Son 10 yılın en iyisi.
DARK TRANQUILLITY’nin melodik death metal sahnesinde çok enteresan bir yerde durduğunu düşünüyorum. 18 yıldır çok yakından takip ettiğim, tüm albümlerine sahip olduğum ve en az 7-8 kez canlı izlediğim DARK TRANQUILLITY, benim için özel yeri olan gruplardan biri. AT THE GATES’in aralıklı ve müzikal gelişim anlamında lineer kariyerini bir kenara ayırırsak; başlangıç namına DARK TRANQUILLITY’ye muadil kabul edebileceğimiz grup elbette ki IN FLAMES.
IN FLAMES’in ve DARK TRANQUILLITY’nin müzikal seçimleri, Göteborg sound’unu, melodik death metali ve bunun bir uzantısı olarak metalcore’u, NWOAHM’yi dahi etkilemiş durumda. Her ne kadar SOILWORK gibi grupların da “modern metal” kavramına yoğun şekilde şekil verdiği ortada olsa da, konu melodik death metalin günümüzdeki durumu olduğunda en büyük etki IN FLAMES ve DARK TRANQUILLITY’den geliyor. IN FLAMES’in albümden albüme hissettirdiği, “Reroute to Remain” ile zirve yaptırdığı ve sonradan önü alınamayan farklılaşma çabasının yanında, DARK TRANQUILLITY’nin “Projector”la saptığı yol iki grubun da son 15 küsür yılı için belirleyici oldu.
IN FLAMES’in “Reroute to Remain” ile bir anda çok fazla farklılaştırdığı sound’u yıllar boyunca genelde aynı tellerden gitse ve bu sound içinde yaptığı denemeler her zaman için olumlu sonuçlar vermese de, DARK TRANQUILLITY’nin “Projector” sonrası gittiği yön onlara kendi oyun alanlarında daha rahat şekilde hareket etme imkânı sağladı. Bu açıdan bakınca; IN FLAMES tıkanmamak adına kabuğunu tamamen kırma yoluna giderken, DARK TRANQUILLITY ise bu kabuğu kırmak yerine onu içeriden modifiye ederek daha rahat hareket edebileceği şekillere sokma yoluna gitti.
Şimdi olayın DARK TRANQUILLITY tarafına yoğunlaşalım.

“Projector”la birlikte atılan ve Avrupalı gruplara bakıldığında bence doksanlar sonunun en önemli sound değişikliği hareketlerinden biri olan adım, “Haven” ile birlikte önü alınamaz bir “yeni DARK TRANQUILLITY”nin de işaretini vermişti. Bu sayede grup hem melodik hem modern kalabilecek, hem yüzde yüz DARK TRANQUILLITY olmaya devam edip hem de pek çok denemeyi yapabilecekti. “Damage Done”la birlikte açılan daha da güçlü sayfa ile birlikte grup hem yaratımından sorumlu olduğu melodik death metalin yeni normlarını belirliyor hem geleceğini şekillendiriyor hem de IN FLAMES’in saptığı yollar sayesinde ister istemez bir kısım tarafından “tutulan” taraf oluyordu.
“Damage Done”la birlikte, AT THE GATES’in de olmadığı bir ortamda “melodik death metalin ayakta kalan kalesi” olarak görülen DARK TRANQUILLITY, IN FLAMES’in “gençliğe” yönelmeye çabaladığı bir dönemde “Character”ı çıkarıyor ve daha açılışı yapan The New Build’dan “biz kendi işimize bakıyoruz” mesajı veriyordu. DARK TRANQUILLITY’nin, akranlarının saptığı “melodik death metali geçtik, modern metali seçtik” tavrına karşı durduğu ortadaydı. Neredeyse 10 yıl önce çıkan “Fiction”la da bu duruşunu sürdüren grup, iyi şarkı yazabiliyor olması gerçeği ile birlikte, aslında birkaç albümdür açık şekilde sürdürdüğü formülize yazım tarzının ekmeğini -elbette ki hak ederek- yemeğe devam etti.
İşlerin biraz değişmeye başladığı bir diğer mihenk noktası da burası oldu. “Fiction”ın ardından, aslında ta “Yesterworlds“lerden, “Skydancer“lardan beri alttan alta sahip olduğu karanlığı biraz daha deşmek isteyen grup, “We Are the Void” ile belki de ilk kez “o kadar da” etkili olmayan bir albüm yaptı. Fazlasıyla kasvetli olan bu albümü, kasvetin dozunu daha da artıran “Construct” izledi. DARK TRANQUILLITY sanki Lost to Apathy‘vari görkemli melodilerdense, Inside the Particle Storm’da sunduğu karanlığın üzerine gitmeyi seçmişti. “Construct” bu açıdan grubun eline yeni silahlar veriyordu; lâkin bu karanlık, gizemli, tedirgin edici DARK TRANQUILLITY’nin hayranların istediği şey olup olmadığı da şüpheliydi.
20 yıla yaklaşan bir DARK TRANQUILLITY hayranı olarak, gidilmesini istediğim yönün bu olmadığı kesindi. Inside the Particle Storm “Fiction” içinde nefis bir yer tutuyor ve karakter sergiliyordu, ancak DARK TRANQUILLITY genel kimliğini karartmak adına fazlasıyla çok yönlü bir gruptu. Karanlığı da aydınlığı da bir arada sunmalı, duygusal gitgeller yaratmalıydı. Tıpkı 20 küsür yıl önce Punish My Heaven’da dedikleri gibi…
“If I had wings, would I be forgiving?
If I had horns, would there be flames to shy my smile?”

Ve “Atoma”…
“Construct”ı tam anlamıyla benimseyemeyen kitle için “Atoma”nın sancılı bir bekleyiş olduğunun farkındayım. Kimse gruptan yeni bir “The Gallery” veya “The Mind’s I” çıkarmasını beklemese de, şu noktada en azından “Fiction”vari, “Damage Done”vari bir şeylere de kimsenin hayır demeyeceği aşikârdı.
“Atoma” bir “Fiction” değil, orası kesin. Ancak bu müzikalite anlamında değil, karakter (“Character”?) anlamında bir farklılık. Zira “Atoma” bir “We Are the Void” da değil. Hatta “Construct” da değil.
“Atoma”, DARK TRANQUILLITY’nin son 10 yıldır çıkardığı en iyi albüm.
Şimdi bunun derinlerine inelim.
“Atoma” DARK TRANQUILLITY’nin “Projector”dan beri yarattığı her şeyi içinde barındıran; “Damage Done”ın gazını ve gücünü “Construct”ın karanlığıyla, “Character”ın canlılığını “We Are the Void”un uzaklaştırıcı kimliğiyle, “Projector”ın gotik yanlarını “Haven”ın heyecanıyla sunan bir albüm. Ancak “Atoma”nın iyi olmasını sağlayan asıl şey bize DARK TRANQUILLITY’ye dair sevdiğimiz çeşitli şeyleri sunup ağzımıza bir parmak bal çalması değil, bunu albümün kendi kimliği altında yapabiliyor oluşu.
Bu noktada “Atoma”yı beğenip beğenmemeniz ya da en azından ne kadar beğeneceğiniz, tamamıyla grubun son 16-17 yılına nasıl baktığınızla alakalı. Eğer DARK TRANQUILLITY’nin 2000’lerde yaptığı işlerdeki ruh hâlinin farkındaysanız, eğer grubun her bir albümünü ne amaçla yaptığını biliyorsanız, “Atoma”nın sunduğu şeyi de kendi başına değerlendirebilir ve albüme gerçek bir karakter yükleyebilirsiniz. Eğer bunu yapmadan bakar ve “Atoma”yı DARK TRANQUILLITY’nin “Construct”ın karanlığından kurtulmak adına atılmış canhıraş bir “tazelenelim de nasıl olursa olsun” çabası olarak değerlendirirseniz, albümü “DARK TRANQUILLITY’nin iyi yanlarının bir çorbası” olarak görmeniz de gayet olası olur. Ben bu noktada net şekilde ilk tarafta duruyor ve grubun albüme kendine has bir hava katabildiğini ve şarkı şarkı özenerek işlediğini düşünüyorum.

“Atoma”yı açan Ercircled; her ne kadar girişindeki negatif hava ile biraz The Science of Sleep havası verse ve “Construct”ın devamı mı geliyor dedirtse de, sonradan saptığı yollarla bu düşünceyi kırmayı başarıyor. DARK TRANQUILLITY elbette ki kendi formülleri, kendi özel hareketleri üzerinden ilerliyor ve ne türü içinde ne de kendi içinde yeni devrimler yapıyor. Lâkin çeyrek asırı arkasında bırakmış bir grup için bunun bir eleştiri konusu olması mantıklı olmaz elbet. Şarkının bana göre en çekici kısmı ise 2:05 ve 3:20 dolaylarında Jivarp’ın kullandığı davul paterni. Oradaki birkaç saniyelik bir fikir bile grubun kendi formülünü nasıl zenginleştirebildiğini görmek açısından yeterli.
Vokal karakteri açısından Misery’s Crown formülü üzerinden ilerleyen clean vokalli Atoma ve Martin Henriksson’suz ilk albüm olan “Atoma”daki Martin Brändström etkisini net şekilde gösteren üçüncü single Forward Momentum’un ardından albüm, gruptan tam da istediğim türde bir çeşitliliğe girişiyor. Neutrality’nin dozunda kaosu, Force of Hand’in “Projector”vari groove’u, Faithless by Default’un son dönem KATATONIA’yı andıran kasveti, The Pitiless’ın grubun son 10 yılını kucaklayan tavrı, albümün kesinlikle en iyilerinden biri olan ve hatta çok uzun zamandır DARK TRANQUILLITY’den duyduğum en taze fikirleri barındıran nefis atmosferli Clearing Skies kesinlikle başarılı yapıtlar. Özellikle Clearing Skies, grubun bundan sonrası için de mutlaka kullanması gereken fikirler barındıran son derece aydınlık, pozitif, rengârenk bir şarkı. Her anlamda çok beğendim.
Son üç şarkıda ise grup sırasıyla albümün en hızlı, en melodik ve en kendi içinde çabalayan ve bu şekilde acı çeken, çektiren parçalarını sunmuş. Albümdeki diğer tüm şarkılarla birlikte kendi kimliklerine, karakterlerine sahip gayet güçlü yapıtlar.
Son zamanlarda yazdığım en uzun, kapsamlı ve değişken incelemelerden biri olduğunun farkındayım. Zira “Atoma” da DARK TRANQUILLITY’nin “Projector”dan sonra yazdığı en uzun albüm ve en azından son 10 yıldır yarattığı en kapsamlı ve değişken çalışma. Albümü ne ölçüde seveceğiniz, kesinlikle ve kesinlikle “Atoma”nın DARK TRANQUILLITY’nin kariyerinde nerede durduğuna ilişkin fikrinize göre şekillenecektir. En baştan “aynı tas aynı hamam” derseniz albüm sizin için 6’lara 7’lere de gerileyebilir; şarkılarda yapılmak istenen şeyleri iyi özümsediğiniz takdirde 9-9,5’lara bile çıkabilir. Grubu çok uzun zamandır takip eden gerçek bir DARK TRANQUILLITY hayranı olarak tavsiyem, kararınızı vermeden önce albümü dikkatli şekilde ve çok kereler dinlemeniz. Şahsen ilk 4-5 dinlemede ortanın az üstü olarak gördüğüm albüm, 10-12. dinlemenin ardından gözümde çok daha fazla büyüdü ve gerçek değerini buldu.

Her ne kadar alıştığımız formüllerle sunulsa da, DARK TRANQUILLITY’nin kanıksanmış tarzını yansıtsa da, grup bu kez olayı detaylarda çözüyor. Ancak tecrübeyle ve görmüş geçirmişlikle yapılabilecek bu değişimi anlamak ve takdir etmek için de biraz emek vermek, dikkatli dinlemek, içine girmek gerekiyor. Bunu yapacak olan dinleyicilere şimdiden iyi eğlenceler; karşılarında gerçekten iyi bir DARK TRANQUILLITY albümü var. Grup endişelerimi yersiz kıldığı ve hele ki sayısız grubun muazzam albümler çıkardığı böyle bir yılda geri planda kalmayıp gayet güçlü bir işle geri döndüğü için de son derece mutluyum.
Son bir not: Mikael Stanne, sen var ya sen…
Albüm bilgileri
- Mikael Stanne: Vokal
- Niklas Sundin: Gitar
- Anders Iwers: Bas
- Martin Brändström: Klavye
- Anders Jivarp: Davul
- Encircled
- Atoma
- Forward Momentum
- Neutrality
- Force Of Hand
- Faithless By Default
- The Pitiless
- Our Proof Of Life
- Clearing Skies
- When The World Screams
- Merciless Fate
- Caves And Embers
- The Absolute
- Time Out Of Place

Bir yanıt yazın