Riskli noktayı kayıpsız geçmek.
Gemilere mal taşıyıp günün birinde sadece metalden geçinebilmeyi umdukları zamanlardan çok daha önce tanıştığım ve bugüne gelişlerini takdir ve saygıyla izlediğim AMON AMARTH’ın bugün çıkan yeni albümü “Jomsviking”le birlikteyiz bugün.
1999’da çıkan “The Avenger”la tanıştığım ve o sıralarda o tarz müzik yapan kimse olmadığından doğal olarak bayıldığım AMON AMARTH, yıllar içerisinde pek çok iyi albüme ve harika şarkıya imza attı. Yarattıkları sound’un dışına çıkmayan yaklaşımları zaman zaman eleştirilse de, böylesine kalıplaşmış bir karakteri kırmak ve yeni alanlara bulaşmak, belli ki ne istedikleri, ne de yapabilecekleri bir şeydi.
AMON AMARTH’ın sınırlı denebilecek sound’u ve müzikal kimliği dâhilinde, gruba yöneltilebilecek eleştirilerin bazılarını anlamlı, bazılarını da haksız buluyorum. Anlamlı bulduklarım; grubun belli ki kırmasının mümkün olmadığı sound’u içerisinde, özellikle son birkaç albümünde neredeyse hiçbir taze fikre yer vermemesi, hatta bundan bilerek kaçınırcasına bildiğini okuması. Kendi müziğini yaratan bir gruba bu yüzden laf etmek kimsenin haddi değil elbet, ancak dinleyici olarak bazı şeylerin bayatlamaya başladığını görüp dillendirmekte de kötü bir şey yok tabii.
AMON AMARTH’ın Andy Sneap’le çalışmaya başladıktan sonra yavaş yavaş brutal vokalli bir ACCEPT’e dönüşmesi; grubun balyoz indiren, ateşler salıp önüne gelen her şeyi yok eden Viking kanını seven kitle için muhakkak ki bir tatsızlık kaynağıydı. Lâkin grup ne yapmak istediği konusunda net fikirlere sahipti ve yolunu değiştirmedi. “Surtur Rising”in bir önceki albüm kadar iyi olmaması ve akabindeki “Deceiver of the Gods”ın ortalamalığıyla birlikte, AMON AMARTH “kaybediyor muyuz?” dedirten gruplar arasına girer gibi olamaya başlamış ve eski sevenlerini hayli somurtmuştu. Ben de bu düşünceleri paylaşan ve AMON AMARTH’a dair heyecanı albümden albüme azalan bir dinleyiciye dönüşmekten dolayı hiç memnun değildim. Bu yüzden “Jomsviking” benim için AMON AMARTH adına bir karar albümü olabilirdi. Kusursuza yakın olarak gördüğüm “With Oden by Our Side”dan bu yana kademe kademe düşen AMON AMARTH sevgim, “Jomsviking” ile birlikte ya umut tazeleyecek, ya da 17 yıldır dinlediğim ve çok sevdiğim bu grubu benim için geçmişteki güzel günlerde bırakacaktı.

Bu sebepten, “Jomsviking”i başlatırken içimde yoğun bir “lütfen…” vardı. İlk yayınlanan First Kill’İ çok sıradan bulduğumdan, sonradan yayınlanan hiçbir şarkıyı dinlemedim ve ilk olarak albümün bütünlüklü ellerinde tatmayı bekledim. “Jomsviking” başlayıp First Kill bittiğinde, bu konuda doğru bir karar verdiğimi gördüm; zira ilk dinleyişte çok vasat bulduğum bu şarkı bilei albüm bütünlüğünde çok daha iyi gelmiş, üreğime su serpmişti.
Böylelikle “Jomsviking”in en önemli ve değerli yönünü de en baştan vurgulamış olarak albüme girişmiş olduk. “Jomsviking” AMON AMARTH’ın ilk konsept albümü olarak öne çıkan bunu da hakkıyla yapan bir albüm. AMON AMARTH gibi değişken bir müzikal yapısı ve progresif bir anlayışı olmayan bir grubun konsept albüm yapması bazılarına garip gelebilecek olsa da, grup bu yapıyı albümün tümüne yaymayı ve tutarlı bir iş çıkarmayı başarmış.
Öncelikle söylenmesi gereken, “Jomsviking”in AMON AMARTH’ın brutal vokalli heavy metal kimliğinden sıkılanlar veya başından beri sevmeyenler için hiçbir artı özellike barındırmadığı. Aksine, albüm içine Bruce Dickinson koysanız net IRON MAIDEN olabilecek düzeyde Viking metalden uzak, yer yer Alman bir power metal grubuymuşçasına tehditkâr olmayan işler de barındırıyor. Ancak AMON AMARTH ub kimliği müziğine yedirmeyi ve “artık böyle kardeşim”i hakkını vererek oturtmayı başarmış. Bunun gerçekleşebilmesindeki birincil konu, “Jomsviking”in konsept yapısının yarattığı dramatik, epik, yer yer sinematografik bütünlük. AMON AMARTH müziğini sürekli Vikingler’den bahseden, hep aynı duygu içerisinde sıkışmış ve aynı 4-5 müzikal kavramın sürekli tekrarlandığı bir müzik olarak görüyorsanız -ki kabaca zaten böyle- “Jomsviking” de size pek az şey verecektir. Lâkin kendinizi grubun yerine koyup bunca zaman yarattığınız bu sound’u kırmak adına neler yapabileceğinizi düşündüğümüzde, elinizdeki tek silahın bu tarz bütünlük sahibi albümler yapmak olduğunu görebiliriz diye düşünüyorum.
Albümün ayrıntılarına indiğimizde, AMON AMARTH’ın “Jomsviking”de çeşitli yenilikler sunduğuna tanık oluyoruz. Bunların başında Johan Hegg’in konuşmalı bölümleri, clean olmasa da çok net ve temize yakın harsh vokalleri geliyor.
Birkaç albümdür devam eden “en sona ağır epik şarkı” düsturu “Jomsviking”de -neyse ki- terk edilmiş ve Back on Northern Shores albüme iyi bir kapanış yapmış. Neyse ki dememin sebebi son albümlerin kapanış şarkılarını bayık bulmam falan değil; bilakis o şarkıları seviyorum. Ama bu albümde de aynı formülü uygulasalardı, bayat bir sonuç ortaya çıkma ihtimali artardı. Back on the Northern Shores hem ağır hem de hızlı bölümler barındıran, gayet dinamik, duygusu yerinde, hatta blast beat dahi barındıran bir şarkı. Blast beat demişken, gruba bu albümde eşlik eden eski VOMITORY davulcusu Tobias Gustafsson’un da gayet temiz bir iş çıkardığını söyleyelim. Özellikle davul sound’u son birkaç albümdekinden daha canlı.
Bunlar iyi taraflarken, albümün zayıf halkası, bence net şekilde işe yaramayan ve tek kelimeyle “sırıtan” A Dream That Cannot Be. Doro’nun konuk vokalist olarak gruba eşlik ettiği bu parça, gerçekten de sırıtmış ve AMON AMARTH kimliğine epey ters düşmüş. Brutal ve clean vokallerin yarattığı kontrast çoğu zaman işe yarıyor, lâkin Hegg’in vokalleri ve AMON AMARTH’ın öküz tonları ile kadın vokal, ne yazık ki bir arada olmamış. Önceki albümdeki Hel nispeten iyi bir denemeydiyse, bu şarkı bence olmamış.
Bunun haricinde, albümde AMON AMARTH’ın alametifarikası pek çok şey var. Cry of the Black Birds’vari epikliklerden, Raise Your Horns’un belli ki her konserde binclerce kişi tarafından söylenecek nakaratına; “Jomsviking” böylesi kafeslenmiş bir müzikal anlayış içerisinde yapılabilecek en renkli ve dinamik albüm diye düşünüyorum.

AMON AMARTH’ın çok uzun süredir devam eden ve bileklerinin hakkıyla yarattıkları bu müzikal karakter içerisinde inişli çıkışlı dönemleri olsa da genele bakıldığında tartışmasız bir başarı hikâyesi olarak devam eden kariyerleri; riskli bir noktada çıkardıkları “Jomsviking” ile daha taze bir noktaya gidecektir. Grup bu albümde de son albümlerdeki “kısmi baymışlığı” sürdürseydi, yeni hayranlar kazandıkları kadar, eskilerden de baya bir kayıp yaşayabilirdi. “Jomsviking” buna büyük oranda müsaade etmeyen ve gruba hem heyecanlı yeni hayranlar, hem de “hadi be AMON AMARTH, üzme bizi” diyen eski hayranların gözünde hatırı sayılır bir kredi sağlayan, iyi bir albüm.
Zaten şu noktada AMON AMARTH’ın çıkardığı albümler için “iyi”, “kötü” demek de garip oluyor, çünkü onlar yarattıkları bu şeyde zaten çok iyiler. Ama bir yerde bir yemeğin en iyisini yiyorsanız, sonraki gidişlerinizde de kalite hiç düşmesin, aynı kalsın istiyorsunuz. Konu AMON AMARTH olunca, durum biraz da bundan ibaret.
Albüm bilgileri
- Ted Lundström: Bas
- Olavi Mikkonen: Gitar
- Johan Hegg: Vokal
- Johan Söderberg: Gitar
- Konuk:
- Tobias Gustafsson: Davul
- First Kill
- Wanderer
- On a Sea of Blood
- One Against All
- Raise Your Horns
- The Way of Vikings
- At Dawn's First Light
- One Thousand Burning Arrows
- Vengeance Is My Name
- A Dream That Cannot Be
- Back on Northern Shores

Bir yanıt yazın