Bir albüm, iki farklı görüş.
Ahmet Saraçoğlu
“Thrash metalin büyük gruplarını bekleyen tehlike” şeklinde clickbait bir internet haberi görseydim muhtemelen tıklamaz ve “kendilerini tekrarlamalarından bahsediyorlardır, başka ne olacak” der geçerdim. METALLICA ve MEGADETH gibi olayı thrash metalin dışına taşıyan grupları çıkarınca; OVERKILL, EXODUS, TESTAMENT, DEATH ANGEL, KREATOR, DESTRUCTION, ANNIHILATOR gibi isimlerin başına gelebilecek başlıca bela bu grupların ilhamlarının tükenmesi ve aynı albümü ardı ardına çıkarmaya başlamaları olarak karşımıza çıkıyor. Hissettirdikleri aidiyet ve nostalji faktöründen ötürü ne yapsalar sevecek sadık kitleyi bir kenara ayırırsak, olaya objektif bakan dinleyicilerin bu tekrarlama ve heyecan azalmasını ilk andan görmesi ne yazık ki gayet olası, gayet kolay.
Çok iyi olduğu yönünde mutabakat sağlanan öküz evladı “The Gathering”in ardından gelen geri dönüş albümü “The Formation of Damnation” kimilerince iyi, benim de içinde bulunduğum bir kesim içinse fena olmayan bir albümdü. Sonrasında çıkan “Dark Roots of Earth” pek çoklarınca beğenilmiş, bazıları ise albüme ısınamamıştı. Ondan sonra çıkan “Brotherhood of the Snake” ise benim de içinde bulunduğum bir kesimin çok beğendiği, kimilerinin ise vasat bulduğu bir çalışmaydı. Kısacası TESTAMENT son 20 yılda çıkardığı tüm albümlerde ayrıştırıcı işler yapmış; bazılarınca göklere çıkarılırken bazıları tarafından da özelliksiz bulunmuştu. Aynı şey “The Gathering”i ayrı tutarsak 90’lı yıllarda çıkardıkları albümler için de geçerli.
Bunun dipteki sebeplerinden birinin thrash metalin yapı itibarıyla yeniliğe açık olmayan bir tür olmasını görüyorum. Zamanında yapılan yaratıcı işleri kanıksayınca, günümüzde bir thrash metal albümünün herkesçe çok iyi bulunması için gerçekten bir şeyleri çok farklı düzeyde iyi yapması, bizi şaşırtması gerekiyor.
“Titans of Creation”ı yeterli miktarda dinleyen ve her şarkıyı iyice özümsemiş biri olarak söyleyebileceğim ilk şey, albüm bir şeyleri çok farklı şekilde iyi yapmıyor. “Titans of Creation” TESTAMENT’ın DNA’sına kodlanmış ve asla sarsılmayacak birtakım mükemmellikleri yansıttığı için doğal olarak belli bir kalitenin üstüne çıksa da büyük resme baktığımızda sadece “yeterli” olmakla “yetinen”, grubun diskografisine özgün bir katkı yapmayan bir albüm. Olaya “bu yıldızlar karmasından bu mu çıktı?” diye bakmıyorum; sonuçta albümün tamamına yakınından Eric Peterson sorumlu. Ancak yıldızlar olsun olmasın albümdeki ilham eksikliği ve vasata alışma durumu benim gibi eski TESTAMENT’çıları rahatsız edecek düzeyde.

“Titans of Creation”ı yaklaşık 20 kez dinledim. Şu an düşündüğümde bu 12 şarkı arasında her şeyiyle aklıma kazınmış 6 şarkı olduğunu görüyorum ve onların da anca yarısı bir şeye benziyor. Filler demek istemiyorum ama bazı şarkılar gerçekten de var olma sebeplerini sorgulatıyorlar. Misal hard rock soslu “Dream Deceiver”ı ya da girişindeki aşırı bayık rifi şarkının üçte birlik süresince tekrarlamaktan sıkılmayan “The Healers”ı bundan sonra neden dinleme isteği duymalıyım gerçekten bilmiyorum. Hepsini geçtim, hayatımda duyduğum en anlamsız kapanış şarkılarından biri olan “Catacombs”un ne işe yaradığını, bu kadar sikko bir klavye tonuyla albümün kapanışında nasıl bir işlev gördüğünü hiçbir şekilde anlamıyorum. “Legions (In Hiding)”in giriş rifini içeren ve muhtemelen bugüne dek TESTAMENT’tan duyduğum en anlamsız iki dakikadan oluşan bomboş bir yer israfı.
Şu albümde Chuck Billy’nin hayvan gibi tecrübesi ve karakteristik yorumu olmasaydı, “Titans of Creation”ı gerçekten ikinci, üçüncü kez dinlemeyebilirdim. Burada olaya “o kadar kötü değil ama” şeklinde bakmamak lazım. TESTAMENT’ın bu kadar ortalama şarkıları bir arada sunabiliyor olmasına bakmak, hatta bunu TESTAMENT özelinde de görmeyip türün genel bir sorunu olarak almak gerekiyor diye düşünüyorum. İlham geldiğinde, yaratıcı şekilde yapıldığında thrash metal hâlâ harika bir şey, ancak kabul etmeliyiz ki bu giderek daha az şekilde karşımıza çıkıyor. Bence thrash metalde yapılabilecek daha pek çok şey, aralanabilecek daha pek çok kapı var ancak bir dolu grup “olduğu kadar” bilinciyle albümler yapmayı yeterli görüyor. TESTAMENT gibi bir gruba bu yakışmıyor.
Bakın çok net örnekler vereyim:
“The Legacy”den herhangi bir şarkı seçelim. Mesela “Burnt Offerings”. “Burnt Offerings” bu albümdeki tüm şarkıları donunda sallar.
“The New Order”dan herhangi bir şarkı seçelim. Mesela “Disciples of the Watch”. “Disciples of the Watch” bu albümdeki şarkılardan 10 kat daha iyi bir şarkı.
“Practice What You Preach”ten herhangi bir şarkı seçelim. Mesela “Sins of Omission”. Bu albümdeki şarkılar “Sins of Omission”ın anca getir götürünü yapar.
“Souls of Black”ten herhangi bir şarkı seçelim. Mesela “Face in the Sky”. “Face in the Sky” bu albümdeki tüm şarkılardan daha yaratıcı bir şarkı.
“The Ritual”dan herhangi bir şarkı seçmeyelim, ama en azından “Return to Serenity” tabii ki de bu albümdeki tüm şarkıların toplamından daha değerli bir şarkı.
“Low”a bakalım. “INNOCENT PEOPLE SUFFER THE LOSS!” Albüme adını veren şarkı buradaki tüm şarkıları suya götürür susuz getirir.
Gelelim “Demonic”e. “The Burning Times” hepsini tokat manyağı yapar.
“The Gathering”i zaten saymıyorum, gözünüzü kapatın herhangi birini seçin.
“The Formation of Damnation”dan “The Evil Has Landed”, “Dark Roots of Earth”ten “Native Blood”, “Brotherhood of the Snake”e adını veren şarkı… Hepsi de bu albümdeki şarkıların çok üstünde yapıtlar.
Burada sadece “eskiler çok iyiydi yeniler bok gibi” demeye çalışmıyorum. Benim derdim bu şarkıların tembel şarkılar olması. Üzerine yeterince kafa yorulmadığını hissettiren şarkılar olmaları. Tamam grubu çok seviyoruz, üzerimizde emeği var falan ama şu albümdeki cilalı prodüksiyon gücünü, kadro derinliğini ve TESTAMENT formasını çıkardığımızda ben elimde avucumda cidden pek bir şey göremiyorum. Son olarak içimde kalmasın, şunu da söyleyeyim; Alex Skolnick gibi geçmişte yaptıklarını, solo projesini, albümlerine konuk olduğu müzisyenleri bildiğimiz bir adam Eric Peterson’ın yazdığı şu şarkıları gerçekten samimi şekilde seviyorsa, büyük bir heyecan duyarak çalıyorsa ben de bir şey bilmiyorum.
Not: 6/10

Erhan Yiğit
Titans of Thrash Metal
Testament ile ilk tanışmam Iraklı bir İngilizce öğretmenimin bu grubu bana şiddetle tavsiye etmesiyle başladı. Günler sonra evde takılıp müzik dinlerken ”Neymiş lan bu Testament?” deyip internetten kulağa hoş gelen üç beş parçasını indirmiş ve kelimenin tam anlamıyla büyülenmiştim. Kimin attığını henüz bilmediğim o lezzetli ve orgazmik sololar beni benden almıştı. Haftalar hatta aylar boyunca mp3 çalarımda bu cennetten çıkma grubun önce şarkıları daha sonra ise diskografisi çalmıştı (Halen de çalmakta). Testament benim için içinden bir türlü çıkmak istemediğim bir Thrash metal girdabıydı. Bir şarkısı biterken diğeri başlıyordu. Dizginlenmeyi bilmeyen, tadına doyum olmayan o yıldırım gibi gitar riffleri ve dinleyicisine adeta balgam saçan, kükreyen vokaller, gerçek manada içimdeki agresyonu ve tatminkarlığı besliyordu.
Kariyerinde The Legacy, Practice What You Preach, The New Order gibi türünün klasiği olmuş albümleriyle 80’li yılları sallamış, 90’lı yıllara Souls of Black ile öküz gibi dalmış ve The Gathering ile öküz gibi çıkmış olan kısaca 40 yıl öncesinden başlayıp, günümüze kadar uzanan bu kanlı müzik dönemlerinde önüne geleni tekmeleyerek kenara çarpmış bu grubun artık yorulması için bahanesi çoktu aslında; Skolnick’in uzun süren yokluğu, Billy’nin kanser süreci derken ”Kardeşim yetti gali kapatıyoz dükkanı hade” diyebilirlerdi. Onun yerine toparlanıp tekrar bayrağı ellerine aldılar ve dinleyicileri hayal kırıklığına uğratmayacak yeni yapıtlara imza attılar. Şimdi ise karşımıza yine tarzından ödün vermeyen, içerik bakımından zengin ve tuhaf tarikatları, seri katilleri ve antik çağ mitolojisinini de konu edindikleri Titans of Creation ile çıkıyorlar.

Yeniliği sınırlı tutmak
Yapıtın miksajını ve mühendisliğini bir çok yönden başarılı bulduğum ama bir o kadar da tek tip ve hatta ruhsuz sound’lar da yarattığını düşündüğüm Andy Sneap üstlenmiş. Daha önceki bir kaç albümü de Andy Sneap ile birlikte kaydeden Testament’e lafım yok ama Sneap’ın kendini belli eden o aşırı temiz, her notanın ve enstrümanın ayrı ayrı duyulabildiği miksaj anlayışı kimi zaman şarkılardaki derinliği yok edebiliyor. Kayıtlar temiz ve tatlı olsun diye uğraşırken diğer yandan da metal müziğin kirli karakterini unutuyormuş gibi parçaları kendi standardına entegre ediyor; The Formation of Damnation albümünden beri yakaladığı soundu son 3 albümden beri değiştirmeyen Eric Peterson, Titans of Creation albümünü de aynı anlayış ile yoğurmuş. Kayıtlar gümbür gümbür, parçalayıcı ve leşçi onu anlayabiliyoruz lakin dinleyicinin karşısına yine aynı sound ile çıkmakla yeniliği gereğinden fazla sınırlamak aynı şey. Bu yüzdendir ki albümün tınısını yine de beğenmeme rağmen hiç risk almadan neredeyse her şeyi yerli yerinde bırakmak beni bir miktar rahatsız etti. Şimdiden söyleyeyim bu albüm bir çok açıdan önceki albümleriyle özellikle de The Formation of Damnation ile temel benzerlikler taşıyor. Sevindirici olan şey ise geri döndüklerinden bu yana piyasaya sürdükleri yapıtların genel olarak iyi yönde olması. Bu yüzden grubun üzerinde yürüdüğü çizgi kötü eleştirilemez (Şu yaşlarına gelmişler hala ortamlarda akıyorlar, öpüp başımıza koymak gerek). Peki bu risk almama olayı grubu ileri mi atıyor yoksa yerinde mi saydırıyor? Cevabı her ikisi de: Testament ileriye atılırken atladığı yerde yerinde sayıyor.
Detaylara inmeden önce Chuck Billy’nin albüm hakkındaki bol sürprizler, hayvan gibi metal, blast beatler ve hatta ballad bile olacak açıklamaları beni yeterince heyecanlandırmamıştı. Söz gelimi zaten Testament’i Testament yapan elementler bunlar; Öküz gitar rifleri ve melodik yönü olan ‘Signature’ sololar bu grubun olmazsa olmazlarıydı. Zaten albümü detaylı incelerken de bu elementleri ve grubun önceki çalışmalarını da katacağım çünkü Testament son 12 yıldır ilk dönemlerindeki müzik anlayışı ile 2000’li yıllarda tekrar bir araya geldiklerinde yaratmak istedikleri soundu sulandırmadan birleştirme çabasında olduğu aşikar. Bu uğurda bahsettiğim gibi fazla risk almadan ve deneyselliğe bulaşmadan projelerine düzenli aralıklarla devam ediyorlar.
Beklentileri karşılamak
Kimse şu saatten sonra Testament’ten The Legacy veya Souls of Black beklememeli zira değişen şartlar, geçen zaman ve bir takım değişikliklere uğrayan müzikal düşünceler bunu imkansıza yakın kılıyor. Bundan hariç bu gruptan bir önceki albüm ayarında bir şeyler bekleyip alıyorsanız, gayet başarılı olmuşlar demektir.
Night of the Witch şarkısının single halinde yayınlanmasından sonra kanımca Brotherhood of the Snake veya Stronghold kadar sağlam olmaması, 6.32 dakikalık süresine nazaran kısa kalan solosu ve basite indirgenmiş sözleri, bana “Umarım bu albümün tamamı için geçerli değildir” dedirtti. Parça isimlerinin yayınlanmasıyla gözüme ilişen Curse of Osiris, Ishtar’s Gate, Code of Hammurabi şarkılarını görünce “Aha lan gene kafa göz yaracak babalar. Antikli, bol tanrılı şarkılar yapmışlar” dedim ve yine hayal kırıklığına uğramadım ama albümü bitirdiğimde bir ballad ile karşılaşmadım. Eric Peterson bunun hakkında “Yetiştiremedik” minvalinde bir açıklama yapmış. Parça isimleriyle bir nebze ısınan kanımı kaynatan şarkı ise Children of the Next Level oldu; bu yılın Thrash Metal janrında en iyisi olabileceği konusunda iyice ikna oldum.
Albüm Children of the Next Level ile, açılış için gayet yerinde bir seçim olan bu hayvanımsı parçayla başlıyor. Söylemem gerekir ki epik girişiyle single olarak yayınlandığında bile en iyilerinden olacağının sinyallerini vermişti; Öyle de oldu zaten. Şarkı yıllar önce Amerika’da uzaylılara inanan ve eğer yanlış hatırlamıyorsam intihar ederlerse ”Next Level” adını verdikleri makama ulaşacaklarını inanan bir tarikatı anlatıyor. Şarkının geneline yayılan klasik Testament dinamiği ve Alex Skolnick’in attığı nefis sololar albümün geri kalanı için dinleyeni güzel düşüncelere sevk ediyor. Hız kesmeden isminden de anlaşılacağı üzere bu sefer de geleceğe gönderme yapan (3 ay sonrasına da olabilir bilemiyorum) WWIII şarkısına giriş yapılıyor. Bildiğimiz Thrash metal rifleriyle ve davul yürümesi ile sıradanlaşmış hissi veren bu şarkı, sıkı bir Testament dinleyicisi olan şahsımı pek tatmin etmedi diyecekken 2.07’de başlayan, boyun kıran rif saldırısıyla lafımı geri aldırıyor. Oldukça çekici bir üslupla ve Chuck Billy’nin Groove kokan vokalleriyle başlayan Dream Deceiver sonuna kadar övgüleri hak edecek derecede güzel bir şarkı olmuş. Alex Skolnick’in wah pedalı ile güç gösterisi yaptığı şarkılardan biri olan bu şarkı albümün en iyilerinden olma niteliğini kazanıyor. Albümün ilk single’ı olarak sürülen Night of the Witch ise beni yeterince tatmin etmeyen tek şarkı. Fazla yüzeysel ve gereksiz uzun geldi. Ayrıca ”Who is ready to die”, ”Behold the devil’s sign” gibi yavaş yavaş miladını dolduran sözlere sahip. Bunları saymazsak arada açıp dinlenilesi bir parça diyebilirim. Yapıtın beşinci ve en uzun şarkısı City of Angel için net olarak söyleyebilirim ki albümün en sağlam beş şarkısından biri. 1985 yılında onlarca kişiyi öldürmüş bir seri katili konu alan parça, kasvetli havası ve ağır seyreden ritmi ile zaman zaman The Gathering dönemlerine de selam gönderiyor. 3.28’de başlayan bölümü ve arkasından gelen koşturmalı gitar rifleri çok karizmatik ve lezzetli olmuş. Albümün ilk yarısının son şarkısı olan Ishtar’s Gate antik bir Mezopotamya tanrısı olan Inanna’yı anlatıyor. Extreme metalin yer yer Heavy metal ve Epic metalle birleştiği Orta Doğu ezgileriyle çok renkli bir hale getirilen şarkı, DiGiorgio’nun genele yayılmış ve sesi daha da açılmış bas gitar tınıları ve sanıyorum Chuck Billy’nin daha önce denemediği vokal tarzı ile farklı bir kulvara yerleşiyor.

Titans of Creation’ın son yarısının ilk yarısı kadar heyecan uyandırmadığını söyleyebilirim fakat dediğim gibi Testament’in genel ortalamaya yaydığı beste anlayışı albümün bu yarısını kurtarmaya rahatlıkla yetiyor. Yani ‘filler’ diye tabir edebileceğimiz tek bir şarkı bile yok. False Prophet, bildiğimiz bir Thrash metal şarkısının Testament hali. City of Angels kadar iyi değil gibi ama tadında kullanılan djent tekniği ve Skolnick’in oynak soloları şarkıyı es geçtirmiyor. Code of Hammurabi’nin wah pedalına bağlanmış bas gitar melodisi ve çeşitli zil oyunlarıyla harmonize edilmiş davul ataklarıyla Testament’in değişik şeyleri de denediğine şahit oluyoruz. Şarkının neredeyse tümünde bir Mezopotamya etkisini hissediyorsunuz. Zaten şarkının anlattığı ile enstrümanların dili uyuşuyorsa maça 1-0 önde başlıyorsunuz. Albümün Chuck Billy ile kaydettiği son şarkı Curse of Osiris tıpkı Brotherhood of the Snake’in kapanış şarkısı The Number Game gibi aşırı hızlı başlayıp bitiyor. Kardeşi Set tarafından öldürülen Osiris’in intikamının, oğlu Horus tarafından alınmasından bahseden şarkı, Death metal vokallerine benzer bir vokal tarzına ev sahipliği yaparken Gene Hoglan’ın Blast Beat tekniğini kullanması ile göz dolduruyor. Buraya kadar inanılmaz bir enerji ve mükemmel bir beste anlayışı ile gelen Gene Hoglan’ı tebrik etmek istiyorum. Albümün en son ve en kısa şarkısı unvanına sahip Catacombs ise Low albümündeki Legions şarkısının girişinde kullanılan gitar riflerinden bestelenmiş. Bu kadar tespit kasma ve detaylandırma çabalarının sonucunda eskilere güzel bir gönderme yapan ve bu kısa şarkıyla sonlanan yapıtın beni yine hayal kırıklığına uğratmadığını ve Testament’in her zamanki hayvanlığından ödün vermeden beklentilerimi fazlasıyla karşıladığını söyleyebilirim.
Tablosunu bulsam evimin bir köşesine astıracak kadar çok beğendiğim ve en güzel albüm kapakları (Eliran Kantor) listesine kafadan ilk 10’a gireceğini düşündüğüm Titans of Creation benim için şimdiden bu yılın en iyi albümleri listesine girdi bile. O denli dengeli ve tatlı bir albüm olmuş. Yediği ekmeğin hakkını veren Testament’e selam olsun. Metal ile kalın.
Not: 9/10
Albüm bilgileri
- Chuck Billy: Vokal
- Eric Peterson: Gitar
- Alex Skolnick: Gitar
- Steve DiGiorgio: Bas
- Gene Hoglan: Davul
- Children Of The Next Level
- WWII
- Dream Deceiver
- Night Of The Witch
- City Of Angels
- Ishtars Gate
- Symptoms
- False Prophet
- The Healers
- Code Of Hammurabi
- Curse Of Osiris
- Catacombs

Bir yanıt yazın