlıyor. Carpenter, beklenmedik hızlı bir riff ile albümün havasının değişeceğinin sinyallerini veriyor. Hazır değinmişken, Stephen Carpenter albüm boyunca hiç boş atmıyor diyebiliriz. ‘Basit ama nitelikli müzik parçası üretmek zordur.’ klişesinin vücut bulmuş hali olan bu müthiş gitarist; insanı yavaş yavaş dansa sürükleyen, yer yer zıplatan ve bedende uyuşukluk yaratan muhteşem riffleri ile 10 şarkının neredeyse her anında dolu dolu bir performans sergilemiş. Ayrıca ‘Urantia’ ve ‘Radiant City’ parçalarında, diskografisinde alışık olmadığımız hızda yazdığı rifflerle Deftones geek’lerinin aklını alacak hareketlerde bulunmuş.
Grup elemanlarından laf açılmışken Abe Cunningham’a da bir uğrayalım. ‘Error’da 90’lara ve Korn’a selam çakan davul ritmi ile bize resmen ‘Şu snare sound’unu ekmeğe sürüp yiyebilir miyiz canım abim?’ diye düşündürtüyor. Davulların albüm boyunca mikste biraz geri kaldığını hissediyorum ama Cunningham, Carpenter ve Vega üçlüsü o kadar güzel koordine pasajlar yazmışlar ki bu pek sırıtmıyor.
Ve benim için albümün asıl mevzusu olan ‘The Spell of Mathematics’e geldik. Şarkının ağır ve yoğun başlangıcı; beni sanki kapkaranlık bir gecede, okyanusta, dalgalar suratıma çarpa çarpa boğuluyormuşum gibi hissettirdi. Bu nokta önemli; çünkü bu şarkıdan itibaren kendimi artık parçaları analiz ederken değil, şarkıları hissederken bulmaya başladım. Bir albüm dinlerken ilk turu olabildiğince tüm şarkıları sırasıyla dinleyerek tamamlamaya çalışırım. Bu şarkıdan sonra öyle olmadı. Başa döndüm ve her bir şarkının, dinleyeni ele geçirecek kadar güzel olduğunu gördüm.
Deftones zaten bu demekti. Evet, albümlerinin her birinin kendi içinde yarattığı bir atmosfer ve estetik tema söz konusu. Ancak bu grup, aynı zamanda tek tek şarkılarıyla da hislere dokunan, yazının başında belirttiğim gibi sevenlerinin hayatlarına soundtrack’ler yazan bir grup. ‘Gore’ ile bunu yaratamadığını hissettiğim Deftones, bu sefer bunu başarıyor.
‘The Spell of Mathematics’ ile aynı zamanda grubun ipleri eline geçirdiğini ve bize şunu söylediğini hissediyorum: “Şu an dinlediğin ne ‘Around the Fur’ ne de ‘Saturday Night Wrist’; şu an dinlediğin şey “Ohms””. Bu da çok önemli ve albüme yapılan ”Şu şarkı şu albümden çıkmış gibi.” şeklindeki yorumlara katılmamamın üçüncü sebebi. Deftones hayal ettiğimiz ve öngördüğümüz şeyler yapıyor ‘Ohms’ta; evet doğru, ancak ‘Ohms’ kendi karakteristiği olan ve birkaç yıl eskidikten sonra ‘Ohms’ olarak hatırlayacağımız bir albüm olmuş.
‘Pompeji’ ve ‘Radiant City’de, basçı Sergio Vega’nın albüm boyunca şarkıların gidişatına yön veren performansının iyice farkına varıyoruz. Artık Terry Date’in hikmeti midir, grubun kararı mıdır bilemem; ancak acayip lezzetli bas gitar tonları ve yer yer melodik tavrı ile (bkz. ‘The Spell of Mathematics’in sonu, ‘Ceremony’nin verse bölümü ve ‘Pompeji’) Vega, benim gönlümü fethetti. Ayrıca ‘Radiant City’de hızlı riff üzerine Moreno’nun yavaş vokallerinin yarattığı kontrast yetmezmiş gibi bir de bridge kısmında Chino imzalı telsiz efektli scream vokallerin ve boğucu synthlerin kullanımı, parçayı albümdeki en akılda kalıcı şarkılardan biri yapmaya fazlasıyla yetti.
‘Diamond Eyes’ ve ‘Koi No Yokan’ albümlerinde synth/keyboard kullanımını çoğunlukla atmosfer yaratmak için kullanan Frank Delgado, ‘Ohms’ta da benzer formülü kullanıyor. Zaten Deftones şarkılarında sokak düğünlerindeki piyanist şantör abiler gibi yardırmalar yapılmasını beklemediğimiz için bu şaşırtıcı değil. Delgado, çoğunlukla uzun sirenleri andıran bir altyapı kullanıyor, her bir şarkının temasına uygun seçimleri ile bizi şarkının içine biz fark etmeden çekebiliyor. Buna ek olarak, Delgado bu albümde ‘Ohms’un kendi karakteristiğini oluşturmasında çok önemli bir oynamakta. Bunun sebebi, şarkıların temasına uygun seçimler yapsa da kullandığı harika tonlar birbirinden çok da farklılaşmıyor. Böylece albümdeki parçaların dağınık ve birbirinden kopuk olmasının önüne geçilmiş oluyor.
Kapanış şarkısı olan ‘Ohms’, Carpenter’in E standart akor düzenine inerek beni şaşırttığı, doom/heavy metal rifiyle (”Time won’t change this, it’s how it’ll stay” sözlerine de bu yakışırdı zaten) verse kısmında bir stadyum şarkısı havası yaratan ilginç bir parça olmuş. Single olarak çıktığında dinlemediğim için, kapanış için biraz garip bir şarkı seçimi gibi geldi. Şarkı yine de çok güzel ve albümdeki lirikal temayı da sona erdirme açısından çok da yanlış yapmamışlar diyebiliriz.
Grubun en önemli imzası olan Chino Moreno hakkında bir şey yazmadan yazıyı bitirirsem başıma çok kötü şeyler geleceğinin farkındayım. Bu albüm Moreno’nun vokalist kariyerinin muhteşem bir seçkisi olmuş. Rock/metal dünyasının en kendine özgün tarzlarından birine sahip olup nicesine ilham olan canım Chino, ‘Ohms’ta tam anlamıyla şov yapıyor. Şarkılar içinde sık sık değişik yönlere koşturuyor; yeri geliyor iç gıcıklığı yaratıyor, yeri geliyor hüzünlü hissettiriyor. Bunları müthiş bir uyum içinde yapıyor. Nakaratlardaki vokal partisyonları, akılda kalıcılık ve melodik içerik açısından Chino’nun kariyerine yakışır şekilde ilerliyor tüm albümde.

Albümü bir bütün yerine parça parça ilerleyerek dinlemeyi tercih ettim. Çünkü Deftones; yaratıcı ve özgün albümler üretmekle yetinmeyip insanlarda anısı olan şarkılar yazmayı her zaman kendine dert edinen bir grup oldu. 2010’lu yılların ortasından itibaren üzerine binlerce tartışma yürütülen ”Gitar-davul müziğinin sonuna yaklaştık mı?” sorusu hakimiyetini sürdürmeye devam ederken, ana-akım metal sahnesindeki bir grubun 2020 yılında böyle bir albümle çıkagelmesi inanılmaz heyecan verici. İncelemenin başlangıcında değindiğim gibi: Dilerim ‘Ohms’ içinden hayatınıza soundtrack’ler bulursunuz. Seni seviyorum Deftones.
Albüm bilgileri
- Chino Moreno: Vokal
- Stephen Carpenter: Gitar
- Sergio Vega: Bas
- Frank Delgado: Klavye, sample'lar
- Abe Cunningham: Davul
- Genesis
- Ceremony
- Urantia
- Error
- The Spell of Mathematics
- Pompeji
- The Link Is Dead
- Radiant City
- Headless
- Ohms

Bir yanıt yazın