Şehir Işıkları.
Beni bilen bilir, dönemsel olarak bazı grupların bariz goygoycusu olurum. Ev toplantılarında, çay akşamlarında veya olağan bira meclislerinde arkadan aksın diye şarkı açılacak olsa Ozan’ın isteyeceği gruplar bellidir. Hatta öyle ki, bana hiç sorulmaz, doğrudan playliste bir iki tane o dönem deli gibi dinlediğim şarkı koyulur, ardından bana dönülüp “Ozan seni de gördük” biçiminde bir göz atılır. İşte 2013 senesinde, bu bana hiç sorulmadan konulan şarkıların geneli TRIBULATION’ın bir önceki epikliği olan “The Formulas of Death” albümündendi. O sene açık ara en çok dinlediğim albümdü. Atmosferine, barındırdığı elementlerin dengesine, albümü kapsayan eşsiz melodilerine ve daha saymakla bitmeyecek birçok yönüne aşık olmuştum. Grup WATAIN’le turlamaya başlayınca da, PA kadrosundaki dostlarıma “Bu adamlar büyüyecek beyler aha şuraya yazıyorum” deyip koltuğun köşesini göstermiştim. Dediğim bir bakıma oldu. Century Media’ya transfer olundu, geniş bir PR çalışması ve kaliteli konser performansıyla grup adını hiç olmadığı kadar metal piyasasına yaydı. Kendilerine güzel bir köşe kapmayı başardılar diyebilirim. Sonra “The Children Of The Night” çıktı ve büyük bir çoğunluk tarafından hemen senenin en iyi metal albümü seçildi, fakat maalesef ne kadar istesem de bu görüşe katılamıyorum. Hadi gelin size bunun sebeplerinden bahsedeyim.
Müzikal olarak değişimi ve gelişimi sonuna kadar destekleyen, türlerin birbirlerine entegre olmasından zevk alan bir insan olarak grupların müziklerinde radikal değişimlere gitmesine (bazen hoşuma gitmese bile) tek bir şarta bağlı olarak fazlasıyla saygı duyarım. Bu şart da yapılan değişimin bilinçli ve olgunlukla yapılmış olması şartıdır. Yoksa koca bir kafa karışıklığı albümünde pek saygı duyulacak bir nokta bulamam. TRIBULATION yaptığı işi, bir önceki albümün kritiğinde de dediğim gibi her daim tutkuyla yapan bir grup. “The Horror”daki bodosluk da “The Formulas of Death”deki sofistikelik de buram buram içtenlik ve doğallık kokuyordu. Öyle ki iki albüm arasındaki uçurum bile bu güzel özellikler sayesinde göz ardı edilebilirdi benim için. Gelgelelim “The Children Of The Night” için aynı şeyi söyleyemiyorum. Gerçekten söylemek istiyorum ama olmuyor. TRIBULATION benim için eşsizliği sayesinde yeri çok ayrı olan bir gruptu. Her ne kadar oldukça başarılı bir işçilik olsa da (ki ona da değineceğim) bu albümde bir şeylere benzemeye çalışılmış gibi. Hatta gibisi fazla, direk öyle.
“Dawnrazor” dönemi FIELDS OF THE NEPHILIM’e DISSECTION “Reinkaos” dönemi riff yapıları ve tatlı blues soloları eklenilmiş, sound olarak TFOD dönemindeki gitar ve davul tonlarına hiç dokunulmamış, bütün metal öğelerden arındırılmış, öyle ki gotik rock olmuş desem yeridir. Ha bir de kayıt kalitesi gözle görülür biçimde yükseltilmiş ki en olumlu kısmı burası. Albümü bayağı gömdüm gibi görünüyor farkındayım, işin aslı bu değil. TRIBULATION benim için kendine has şarkı yapıları ve tınısıyla tanıdığım ve sevdiğim gruptu, onları ben başka gruplara benzetemediğim için daha çok sevmiştim. Şimdi ortadaki bariz FoTN etkisini gözardı edemiyorum ve bu da hiç hoşuma gitmiyor. Yoksa şarkıların hepsi dört dörtlük, hemen hepsi hit olma kapasitesine sahip. Grubun daha da büyümesi için gerçekten kaliteli bir basamak niteliğinde albüm. Özellikle “The Mohterhood of God” ve “Strains Of Horror” şarkıları leziz. Adam Zaars’ın da dediği gibi albüm TFOD’un bıraktığı yerden devam ediyor ve kasveti ve karanlığı bir köşeye bırakarak sokak lambalarının aydınlattığı parlak bir karanlığa kendini bırakıyor. Zaten TRIBULATION her albümünde aynı manzaranın farklı yorumlarını yapan bir grup oldu. Ortaçağda geçen bir korku hikâyesini andıran atmosfer “The Horror”da hırçın, TFOD’da karanlık ve derin yansıtılırken bu albümde daha gotik bir biçimde yansıtılıyor. Albüm her ne kadar benim açımdan orijinallikten biraz yoksun olsa da defalarca dinlenecek, sevilecek hatta hastası olunacak bir çalışma olduğu gerçeği değişmiyor elbette. Beklentilerimi tam karşılamadı dediğime bakmayın, çıktığı günden bu yana sayısız defalar çevirdim.
TRIBULATION bu albümle birlikte daha da büyüyecek buna eminim, ancak bir sonraki albümde bizleri neler bekliyor? İşte bu soruyu yanıtlayamıyorum maalesef. TRIBULATION’ının bunca büyük değişimler göstereceğinin habercisi belki de biraz fazla feminen giyinen gitaristi Jonathan Hultén’ın konserlerde kullandığı gitarı olabilirdi, kim bilir? Biraz kızgınlık/üzüntü karışımı bir duyguya büründürse de beni bu albüm, “oğlum neden ilk iki albümün ortası bir şey yapmadınız? Hani “When The Sky Is Black With Devils” şarkısındaki mükemmel geçişler, melodiler? Hani “Wanderer In The Outer Darkness”ın adamı parçalayan riffleri? Hani “Apparitions”daki epik hareketler? Peki ya “Crypt Of Thanatophilia”daki mosh pitten halaya evrilen manyaklıklar?” dedirtse de çok beğendim. Grubun büyümesine ve dostları IN SOLITUDE gibi bir kadere sahip olmayacak olmalarına aşırı sevindim.
“The Children Of The Night” albümü bu senenin en iyi metal albümü müdür değil midir bilemeyeceğim ama bu senenin en dinlemesi keyifli albümü olduğu kesin.
Albüm bilgileri
- Johannes Andersson: Bas, vokal
- Jakob Ljungberg: Davul
- Jonathan Hultén: Gitar
- Adam Zaars: Gitar
- Strange Gateways Beckon
- Melancholia
- In The Dreams Of The Dead
- Winds
- Själaflykt
- The Motherhood Of God
- Strains Of Horror
- Holy Libations
- Cauda Pavonis
- Music From The Other



Bir yanıt yazın