Katıksız, saf bir metal klasiği.
Erhan Yiğit
Benim için Pazar gününü Pazar günü yapan en büyük eylemlerden birisi oturup iki bira eşliğinde saygıdeğer grupların metal dünyasına kazandırdığı efsane albümleri dinlemektir. Hazır bugün Pazar iken, farklı bir şey yaparak Anthrax’ın kanımca en iyi albümü olan “Among The Living”i dinleyip bunun hakkında bir kritik yazmak istedim.
İlk zamanlarımda sosyal medyada dönen Anthrax geyiklerinin bir kurbanı olarak bu gruba uzun süre boyunca önyargı ile yaklaştım ve Madhouse ile Indians haricinde başka bir şarkısına dönüp bakmadım. Bir gün neden bu Anthrax’a Big 4 denen oluşumdan yer vermişler acaba lan deyip bir anda kendimi “Among The Living” dinlerken buldum ve ardından, ardı arkası kesilmeyen bir Anthrax fırtınası başladı benim için. “For All Kings” albümünün de patlak vermesiyle aylar boyunca en çok dinlediğim grup Anthrax oldu. Burayı fazla uzatmadan konuya geçip “Among The Living” hakkında konuşmak istiyorum.
Evet, “Among The Living” bence dinlemeye doyumu olmayan ve asla yeter artık dedirtmeyen, içinde saf thrash baharatları kullanılmış, yayınlandığı tarihten bu yana sıcaklığından hiçbir şey kaybetmemiş bir klasik. Gerek samimi ve doğal prodüksiyonu olsun, gerek albüm kapağının orijinalliği olsun, gerekse şarkılarının yıllara meydan okuyan duruşu olsun, akranları olan “Master of Puppets” ve “The Legacy” gibi albümler ile seksenlere demir bir yumruk indiren bir yapıt.

Albümdeki şarkılara dair söylemek istediğim şey; bütün albüme yayılan müthiş dinamizm. Bu dinamizmi sürekli canlı tutan iki şeyden bir tanesi tabii ki tam bir rif makinesi olan Scott Ian’ın albümde dalgalı şekilde seyreden rifleri, ikincisi ise tabii ki Belladona’nın nev-i şahsına münhasır vokalleri. Scott’ın rifleri işte şu şarkılarda ön plana çıkıyor demek istemiyorum, çünkü dediğim gibi sadece rifler bile bu albümü canlı tutmaya yetiyor.
Baştan sona özgünlük ve hareket barındıran “Among The Living”, albüme adını veren şarkıyla karamsar bir clean tonda başlayıp Giriş rifi ve nakaratlarındaki fevkalade çığlıkları ile göz dolduran Imitation of Life ile sonlanıyor. A Skeleton In The Closet’ın rahatsız havası, Indians’ın dansa kaldıran davullu girişi, I Am The Law’un aksak ritmi ve Caught In A Mosh’un bitmeyen gazı bu albüme efsane denilmesinde fazlasıyla rol oynuyor.

Sözün özü albüme dair söylenecek bir sürü şey var. “Ben metale başlamak istiyorum diyenler ve ön yargılarımdan arınmak istiyorum” diyenler için bu albüm bir ilaç, “ben gitar çalmak istiyorum” diyenler içinse eksiği olmayan bir öğretmen gibidir diyerek, bu kritiği burada sonlandırıyorum.
Albüm bilgileri
- Scott Ian: Ritim gitar
- Charlie Benante:Davul
- Frank Bello: Bas
- Joe Belladonna: Vokal
- Dan Spitz: Lead gitar
- Among the Living
- Caught in a Mosh
- I Am the Law
- Efilnikufesin (N.F.L.)
- A Skeleton in the Closet
- Indians
- One World
- A.D.I. / Horror of It All
- Imitation of Life

Bir yanıt yazın