Kurtlarla punk.
Yoluna WOLFPACK olarak başlayan ve işler ciddileşince olayı sürüden tugaya çevirerek WOLFBRIGADE’e dönüşen İsveçli crust/d-beat grubuyla birlikteyiz bugün. Bir önceki nefis albümleri “Damned”i 2012’de çıkaran grup, yine cayır cayır bir albümle karşımızda diyerek başlayalım.
“Run With the Hunted”ı dinlerken dikkati çeken şeylerin başında, grubun müzikal karakteri üzerinde yaptığı oynamaların, önceki albüme oranla daha fazla metal tarafına kaydığını görüyoruz. D-beat, crust ve punk sularında yüzen grup, kimi şarkılarda baya bay thrash metale kayıyor ve daha da belirgini, WOLFBRIGADE’i daha önce görmediğimiz düzeyde melodiyi ön plana çıkarırken görüyoruz.
Bu konuya verilebilecek en iyi örnek, son derece akılda kalıcı melodisi ve hit karakteriyle Kallocain. Bu şarkı da dâhil olmak üzere kimi şarkılarda grubun alışık olduğumuz dayak atan d-beat’inden ziyade KVELERTAK (ilk albüm, belki ikinci albüm) benzeri bir coşkunluğa, hatta bir nebze olsun kitele genişletmeye oynadığına tanık oluyoruz.
WOLFBRIGADE ve benzer kalibredeki DISFEAR ve dengi gruplar için söylenebilecek ve hatta yoğun şekilde övülebilecek şeylerden biri, bu tür grupların uzun solukluluk, yaptığına inanma ve pes etmeme gibi konularda gayet güçlü elemanlar tarafından kurulmuş olmaları. Kariyerinde 22 yılı deviren WOLFBRIGADE’in (ilk 4 yılı WOLFPACK), doksanlarda çıkardığı 3 albüm dâhil olmak üzere tür adına hep iyi şeyler sunmuş olması ve bunca yıl sonra çıkardıkları “Run With the Hunted”da da açlıklarını, heyecanlarını ve hırslarını olanca gazlarıyla gözler önüne sermeleri ciddi anlamda takdire şayan.

Grubun Southern Lord’dan çıkan ikinci albümü olan “Run With the Hunted” sound açısından fazlasıyla temiz, kolay dinlenen bir albüm olması dolayısıyla HM-2 fetişisti kitle tarafından biraz light bulunabilir, ancak şarkıların enerjisi, bestelere gösterilen özen ve her şarkıda hissedilen “biz bunun için doğduk amk” hissiyatı hiçbir şekilde görmezden gelinebilecek şeyler değil.
Sadece 26 dakika süren ve iyi ki de bu kadar süren “Run With the Hunted” tam anlamıyla işitsel bir tokat görevi görüyor. Return to None’daki orta tempo dışında albüm baştan sona at, daha doğrusu kurt koşturuyor, ağzından salyalar saçıyor, kuduz MOTÖRHEAD’cilikler oynuyor. Bu özelliğinden dolayı, hele ki bir de o anda d-beat, crust gazınız varsa, kendinizi albümü arka arkaya 2-3 kez dinlerken bulabiliyorsunuz.

Kurtlar harika hayvanlar ve onların müzikal yansımaları da bir o kadar iyi. İyi ki varsınız kurtlar, iyi ki varsın Lycanthro Punk!
Albüm bilgileri
- Micke: Vokal
- Erik: Gitar
- Jocke: Gitar
- Johan: Bas
- Tommy: Davul
- Nomad Pack
- Warsaw Speedwolf
- Lucid Monomania
- No Reward
- Kallocain
- Return To None
- War On Rules
- Feral Blood
- Under The Bell
- Dead Cold

Bir yanıt yazın