Batum'da ahududu satan yaşlı Gürcü teyzeden, içimizde fırtınalar koparan notalara.
Doğuşundan itibaren takip ettiğiniz bir grubun birkaç albüm içinde inanılmaz işler yapan bir oluşuma dönüşmesine tanık olmak cidden büyük keyif.
“Hmm, iyiymiş” diye başlayan bu yolculuk, “Vaaay helal” ile devam ediyor, “Oha nooluyo”ya, ardından “Yok böyle bir şey”e, son olarak da “Köpeğinizim ulan”a dönüşerek yolunu buluyor. Pasifagresif’in açıldığı sene çıkan ” Tall Poppy Syndrome” ile tanıştığım LEPROUS, “Bilateral” ile “bu adamlar farklı” dedirtmiş, “Coal” ile aklımı almış, “The Congregation” adlı modern klasikle de hayatta en sevdiğim gruplar arasına adını yazdırmıştı. Grubun çok karakteristik ancak bir o kadar da özgür gözüken müzikal karakteri, Einar Solberg ve dostlarının aşırı özgün fikirleri ve pek çok açıdan metal dünyasında eşsiz olmaları, onları kesinlikle ama kesinlikle son yılların en değerli gruplarından biri hâline getiriyor.
Dediğim gibi, “The Congregation”ın modern bir klasik olduğunu düşünüyorum. Sadece ben değil, ülkemiz de dâhil pek çok insan da böyle düşünüyor olmalı ki, çıktığı yıl sitemizdeki oylamada yılın albümü seçilmişti. LEPROUS başından beri yüksek kaliteyle geldiğinden, “The Congregation” sonrasında çıkacak albümü onunla kıyaslayıp az ya da çok hayal kırıklığına uğramak gibi bir durum da söz konusu değildi; kesin olan şey albümün çok iyi olacağıydı.

LEPROUS, şu istese de kötü albüm yapamayacak gruplardan biri. Çok fazla özel hareketi, silahı, gücü, özelliği, farklılığı, eşsizliği var. Aynı başlık altında anıldığı sayısız grubun yanında, Kuzey’in gizemli soğuğundan gelen bir uzaylı gibi ayrı bir yerde duruyor. Gitar, davul, bas, klavye ve vokal kullanıyorlar, ama bir şekilde kimselere benzemeyen bir şeyler yaratıyorlar. “Böyle rif mi olur?”, “Bu ne biçim partisyon” gibi şeyler düşündürür gibi yapıp, 1 dakika sonra sizi kendinizden alıp götürüyorlar.
“Malina” sound açısından “The Congregation”dan farklı ve “The Congregation”la benzer yanlar barındıran, zaman zaman “Coal”a da göz kapak olaylara giren bir albüm. Elbette ki son derece sofistike, LEPROUS’ın farkındalıklar ve yaşanmışlıklarla dolu kasvetini, karanlığını taşıyan, Einar’ın sesinin her detayıyla suratımıza “keşke”ler, “elimden bir şey gelmedi”ler, “neden böyle oldu ki”ler vuran, görkemli bir albüm.
Kapaktaki görsele bakınca Grönland güneş tanrısı Malina’dan ilham aldığını düşünebileceğimiz albüm, Einar’ın bir röportajında dediği üzere, daha derin anlamlar taşıyor. Kardeşinin Gürcistan’daki düğünü öncesinde Batum’da dolaşırken (eniştesi Ihsahn falan hep birlikte gitmişlerdi, fotoğrafları var), sepetindeki ahududuları satmaya çalışan çok çok yaşlı bir teyzecik görüyor. Elindeki sepetle ağır adımlarla dolanan bu yaşlı, kambur teyze, pek çok Slav dilinde ahududu anlamına gelen “Malina! Malina!” diye bağırıyor (Gürcüce Slav dili değil ama Gürcistan’daki yaşlıların tümü -Rusları sevmeseler ve konuşmak istemeseler de- Rusça biliyor, herhalde ondan). Einar bu teyzeciğin bu aciz hâlinden çok etkileniyor ve albüme insanın hayatta kalma çabasını sembolize eden “Malina”, yani ahududu adını veriyor. Bu teyzeyi elinde sepetiyle albüm kapağında da görüyoruz.
Albüme adını veren şarkının sözlerini de, iki kuruş para kazanıp yaşamını sürdürmek için uğraşıp didinen bu yaşlı teyzenin gözlerinden hayata bakarak yazmış.
Müzikal anlamda, albümün önceki işlerle benzerliklerini görmek elbette mümkün. Third Law’un başındaki aksak davul saldırısına benzer işler (Captive, Coma), Slave benzeri öldürmeyip süründüren olaylar (Leashes, The Weight of Disaster), Within My Face’teki kimi fikirlere benzeri tatlılıklar (Stuck), niceleri… Bunun yanı sıra, albümün daha ilk saniyesinden görülen bir caz etkisi de yer yer karşımıza çıkıyor. Bu durum, “caz etkileri kullanalım, çok sofistike olalım” türü gösteriş amaçlı bir şey değil; zaten Einar böyle yüzeysel bir şeye bulaşmazdı. Bu caz etkisi, kendini LEPROUS’ın hoyratlaşmayan, sakin ve duru kısımlarının daha bir karanlıklaşması, kederlenmesi tarafında gösteriyor. Baştan sona şehirli bir müzik yapan LEPROUS’ın, az önce sözünü ettiğim dramatik teyze unsurunun daha geniş çerçevede düşünülmesi ve “hayata tutunma mücadelesi” düzeyine çıkan bir konsepte dönüştürülmesi, bu açıdan son derece isabetli bir karar olmuş. Grubun mekanik, yer yer robotik ritimleri ve buğulu caz kullanımları dinleyiciyi gece vakti hafif yağmur çiseleyen bir şehirde (Bonneville) dolaştırırken, bir yerden sonra olayı kişinin kendi içine çeviriyor ve şehrin boş ve ümitsiz sokaklarından çıkıp kendimizle baş başa kalmamızı sağlıyor.
Bu noktada Leashes, albümün orta yerinde bir mihenk taşı görevi görüyor. İlk beş şarkıda şehrin içinde gökyüzüne haykırıp, gerçekleşmemişliklere teslim olup (From the Flame), karanlıkta hareket eden ışıklı dağları andıran (Stuck) kamyon farlarının içinde amaçsızca dolaşıp (Illuminate) ne olduğumuzu, nerede durduğumuzu, nasıl ayakta kalacağımızı (Captive) sorgularken, Leashes’la birlikte şehrin tasmasından sıyrılıyor ve içimizdeki tasmalarla boğuşmaya başlıyoruz.

Leashes’tan sonraki şarkılar da bizi ölüme götüren The Last Milestone’a dek birer birer hançerler saplayarak, yer yer bize ihanet ederek, bizi yüz üstü bırakarak, bizi terk ederek devam ediyorlar. Ta ki hayattan ve kendimizden ümidimizi kesene dek…
“Malina” içinde hiç sert vokal barındırmayan, öfkesini içine atan, yeri geldiğinde giren yaylılarla derinleşme amacı güden bir çalışma. Bu açıdan bakınca LEPROUS’ın dinamiklerinden biri ortadan kaybolmuş gibi görülebilir, ancak grup sahip olduğu kudreti Einar’ın asil ses telleriyle öyle bir yansıtıyor ki, önümüze resimler, tablolar, fotoğraflar, film sahneleri gelip gelip gidiyor. LEPROUS bir kez daha, notaları görselleştirmeyi, notalara tat, koku ve his katmayı başarıyor.

Konu LEPROUS olunca, en azından şu noktada bir son kelamda bulunmayı, albümü sattıracak bir şeyler söylemeyi, yahut grubun önceki işleriyle kıyaslamayı gerekli ve anlamlı görmüyorum. LEPROUS olağanüstü güzellikte bir müzik yapan eşi benzeri olmayan bir grup ve ben de tüm bu sürece bire bire tanık olabildiğim için çok mutluyum. Bir müziksever olarak, LEPROUS’a sahip olduğum için çok ama çok mutluyum.
Albüm bilgileri
- Einar Solberg: Vokal, klavye
- Tor Oddmund Suhrke: Gitar
- Robin Ognedal: Gitar
- Baard Kolstad: Davul
- Simen Daniel Børven: Bas
- Bonneville
- Stuck
- From the Flame
- Captive
- Illuminate
- Leashes
- Mirage
- Malina
- Coma
- The Weight of Disaster
- The Last Milestone

Bir yanıt yazın