Yakarsa dünyayı garipler yakar.
Zafer Tunaboylu
Lise çağlarımda thrash metal ile tanıştığımda farklı bir şeyler söyleyen grupların da olabileceğine dair umutlarım artmıştı. Dünyaya bakış açım gereği böyle gruplara ihtiyaç duyuyordum. Yani tamam; birçok grup nefret doluydu, baskıcı rejimlere ve dine saldırıyorlardı ama yine de bir şeyler eksikti. Bu iş daha teorize yapılsa nasıl olur acaba diye düşünüyordum. Henüz yalnızca birkaç metal grubu bilen biriydim ve takdir edersiniz ki bu yazıyı okurken “e x grubunu da mı bilmiyorsun?” diye sıraladığınız grupları bilmiyordum.
2001 yılında Akmar’da yeni çıkan kasetler arasından bulduğum ve daha ismini görünce beni tokat yemişe döndüren “Violent Revolution“, aradığım grubu bulmamı sağladı. Hemen birkaç ay içerisinde Kreator’ın tüm külliyatını edinmiş ve ezberlemeye koyulmuştum. Şimdiye dek ilk defa bu kadar açık ve net bir şekilde kapitalizme, dine, konformiteye saldıran ve işçi sınıfından yana tavır koyan bir grupla karşılaşıyordum. Bunu yaparken bir yandan da; “Biz müziğimizi böyle yaparız. Beğenmeyen siktirsin gitsin” diyebilecek kadar da gözü kara bir gruptu… 2001 senesi benim açımdan böyle devam ederken aynı sene gerçekleşen Rock the Nations’da daha taze fanı olduğum bu grubu izlediğimde ise ciddi bir beyin hasarı yaşadım. Evet arkadaşlar, aklımın bir bölümünü bu konserde yitirdim.
Kreator lirik yaklaşımının yanında müzikal deneyleri de çekinmeden gerçekleştiren bir grup oldu. Oldukça sert ve thrash metal dünyasında en üst listelerde yer alan albümlerden sonra “Renewal”, “Outcast” ve “Endorama” gibi cesur denemelerle kariyerine devam eden grup 2001 yılında thrash metal tahtına yeniden oturarak müzikal kariyerinde yeni bir yola girdiğinin de sinyallerini verdi. Özellikle “Enemy of God“ın yakaladığı başarının ardından oluşturdukları müzikal formülü her albümde kullanmaya başladılar. Bu durum Kreator’ın artık yalnızca bir thrash metal grubu olmadığını yeniden kanıtlamasını sağladı. “Pleasure to Kill” ve “Endless Pain” ile black metalin önünü açıp, thrash metal ve hatta gothic müziğe bile kayan grup artık melodik death metal alt yapısının üzerinde yükseliyordu.
Kreator’ın 2000 sonrası uyguladığı bu yeni formül kimi zaman tekrara düşmelerine ve özgün yapılarından uzaklaşıp yapılmış olanı bir daha yapmalarına sebep oldu elbette ancak grup bunu tüm kariyerine yaymadığı için bugün hâlâbirçok thrash metal severin tapındığı bir konumda… Kanımca iyi şarkılar barındırsa da diskografide zayıf bir yere sahip olan “Phantom Antichrist” bu formülizasyonun güzel bir örneği…

Şimdi Nucelar Blast’in Pasifagresif’e gönderdiği promoyu dinlerken düşündüklerime gelelim… Kreator 27 Ocak’ta çıkartacağı son albümünde yine yukarıda bahsettiğim formül üzerinden gitmiş ancak tabii ki kendi kimliğini ve öfkesini koruması albümü tekdüzelikten kurtarmış. Şarkı listesi, ilk şarkılar ve hatta albüm kapağı ilk yayınlandığında grupla ilgili yapılan eleştiriler genelde “bunca yıl sonra satanist mi oldular?”; “şarkı isimleri pek kötüymüş”; “şarkının neyi anlattığını anlamadık” minvalindeydi. Ben albümün tamamını dinlemeden bu konuda eleştiri yapmaktan imtina eden taraftaydım. İyi ki de böyle yapmışım. Albümün tamamını dinlediğinizde anlayacaksınız ki bu albüm, tüm dünyanın içine girdiği yeni kaos formunun ve toplumsal evrimin geldiği son noktanın bir ürünü… Grubun beyin adamı Mille Petrozza da bu konuda bir açıklama yapmış ve “özellikle Paris saldırısından sonra yaşadığı travmanın, insanın kötülüğünün çağlar boyunca nasıl geliştiğini ve bugüne geldiğini kendisine gösterdiğini” belirtmiş. Bu düşünce, albümün adını da eski Yunan tanrılarından biri olarak belirlemesine neden olmuş. Biz belki bombok bir coğrafyada, dini şiddeti çok uzun yıllardır özümseyen ve rönesans bile yaşamamış bir kültürün çocukları olduğumuz için farkına varamıyoruz ama dünyanın büyük bir kısmı bizim şu an içinde bulunduğumuz kaosun çok azını bile yaşadığında böyle dev travmalar geçiriyor.
Petrozza’nın yaşadığı da böyle bir travma olacak ki “şu anda din 20 yıl önce mümkün olmadığını düşündüğüm önem seviyesini geri kazandı” diye belirtmiş. Bu durumdan duyduğu kaygıyla da “Gods of Violence”ı yazmış.
Din karşıtı sözler yazmak, şeytanı yüceltmek bugün metal içerisinde çok kez işlenmiş ve hatta büyük ticari başarılar sağlamış bir klişe olsa da bugün bu klişelere hâlâ ihtiyaç duyduğumuz gerçeği de bir utanç olarak karşımızda duruyor. 2017 yılında dünyanın ömrünün ne kadar kaldığını artık neredeyse biliyorken; göklerde yaşayan ve hayatımıza müdahale eden bir adamın varlığına inanmak, hatta bu inanış uğruna zaten kurumuş mürdüm eriğine dönen dünyayı daha fazla yok etmek ne kadar klişeyse metalde din karşıtı sözler yazmak da bir o kadar klişe… Bu noktada daha farklı düşünen varsa lütfen şimdi bir Love Us or Hate Us açıp dinlesin. “Gods of Violence”da Petrozza’nın yaptığı da tam olarak bu klişeden bahsetmek olmuş. Ulus aşırı sermayenin dünyayı yeni bir yönden paylaştığını ve bu anlamda dinin hayatımızın ırzına geçmekte kullanılan kutsal bir pranga olduğunu büyük bir nefretle haykırıyor albümde… Hatta World War Now’da bu durumun, sonu getiren bir dünya savaşını çoktan başlattığını ve şu an içinde olduğumuz kaosun bu durumun bir yansıması olduğunu da çekinmeden söylüyor. Ayrıca salt bir din temasının işlenmediğini de Kreator’ı biraz tanıyan tüm dinleyicilerin tahmin edeceğini ümit ediyorum.
Albümün müzikal yapısına gelince… Öncelikle yine epik yönlerin öne çıktığı bir Kreator albümüyle karşı karşıya olduğumuzu söylemeliyim. Apocalypticon ile teatral bir açılış yapan albüm, World War Now ile agresif melodik death metal riflerini kafamıza çakıyor ve üst üste kaydedilen armonik gitarlarla daha katmanlı bir hâle geliyor.
Albümde Fleshgod Apocalypse’in 4 şarkı için hazırladığı orkestrasyon, bahsettiğim bu epik havayı daha güçlü hale getiriyor. Hem albümün hem de Kreator’ın son yıllarda yaptığı en sert ve harika şarkılardan biri olan Totalitarian Terror ise çok uzun süredir beklediğim bir Kreator şarkısı olmuş diyebilirim. Albümde ilk dinleyişte en çok dikkat çeken şarkılardan birisi de “Coma of Souls” dönemine göz kırpan rifleriyle Army of Storms olmuş. Çıkış şarkısı olarak belirlenen Gods of Violence’ın introsu için 12 yaşındaki bir kıza arp çaldırılmış olması da şarkıyı benim gözümde daha kötücül kılıyor. Bir marş gibi eşlik edilebilecek şarkılardan Satan is Real ise kendi başına bir başyapıt olmasa da albümün genel konsepti içerisinde anlam kazanan oldukça iyi bir şarkı.

Kreator ve grubun beyni Mille Petrozza, yıllardır müzikal açıdan çeşitli arayışlar ve denemeler içerisinde hareket ettiler. Ancak değişmeyen tek bir özellikleri vardı. O da her dönemde sıradan vatandaşı çok rahatsız edecek olan yol gösterici duruşları ve şarkı sözleri… Kimi zaman şeytanı överek dine saldırdılar, kimi zaman para babalarına ve patronlara küfrettiler, kimi zamansa ırkçılığa ve doğayı tahrip eden insanımsılara karşı durdular. Bu albümde de bu tavrı koruyarak kendilerine her zaman güvenebileceğimizi kanıtladılar. Hatta Side by Side’da homofobiye karşı ayağa kalkmamız gerektiğini salık vererek bu albümde de farklılıklarını gösterdiler. Yer yer thrash metal yer yerse death metal alt yapılarıyla çok fazla tekrara düşmeden ve sıkmadan “Phantom Antichrist”ın çok daha üstünde bir albümle 2017’nin en iyi albümleri listelerinde yerlerini üst sıralarda ayırttılar.
Albüm bilgileri
- Mille ''Mille'' Petrozza: Gitar, vokal
- Sami Yli Srnio: Gitar, geri vokal
- Christian ''Speesy'' Giesler: Bas
- Jürgen ''Ventor'' Reil: Davul
- Apocalypticon
- World War Now
- Satan Is Real
- Totalitarian Terror
- Gods Of Violence
- Army Of Storms
- Hail To The Hordes
- Lion With Eagle Wings
- Fallen Brother
- Side By Side
- Death Becomes My Light

Bir yanıt yazın