Tek rakibi Pink Floyd ile Jimi Hendrix.
Batıkan Baksı
Yazıya neden böyle bir giriş cümlesi attığımı merak ediyor olabilirsiniz, bunun için hikayeye dahil olmanız gerekecek… Moğollar, şüphesiz ki Batı müziği tarihimiz için çok önemli bir grup. Türkiye’de sentez müzik dendiğinde akla gelen ilk isimlerden, döneminin önemli sanatçılarıyla aynı sahneyi paylaşmış ve bu sene 50.yılını kutlayacak olan “baba” gruplarımızdan. 50 yıl olmuş dile kolay, bu 50 yılın içerisinde de ne şarkılar, ne öncülükler yapmışlar. İşte bu yazıdaki konumuz 50 yılın içinde Türkiye’yi yurt dışında temsil etmelerine sebep olan “Danses Et Rythmes De La Turquie D’hier À Aujourd’hui” yani “Dünden Bugüne Türkiye’nin Dans ve Ritmleri” adındaki 33’lük plakları.
Kuşkusuz her grup kendisini yurt dışında tanıtmak ve bu yolla hem şöhretin doruğuna yükselmek ve tatmin edici paralar kazanmak ister sanatlarının yanında. Üyelerinin yaşları o dönem 20’lerde olan ve kurulalı henüz 3 sene olmuş olan Moğollar da bunu istiyor ve bunun için çalışmalar yapıyordu. Zaten misyonlarını geçen senelerde açıklamış olan grup, buna uygun şekilde eserler sunmaya başlamıştı. Ancak grup 1970 ortasında vokalistleri Aziz Azmet ile müzikal anlaşmazlıklar nedeniyle yollarını ayırmıştı, Azmet daha Batı ağırlıklı müzik yapmak isterken diğer grup üyeleri yollarına Anadolu ezgilerinin ağır bastığı müziklerle devam etmek istiyordu. Bu ayrılık sonucunda vokalsiz, enstrümantal olarak çalışmalar yapan Moğollar, yine aynı yıl Ersen Dinleten ile Ternek adlı parçayı yapmış ve yolları tekrar ayrılmıştır. Bu ayrılık sonucunda müziklerine Fransa’da devam etmek isteyen grup, tasını tarağını toplayıp Paris’e yola çıkarlar. Burada 3 adet müzik firması Moğollar’a plak yapma teklifinde bulunur ve Moğollar CBS firmasını seçerek Murat Ses’in söz ve müziğini yaptığı Hitchin / Behind the Dark adlı şarkıların bulunduğu 45’liği çıkarırlar. Buram buram sentez kokan plak Fransızlar tarafından şu şekilde yorumlanır: “Pikabınızın kolunu plağın üstüne koyup dinlemeye başladığınız anda Doğu’dan gelen bir grubun varlığını anlayacaksınız. Moğollar, bir çeşit ‘sitar’ olan ‘bağlama’yı pop müziğine iyi uygulamaları ile dikkati çekiyor. Öğütleyebileceğimiz tek şey, yalnızca Türklerin bildiği bu ritmin akışına, sihrine kendinizi bırakmanız.”
Moğollar, Fransa’da sevilir ve aynı sene “Guild international du disque” adlı plak firmasına yazımıza konu olan plağı yaparlar ve bu plak 1971 yılında “Academie Charles Cros” ödülünü kazanır. İşte başlıkta geçen “Tek rakibi Jimi Hendrix ve Pink Floyd” cümlem bu ödülden kaynaklanıyor çünkü aynı ödülü 1969 yılında Pink Floyd, 1970 yılında ise Jimi Hendrix almıştır. Bu Türkiye’de de fazlasıyla yankı uyandırmış ve Moğollar’ın kitlelerce tanınmasına sebep olmuştur. Plağın çoğu klavye görevini üstlenen Murat Ses düzenlemelerinden oluşur ve Batı-Anadolu sentezi hakimdir genel sound olarak.
Kolu plağın üzerine yerleştirdiğimiz vakit karşımıza ilk çıkan eser Bağlama introsuyla başlayan pek bir aşina olduğumuz “Silifke’nin yoğurdu” olarak bilinen Toroslar oluyor. Burada kaşık, bağlama ve curadan oluşan Anadolu ritmini dinliyoruz. Hemen ardından asma davul’un girdiği hareketli bir ritmle karşılaşıyoruz ve hemen akabinde Murat Ses tarafından çalınan Hammond org sesiyle Diyarbakır yöresinden bilinen Lorke adlı geleneksel halk türküsü, başarılı bir şekilde klavye-davul olarak çalınıyor.

Sırada ise Karadeniz’den gelen ve çoğumuzun ilkokul yıllarında öğrendiği “Ilgaz, Anadolu’nun sen yüce bir dağısın” şarkısı kulağımıza sakin bir şekilde Armonika introsu ile giriyor. Plak kartonetinde 16 kanallı stüdyonun nimetlerinden yararlanıldığı yazıyor, böylece çok zengin bir sound yakalanmış. Zira şarkı org, piyano, armonika, bas, akustik gitar ve davul içeriyor. Plağın en fazla enstrüman içeren şarkılarından biri. Hemen ardından giren müzik Sivas yöresinin Madımak türküsü. Geleneksel olan türkü yine içerisinde piyano, org, bağlama, kaşık ve el çırpması bulunduran bol melodili bir parça.
Sıra Moğollar’ın plak başladığında beri Anadolu türküleri dışında kendilerinin yaptığı müzik ve benim favorilerimden biri olan Iklığ’a geldi. Iklığ çok eski, Orta Asya’dan kalma bir Türk çalgısı. Şarkı, Taner Öngür’ün yoğun bir bas yürüyüşle açılıyor. Hemen ardından caz yürüyüşlerinin bulunduğu piyano notaları kulağımıza çarpıyor. Arkada Engin Yörükoğlu’nun kaşık ve darbuka ritmleri ile birlikte Cahit Berkay’ın Iklığ ile çalmaya başladığı ana melodi devam ediyor. Sonradan yürüyen bas ve piyano melodilerinde gerek Jam-Session gerek Blues havası hakim. Ayrıca bu müziği Kaynanalar adlı dizinin jenerik müziği olarak bilmek de mümkün.
Sırada piyano ve yoğun bas yürüyüşü ile başlayan Peri Bacaları var. Peri Bacaları, Cahit Berkay’ın curasıyla çaldığı eserlerden biri. Cura ve Bas muhteşem bir uyum sağlıyor ve hemen ardından ıklığ notalarını duyuyoruz ve eser Murat Ses’in piyano notaları ile kapanıyor.
Plağın A yüzü biterken karşımıza Cahit Berkay’ın müziğini yaptığı sakin melodiler karşılıyor bizi, klasik bir pop-rock kalıpları içerisinde yürüyen bir enstrümantal şarkı: Haliç’te Güneşin Batışı. Şarkının ortasında org ile çalınan Anadolu ezgileri dışında genel olarak Batı formu şarkıya hakim. Ayrıca bu şarkıya kadar plakta elektro gitar ve bateri kullanılmamıştı, bu da Haliç’te Güneşin Batışı’nı farklı bir yere koymamıza sebep olan şarkılardan. Moğollar’ın 2000 yılında çıkan Moğollar 2000 albümünde bu şarkı yeniden düzenlenmişti.
Plağın B yüzünü çevirdiğimizde benim Moğollar tarihinde, hem kendim çalmayı hem dinlemeyi en sevdiğim parça olan Murat Ses bestesi Ağrı Dağı Efsanesi çalmaya başlıyor. Progresif bir piyano girişiyle başlayan ve beynimizin içinde dönen karanlık müzik aslında Moğollar’ın o dönemki konserlerinde yaklaşık 20 dk süresince çaldıkları bir pop-rock senfonisi. Piyanoya eklenen bağlama ve akustik gitar zaten başlı başına insanı kendisine çeken bir müzik haline getiriyor şarkıyı. Dediğim gibi konserlerde izlemeyi ve gitar ile çalmayı gerçekten çok seviyorum. Moğollar’ın 2000 yılında çıkardığı Moğollar 2000 albümünde bu şarkı da yeniden düzenlendi.
Plağın bu kısmı grubun kendi eserlerini ortaya çıkardığı kısım. Anadolu ezgilerini barındıran sentez eserlere yine Murat Ses’in yaptığı Hamsi adlı 7/8’lik şarkıyla devam ediyor grup. Adından da anlaşıldığı gibi Karadeniz yöresinden gamlar çalınan eser ıklığ, bas, org, darbuka ve davuldan oluşuyor. Özellikle org ve ıklığ şarkıya hakim.
Org girişi ve ani bir akustik gitar ritmiyle başlayan Vahşi Çiçek var sırada. Kulağınızda yer etmiş bir eser, dinlediğinizde tanımanız çok mümkün. Murat Ses imzası taşıyan eser yine klavye sololarıyla dolu bir çalışma.
Sırada Cahit Berkay imzalı, bağlamadan oluşan bir parça Ziganalar’dan Geçiş. Plak kartonetinde bu şarkı hakkında şöyle bahsedilmiş: “Moğollar, bir Anadolu gezisi sırasında Zigana dağlarında iki büyük kaya arasında çaldıkları bağlamanın tabii sesini ve akustiğini bulmaya çalıştılar.” Gerçekten de bağlama sesinin biraz değişik geldiğini söyleyebilirim ve ben melodi olarak yine grubun yaptığı Berkay Oyun Havası’na benzetiyorum ki eminim bu konuda yalnız değilimdir.
B yüzü bitmeye yakınken Murat Ses imzalı Elazığ’a Varış adlı parçayı duyuyoruz, müzik aslında hepimizin yakından bildiği Çayda Çıra oyununun müziğinin pop-rock olarak yorumlanması ve geliştirilmesi sonucunda çıkmış bir eser. Elektro gitar, piyano, bas, bağlama, davul, vokal şeklinde zengin bir enstrüman şovu dinliyoruz.
Ve plağın son şarkısı Jam Session (Tamburla). Bu şarkı benim için gerçekten Iklığ ve Ağrı Dağı Efsanesi ile birlikte bayıldığım enstrümantal eserlerden biri. Derinlerden gelen bir yaylı tambur melodisi, etrafınızı sararak tüylerinizi ürperityor, Cahit Berkay’ın ne denli bir yaylı tambur ustası olduğunu zaten bilen bilir ve yaylı tambur gibi Türki bir çalgı ile jam session yapılabildiğini bize gösteriyor eser. Parçanın ortalarında Taner Öngür’ün yavaş bir bas yürüyüşü ile Murat Ses’in piyano melodileri Engin Yörükoğlu’nun darbuka vuruşlarıyla yaylı tambur’u güçlendirmeye başlıyor. Ve şarkı iyiden iyiye sizi ele geçirip plağı bitirdiğinizde rüyadan çıkmışa dönüyorsunuz.

Bu bahsettiğim plak Türk müzik tarihimiz açısından önemli ve daha fazla değer görmesi gereken bir plak. Yukarıda bahsettiğim üzere, plağın kazandığı ödül Dünya devleri diyebileceğimiz grupların kazandığı ödülle aynı. Moğollar bu yıl 50.yıllarını kutlayacak, altın yıllarında Moğollar’a müziğimizi taşıdığı, tanıttığı ve gençlere öncü olduğu için ne kadar teşekkür etsek az. Albümü bulma konusuna gelince: 1971 yılında çıkmış olan orijinal plak piyasada halen bulunabiliyor ancak takdir edersiniz ki fiyatı biraz pahalı. Ancak 2015 yılında Yavuz Plak bu plağı yeniden çıkardı ve şu an bulmak çok kolay. Pikabım yok ve dinlemek istiyorum diyenler için de CD formatında müzik marketlerde “Anadolu Pop” veya “Moğollar Efsanesi” adında Sıla ve Alageyik Destanı şarkılarının eklendiği versiyon ile bulabilir ve dinleyebilirsiniz.
Albüm bilgileri
- Cahit Berkay: Bağlama, cura, ıklığ, yaylı tambur, elektro gitar, akustik gitar
- Murat Ses: Org, piyano ve tüm tuşlu çalgılar
- Taner Öngür: Bas
- Engin Yörükoğlu: Kaşık, darbuka, davul, asma davul
- A Yüzü
- 1. Toroslar
- 2. Lorke
- 3. Ilgaz
- 4. Madımak
- 5. Iklığ
- 6. Peri Bacaları -Chimney of Fairness-
- 7. Haliç'te Gün Batışı-SunsetIn Golden Horn-
- B Yüzü
- 1. Ağrı Dağı Efsanesi-Legend of Mount Ararat-
- 2. Hamsi
- 3. Vahşi Çiçek -Wild Flower-
- 4. Ziganalar'dan Geçiş -Cahit's Tune-
- 5. Elazığ'a Varış – To Clear Mind-
- 6. Tamburla Jam Session –Kaleidoscopic Dream

Bir yanıt yazın