Kuş kapanından ifade özgürlüğüne; gerçek bir black metal şöleni.
Dünya saçma sapan yerlere gittikçe, kötülükler arttıkça içindeki nefreti, öfkeyi dışa vurmak isteyen insanların da sayısı doğal olarak artıyor. Bir kendini ifade biçimi olan metal, giderek artan bir verimlilikle bu konuda çok iyi bir araç olduğunu günbegün kanıtlıyor. Karşımıza çıkan black metal gruplarının, albümlerinin miktarı bunu bize açık şekilde gösteriyor; öyle ki özellikle son 10-15 yılda kurulan black metal gruplarının sayısı, bu süreçte kurulan yeni power metal, gotik metal, doom metal vs. grupların toplamından daha fazla bile olabilir.
Bugün bu grupların deneyimlilerinden biriyle, 15 yıldır ortamlarda olan PANZERFAUST’la birlikteyiz. “Tank yumruğu” anlamına gelen ve II. Dünya Savaşı’nda tanklara karşı kullanılan bazuka türü bir silah olan panzerfaust tam da black metale uygun bir isim olduğundan, tahmin edileceği üzere bu isimde pek çok grup var. Biz bugün bunların Kanadalı olanıyla yüzgöz olacağız.
2005’te kurulan PANZERFAUST, 2019’da çıkan “The Suns of Perdition – Chapter I: War, Horrid War”un ardından ikilemenin devamını da geçtiğimiz günlerde çıkardı. PANZERFAUST’un yaptığı müziğe baktığımızda Norveç’ten ziyade Fransa, İzlanda ve Polonya’dan beslenen daha Avrupalı bir black metal görüyoruz. KRIEGSMASCHINE’in mekanik ruhsuzluğu, MGŁA’nın çırpınışları, 1914’ün destansılığı PANZERFAUST için referans verebileceklerim arasında.
Grup tüm bunları şeytani olmaktan uzak, cehennemden fırlamış havasını fazla vermeyen ve daha ziyade dünyevi bir karanlıkla, mahvolmuşlukla yapıyor. Elbette ki albümde dine, inanca yönelik referanslar var ve zaten şarkılarda da buna yönelik konulardan bahsediliyor, ancak “The Suns of Perdition – Chapter II: Render unto Eden”ın sık sık karşımıza çıkan şeytanlı alevli black metal albümlerinden biri olduğunu söylersek, albümün kompleks yapısına haksızlık etmiş oluruz.

Beş uzun şarkı içeren 44 dakikalık albümdeki şarkı isimlerine baktığınızda veya araştırdığınızda bile grubun psikolojik, felsefi, etik ve dinî birtakım konuları iç içe işlediğini görebilirsiniz. İncil’in çeşitli bölümlerinde insan ruhu bir kuşa benzetilmekte, Tanrı da bu ruhları kanatları altına alan anne kuş olarak betimlenmektedir. Kuşlar çeşitli tehlikelerden kaçarak annelerinin güvenli kanatlarına uçarlar. Bu tehlikelerden biri de kuş avcısının (fowler) kapanıdır (snare). PANZERFAUST “Fowler’s Snare”de bu metaforlar üzerinden yola çıkarken; kapanıştaki “Pascal’s Wager”da ise Fransız filozof Blaise Pascal’ın 1600’larda öne sürdüğü ve “Pascal’s wager” olarak bilinen “insan Tanrı’nın var olup olmadığı konusunda hayatını ortaya koyduğu bir bahis oynar” görüşünü notalara dökme yoluna gidiyor. Diğer şarkıların da isimlerinden benzer gönderme ve konseptlere ulaşabilir, albümün tadını daha fazla çıkarabilirsiniz.
Grupların albümün en uzun şarkısını başa koyması genelde sevdiğim bir şeydir. İddialılık belirtisidir, ufak çaplı bir meydan okumadır. PANZERFAUST da albüme 10 dakikayı aşan “Promethean Fire”la başlıyor ve şarkının ilk saldırısını 2,5 dakikanın ardından yapıyor. Ortalarına doğru ARKONA’dan Masha’nın da katkıda bulunduğu ve çok şey kattığı bu şarkıyla (sözleri yazan da Masha), PANZERFAUST’un bu albümün oturaklı, ağırbaşlı, epik bir kimliğe sahip olmasını istediği açıkça görülüyor. Grup yaratmak istediği karanlık havayı temellendirmek adına hiç acele etmeden, gerekli tansiyon yükseltmelerini yaparak vuruyor darbelerini.
“The Suns of Perdition – Chapter II: Render unto Eden”ın etkileyici olmasını sağlayan başlıca şey de bu. Grup amaçladığı yoğun ve ezici/boğucu atmosferi yaratmak için ses efektleri, çeşitli atmosferik pasajlar falan kullanmadan sadece rifleri, arpejleri, taramaları ve melodileriyle bunu başarmayı biliyor. Üst üste binen etkileyici haykırış ve kükremelerin altına döşenen katmanlı gitarların köşeli, yer yer atonal ama büyük oranda müzikal karakteri sayesinde şarkılar pek çok yüze sahip, değişken karakterli yapıtlara dönüşüyorlar. Albümü şöyle inanılmaz, böyle muhteşem diye tekil bileşenlerden övmüyorum, çünkü gerçekten topyekûn bir kudret, ezicilik, etkileyicilik söz konusu.

Bunlarla birlikte “The Suns of Perdition – Chapter II: Render unto Eden”ın yılın en değerli black metal albümlerinden birine dönüşüyor. Kapağından tutun da işlediği konulara kadar ortak bir kimlik oluşturmayı başaran albüm, her şeyden öte kendine özgü bir karakter ortaya koyuyor ve herhangi iyi bir black metal albümü olmanın ötesine geçiyor. Eğer albümün size sunduklarını almaya hazırsanız, sizi içine çekme çabasına karşı koymazsanız, sizi gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici anlar beklediğini hiç tereddütsüz söyleyebilirim.
Albüm bilgileri
- Goliath: Vokal
- Kaizer: Gitar
- Thomas Gervais: Bas
- Alexander Kartashov: Davul
- Konuk:
- Masha Scream: Vokal (1)

Bir yanıt yazın