"Siz bunu yapamazsınız, bizden başka kimse bunu yapamaz."
Bunu daha önce bir yerlerde yazmıştım ama bir kez daha kısaca bahsedeyim. 1998 yılında Akmar’daki Atlantis’ten aldığım “Chaosphere”le başlamıştı MESHUGGAH yolculuğum. O dönem benim için hayattaki en, belki de tek önemli şey metaldi ve yeni gruplar keşfetmek adına aklımı peynir ekmekle yemiş durumdaydım. Bir sürü grupla tanışıyorum, birçoğunu seviyorum, müziğe bakış açım değişiyor falan… Sonra “Chaosphere”. “Aaaa tamam ama, ekstremlik dediysek bu kadar da demedik. Bu grup sınırı aşmış, zor dinlenir olacağız diye saçma sapan bir şey yapmış” diye düşünüyorum o dönemki yetersiz bakış açımla. Gerçek bir kekoluk, eşsiz bir angutluk.
Yedi yıl sonrası. Arada çok şeyler olmuş, müzik konusundaki bakış açım değiştikçe değişmiş. Sonuç? MESHUGGAH’dan başka bir şey dinleyemeyen bir Ahmet. “Diğer her şey çok kurallı, çok aynı…”
2005 yılında Kanada’da okurken tam 6 ay boyunca sadece MESHUGGAH dinledim. Grubun o ana dek çıkardığı her şeyi yüzlerce kere, en ince ayrıntısına kadar ezberledim. Bütün o poliritmik şarkılara, riflere, neredeyse düşünmeden, dikkat kesilmeden bire bir eşlik edebiliyordum. Çok netti: MESHUGGAH dünyanın en önemli birkaç grubundan biriydi ve bunun farkında olduğum için çok süper bir insandım.
O günden bu yana geçen zamanda MESHUGGAH hem bana hem de müzik dünyasına ilham vermeye devam etti. MESHUGGAH sayesinde yan türler icat edildi, akımlar, trendler değişti. Onu taklit edenler oldu, klonu olmaya çalışanlar oldu, ancak kimse onlar gibi olamadı. Olamazdı.

On bir yıl sonrası. “The Violent Sleep of Reason”.
“obZen” ile, “Nothing”de başlayan ağırlığını biraz üzerinden atan ve ömürlük bir ders ortaya koyan grup; “Koloss” ile tekrar daha ağır, daha rifli kimliğine dönmüş ve bir güç gösterisine girişmişti. “Koloss” elbette ki iyi bir albümdü, lâkin aklı yıllardır “Destroy Erase Improve”da ve “Chaosphere”de kalmış biri olarak, MESHUGGAH’nın şöyle bir silkinmesi, yardırması arzum baki kalmıştı. Bu sebeple “The Violent Sleep of Reason”dan tek beklentim grubun doksanlarda yaptığı inanılmaz işleri yok saymamasıydı.
Anafikri vererek albüme dalıyorum: “The Violent Sleep of Reason” MESHUGGAH’nın kariyerinde yaptığı en iyi 4 albümden biri. Bunu kendi adıma net şekilde söyleyebilirim. “Destroy Erase Improve” ve “Chaosphere”ın ardından, “obZen”le çekişebilecek güçte, dev bir albüm “The Violent Sleep of Reason”.
Bunun başlıca sebeplerinden biri; “The Violent Sleep of Reason”ın MESHUGGAH’nın kariyerinde verdiği en iyi kararlardan biriyle canlı kaydedilmiş oluşu. 1994’teki “None” EP’sinden beri bunu yapmayan grup, bu kararla kendine muazzam bir güç katmış, resmen önündeki yılları garantiye almış. Devasa bir gitar sound’uyla coşan, taptaze, cayır cayır, yanı başımızda, kanlı canlı, olabilecek en organik hâlinde bir MESHUGGAH var karşımızda. Hem de bugüne dek yaptığı en uzun albümle.
“The Violent Sleep of Reason”ı özel ve önemli kılan diğer bir önemli şey ise grubun albümün karakterini çok iyi çizmiş olması. Tıpkı “obZen”in merak uyandıran, tekinsizlikler barındıran mistik ve gizemli havası gibi, “The Violent Sleep of Reason” da bir önceki “Koloss”un nispeten kapalı ve kısmen içine sıkışmış, rahat edemeyen karanlık atmosferini aşan; adeta nefes alan bir kimliğe sahip. Albümü dinlerken, sanki albümde yaratılan müziğin canlı olduğunu, bu canlının üzerinde durduğunuzu ve müziğin alıp verdiği nefesle birlikte bu dev organizmayla etkileşime girdiğinizi hissediyorsunuz. Kapaktaki omurga benzeri mekanik uzantılar, canlı prodüksiyon ve şarkıların genel kimliği bu hissin oluşmasın sağlayan etmenler.

Hazır bir MESHUGGAH albümü anlatıyorken, şarkılardan da kısaca bahsetmeden geçmeyeyim.
Albümü açan Clockworks tam olarak “kaçın sahibi geldi” şeklindeki bir gövde gösterisi. Şarkı o kadar psikopat ki, o kadar “beni MESHUGGAH’dan başkası yaratamaz” diye bağırıyor ki, gerçekten de MESHUGGAH öykünmeli tüm o yeni nesil gruplara “çocuklar ayak altında oynamayın” dedirtircesine akıl alıyor. İlginç zaman ve tempo değişimleriyle, doksanlar ve iki binler MESHUGGAH’sını bir potada eritmesiyle gözlerde yaş oluyor.
İlk single Born in Dissonance’ın boyun katili groove’u, MonstroCity’nin tansiyonu sürekli yükselten ve devasa bir yerlere varacakmış gibi yapıp bir türlü rahat bırakmayan kabus gibi rifi, ortasındaki atmosferik gitarlar, “Chaosphere”e götüren kütür kütür groove’u… By the Ton’un “obZen”vari giriş rifi üstüne binen iğne gibi batan kaotik gitarlar ve bir sonra ne olacağını merak ettiren, uzuncana devam eden çok acayip atmosferli çırılçıplak gitarları…
Albüme adını veren şarkıda da “Chaosphere” ile “obZen” arası gidip gelen tatlara rastlıyoruz. Corridor of Chameleons’vari bir beklenti yaratma hâli de var, Dancers to a Discordant System’ı anımsatan bir ezicilik de. Az sonra elemanlardan kısaca bahsedeceğim ama, bu şarkıda bir Thordendal solosu var ki, MESHUGGAH için bile saçma sapan (“mükemmel” diye okunur) şeyler oluyor. Bal dök yala resmen.
Ivory Tower, MonstroCity tarzı alçalan yükselen ve tansiyonla oynayan bir rifle açılıyor. Özellikle bu rifte akıllara PANTERA’nın gelmemesi mümkün değil. Ağır çekimde dayak gibi, çeneye atılan kafanın etkisiyle ağız içinde salınıma geçen dişlerin boşlukta oradan oraya çarpmaları gibi (örneği düşünmeden verdim ama fark ettim ki şarkının adı da Fildişi Kule…); ağır ağır yıkıyor karşısındakini. Baştan sona vazgeçmediği orta/yavaş temposundan dolayı “Koloss”a yakın duran bir çalışma. Böyle ağır bir şarkının akabinde daha yırtıcı bir şey bekleyenlerin hevesi biraz kursaklarında kalabilir; zira Stifled, Ivory Tower’dan bir gömlek daha dinamik olsa da, yine “Koloss” çizgisini sürdüren ama arada eskiye öykünen, daha bipolar hareketlerden de kaçınmayan bir şarkı. Stifled’ın sonundaki su altı belgeseli müziğiyle az sonra başımıza geleceklere dair endişe duymamızı sağlayan “şimdi sıçtık huzuru” da verilmiş oluyor.
İki ağır/orta tempolu şarkının ardından grup Nostrum’la gerçek anlamda bir tokat atıyor boynumuza. Latince “nefret” anlamına gelen Nostrum; davulcuların davulcu olmaktan ve hatta daha genel anlamda hayattan nefret etmelerini sağlayabilecek, davul konusunda belli bir yere gelmiş insanların yaşam enerjilerini çekip alabilecek bir şarkı. Kapanışı yapan Our Rage Won’t Die ve Into Decay de gayet dinamik, çeşitli şaşırtmalar ve ezmeler barındıran gayet güçlü şarkılar.
Elemanlardan biraz bahsedecek olursam, canlı kaydın karakteri, enerjisi ve gücüyle davullar Tomas Haake standartları için bile inanılmaz. Gerçekten İNANILMAZ bir davul performansı var albümde ve belki de hiç olmadığı kadar canlı, gerçek bir şerefsiz evladı gibi çalıyor Haake. Tek kelimeyle kusursuz. Hagström, Thordendal ve Lövgren’in uyumu, yine canlı kaydın verdiği gazla birlikte hiç olmadığı kadar şaşkına çevirici. Jilet gibi bir gitar performansı var ancak kayıttan dolayı en ufak bir mekaniklik, sunilik, duygusuzluk yok. Bu açıdan MESHUGGAH belki de ilk kez bu kadar etli, nefes alan bir gitar/bas tonu sunuyor. Adeta bağımlılık yapıcı bir canlılık ve kütür kütürlük var. Dahası, albümde Thordendal adeta solo şhov yapıyor. “The Violent Sleep of Reason”daki sololar, “obZen” ve “Koloss”taki soloların toplamından daha fazla. Sololar daha önde, daha varyasyonlu, sadece Holdsworth’vari acayiplikler yapmakla yetinmiyor, melodik gibi duran garip kalıplara da girişiyor ve albüme canlılık, dinamizm katıyor.

Canlı kayıt dendiğinde kendi adıma aklıma gelen ilk isim Jens Kidman’dı aslında. Kayıt sonrası sesiyle oynayacaklar mıydı, ne kadar “canlı” olacaktı? MESHUGGAH bu konuda da süper bir iş yapmış ve vokalleri olabildiğince gerçek bırakmış. Bugüne kadarki en çıplak, en doğal Kidman vokalleri, albümü çok daha gerçek, çok daha tehditkâr kılmış. Kimi yerlerde sesinin çatlar gibi olduğu anlar, çiğ haykırışlar, ya da en azından canlı kaydedilmeyen önceki albümlerinde göremeyeceğimiz türde kitabına uymayan vokal anları da albümde oldukları gibi ya da en azından kusursuzlaştırmaya çalışılmadan bırakılmış. Stifled’ın 3:35-3:36 arasında çatlayan sesi gibi. Tüm bunlar “The Violent Sleep of Reason”a öyle çok güç katmış ki.
Görüldüğü üzere dinlemesi gibi hakkında konuşması da ayrı bir zevk olan MESHUGGAH, “The Violent Sleep of Reason” ile tadına doyum olmayan bir dev katıyor diskografisine. 2016 metal adına gerçekten çok güçlü bir yıl oluyor ve MESHUGGAH da yıl sonu listelerini yaparken zor karar vermemiz adına elinden geleni ardına koymamış.

“The Violent Sleep of Reason” dünyada sadece 5 kişinin bir araya gelerek yaratabileceği bir albüm. Eşi benzeri olmayan bir grubun, kuruluşundan bu yana neredeyse 30 yıl geçtikten sonra bile hem kendi içinde hem müzik dünyasında devrimler yapabileceğini kanıtlayan, “ders gibi” diyemeyeceğim kadar öğrenilemez, yanına yaklaşılamaz bir albüm.
MESHUGGAH burada ders falan vermiyor, adeta metale nispet kavramını sokuyor ve “siz bunu yapamazsınız, bizden başka kimse bunu yapamaz” diyor.
O kadar haklılar ki…
Albüm bilgileri
- Tomas Haake: Davul, geri vokal
- Fredrik Thordendal: Gitar, geri vokal, klavye
- Jens Kidman: Vokal, gitar, bas
- Mårten Hagström: Gitar, geri vokal, bas
- Dick Lövgren: Bas
- Clockworks
- Born In Dissonance
- MonstroCity
- By The Ton
- Violent Sleep Of Reason
- Ivory Tower
- Stifled
- Nostrum
- Our Rage Won’t Die
- Into Decay

Bir yanıt yazın