MOONSPELL'in depremle ilgili albümünü dinlerken nasıl yere düştüm…
İnsanlık tarihinin en önemli felâketlerinden biri kabul edilen Büyük Lizbon Depremi’ni konu eden bir albüm yapmak, Portekizli bir grubun üstlenebileceği en büyük sorumluluklardan biri olsa gerek. Azizler Günü olan 1 Kasım 1755’de, saat 9.40’ta gerçekleşen 9 büyüklüğündeki bu depremde 200.000 kişilik Lizbon nüfusunun yaklaşık beşte biri ölmüş, binaların %85’i yıkılmış, deprem sonrası yaşanan artçı sarsıntılar, yangınlar ve tsunamiler dolayısıyla neredeyse tüm önemli kiliseler yıkılmış, Vasco da Gama’nın keşif kayıtları da dâhil 70.000 kitaplık kraliyet kütüphanesi yok olmuş, siyasi kriz baş göstermiş, Portekiz ekonomisi çökmüş, kısacası ülke birkaç saniye içinde her anlamda yerle bir olmuştu.
O sıralarda depremlerin tanrının insanları cezalandırması olarak görüldüğü toplum ve entelijansiya içerisinde de çatlaklar oluşmuş, tanrının iyi olduğu insanlarını her şeye rağmen hep sevdiği düşüncesine karşı sesler yükselmişti. Voltaire’den Kant’a kadar pek çok düşünür, depremin ilahi bir ceza olduğu görüşüne karşı çıkmış ve tarihte belki de ilk kez depremlerin bilimsel gerçekliği sorgulanmaya başlanmıştı.
Kısacası 1755 Lizbon Depremi; hem inanç anlamında, hem düşünce anlamında ve elbette ki fiziksel anlamda taşların yerinden oynamasına yol açmış, modern sismolojinin ve deprem mühendisliğinin doğmasına yol açmıştı.
Dolayısıyla MOONSPELL’in, ülkesinin yaşadığı en büyük felâketi konu eden bir albüm yapması ve bunu Portekizce yapması gayet olası bir şeydi. Açıkçası bunu bugüne dek yapmamış olmalarına bile şaşırdım diyebilirim, çünkü Avrupa’daki pek çok şeyi etkileyecek boyutta, devasa bir felâketten söz ediyoruz.
Böyle bir işe girişirken, üstlenilen sorumluluğu da göz ardı etmemek gerek. Yaşanılan böylesi bir felâketi üstün körü yansıtmak, karşılığında son derece olumsuz düşüncelere yol açabilir. Dolayısıyla grup bu albüme her şeyini verdiğini, olaya bir felâket belgeseli çeker gibi yaklaşmadığını çok net şekilde gösteren bir iş ortaya koymuş. “1755”i dinlerken, sözlerin tercümesini okurken, grubun depremin hem fiziksel hem de düşünsel, inançsal yıkımlarından bahsettiğini görüyoruz. “Bir sürü insan öldü, evler barklar yok oldu”nun yanında, grup kilisenin ve bir kısım insanın felâketlere olan bakış açısının da çöktüğünü ifade ediyor ve “Tanrı bunu neden istedi?” diye soruyor.
“Bakın bugün Azizler Günü, siz onları anmak için dört bir yanı süslediniz, ama azizler yardımınıza gelmedi.”

Albüme müzikal açıdan baktığımızda, MOONSPELL’in son derece olgun, artık iyice ne yaptığını bilir bir grup olduğunu ve herkesin harcı olmayan bir işi bileğinin hakkıyla kotardığını görüyoruz. Portekizce şarkı sözleri Fernando’nun ardından olanca gerçeklikleriyle çıkarken, albümde büyük rol oynayan yaylıların da etkisiyle her şey daha yoğun, daha dramatik bir hâl alıyor. Gerçekten de boş şarkının olmadığı, her şarkının ayrı bir olayı anlattığı ve dinlerken sözlerini anlamasak bile tüm albümün ortak bir konuya yöneldiğini hissedebildiğimiz bir müzik içeriyor “1755”.
Grup yer yer, özellikle “Extinct”te çok başarılı şekilde başvurduğu oryantal tatlara da kayıyor. Öyle ki kimi yerlerde MYRATH’a varan bir Kuzey Afrika havası işin içine giriyor. Bunun sebebi belki de aynı depremde Fas’ta da bir dolu insanın hayatını kaybetmesidir. Öyle değilse bile bu oryantal tatlar, yaylılar, MOONSPELL’in müziğine çok yakışıyor.
Bu tatların yanı sıra, MOONSPELL albümün dinamik olmasını sağlamak adına depremin üzüntü/acı/çaresizlik boyutu ile öfke boyutunu gayet iyi dengeleyen bir yaklaşım benimsemiş. Clean vokalli ağıtlar, yitip gidenlere yakarışlardan ziyade, Fernando albümün neredeyse tamamında kükrüyor, haykırıyor, öfke kusuyor, isyan ediyor. Bunun oluşmasını sağlayan bir numaralı etken de, az önce değindiğim inanç olgusu. Grup olayın “Sizi seven tanrınız hani nerede?” kısmını yansıtmak ve belki 250 yıl sonra, günümüzde bile aynı düşünce yapılarının savunulabildiğine tepki göstermek adına, olayın inanç boyutunu sürekli olarak vurguluyor.
Albüm bittiğinde gerçekten de doyurucu ve sürükleyici bir şey dinlediğinizi hissediyorsunuz. Portekizce bilmiyor olsanız bile, Fernando’nun sesindeki hırsı, inanmışlığı, adanmışlığı deneyimlemek adına bile dinlenebilecek bir albüm olan “1755”i, MOONSPELL’le henüz tanışmamış ancak tanışası olanlar başta olmak üzere baya sarsıcı bir 50 dakika geçirmek isteyen herkese tavsiye ederim.
Not: Geçtiğimiz Pazar sabahı Cihangir’den Rumeli Hisarı’na kadar yürüdüm. 2 saat süren bu 11 km’lik yürüyüş sırasında dinlediğim birkaç albümden sonuncusu “1755”ti. Yürüyüşümün sonlanmasına 15-20 metre kala, tam Rumeli Hisarı’nın önüne gelmeme birkaç saniye varken ve tam bu albümden Desastre şarkısını dinlerken, belediyenin ıslak çimento döktüğü ancak üstünü kapatmadığı aşırı kaygan bir balçık birikintisine düştüm (aslına bakarsanız, koydukları dandik tahta iskele devrilince düştüm). Eşofmanım, elim kolum, her yanım battı…

Hani bazen dinlediğiniz müzikle o sırada bulunduğunuz mekân örtüşür de o şarkıyı duyunca o yer, o yere gidince de o şarkı aklınıza gelir ya. Her ne kadar epey tatsız anlar yaşadıysam da, sanırım dinlediğim şarkının adı ve başıma gelen şey arasında daha iyi bir birlikteliği, istesem de kuramazdım.
Hayat işte.
Albüm bilgileri
- Fernando Ribeiro: Vokal
- Ricardo Amorim: Gitar, klavye
- Aires Pereira: Bas
- Pedro Paixão: Klavye, sample, programlama, gitar
- Miguel Gaspar: Davul
- Em Nome Do Medo
- 1755
- In Tremor Dei (feat. Paulo Bragança)
- Desastre
- Abanão
- Evento
- 1 De Novembro
- Ruínas
- Todos Os Santos
- Lanterna Dos Afogados

Bir yanıt yazın