Güzelliğin hükmü.
Bir gün evde öylece oturuyorum, bir süre sonra sıkılıyorum. Çıkıp ormanın birinde gezmeye karar veriyorum. Hangi orman olduğu önemli değil, sadece o an etrafımın ağaçlar tarafından sarılmasını istiyorum. Ama aklımda ne yürüyüş yapma, ne de açıp çiğ bir black metal albümü dinleme niyeti var. Öylece uzanıp geceyi beklemeyi tercih ediyorum. Ayın göründüğünü fark eder etmez “Daughter of the Moon”u açıyorum. Evet, aslında oldukça beklendik bir hareket. Fakat o an o kadar güzel geliyor ki, orada bir şekilde uyuyakalsam bile bunu hiç sorun etmeyecek durumda oluyorum. Fakat bu an her ne kadar müthiş olsa da, şarkıyı ilk olarak sıradan bir hafta içi gecesinde dinlediğimde hissettiğimden farklı bir şey hissetmiyorum.
INSOMNIUM benim için çok fazla yeri olan bir grup. Dolayısıyla söyleyeceğim şeyler belki de en son çıkan “In the Halls of Awaiting” kritiğinden çok da farklı olmayacak, ne olursa olsun bir şekilde araya işin duygusal tarafını sıkıştıracağım. Birinin hayatının gruplarından biri olması için belki de değişik bir grup, ama benim için böyle olduğunu tekrar tekrar belirtme gereği duyuyorum. Daha fazla sulu göz olmadan işin biraz daha somut tarafına geçiyor ve fazla öznellik için şimdiden özür diliyorum.
İlk albümlerinin çıktığı dönemde bile akıl alma yönünde önemli bir yol kat etmiş olan INSOMNIUM, o albümün iki yıl ardından bu albümü çıkardı. İlk albümden bir farkındalık yaratacakları belliydi, bunun için de arayı çok fazla açmadan altın vuruşa geldiler. Böyle “çıkardılar”, ”geldiler” dediğime bakmayın tabii ki, zira bu albüm çıktığında 9 yaşında bir AYNA dinleyicisiydim. Fakat artık her albümleriyle o kadar özdeşleştim ki, her biri çıktığında ilk dinleyenlerden biri olmuşum gibi hissediyorum. Bu albümü dinlediğimde de farklı bir şekilde hissetmiyorum, daha ilk parça olan “Nocturne”ün girmesiyle beraber yaşamadığım anıları yaşıyorum. Bu hissiyat sonrasında gelen “The Day It All Came Down” ile tırmanıyor ve “Daughter of the Moon” ile zirveye ulaşıyor. Sanki metal müzik dinlemeye bile başlamadan önce bu şarkıyı biliyor ve seviyor gibi oluyorum. Sonrasında biraz daha sakinleşiyor, ama suratımdaki pis gülüşü aynı şekilde tutuyorum. “Bereavement”ın başındaki klavye geliyor ve yine kendimi ona kaptırırken buluyorum, albümün kalan neredeyse bütün kısmında ara sıra da olsa aklımdan onu geçiriyorum. En son şarkı “Song of the Forlorn Son”a gelindiğinde ise bir anlık albümü kafamdan siliyorum, sadece ve sadece o parçaya odaklanıyorum. O kadar güzel andan sonra bile bir ferahlık barındırıyor ve bu albümü olabilecek en iyi şekilde bitiriyor. Belki albümdeki bazı anlar bu anlar kadar vurmuyor, ama her biri de bir anlam barındırıyor.
Bütün bunların ne albümün türünde çığır açıcı olması ne de çok büyük sükse yapmasıyla ilgisi var, zira albümde bu iki durum da geçerli değil. INSOMNIUM nedense bir şekilde hep altlarda kaldı, genellikle en fazla “güzel” şeklindeki yorumlara lâyık görüldü. Bunda mutlaka birçok kişiye fazla melodik gelmeleri ya da bazılarının basit bir şekilde bu kadar yoğun melodik death metal’e yakın olmaması gibi faktörlerin etkisi vardır, fakat zaten INSOMNIUM da ilk albümlerini çıkardıkları günden Wacken’da headliner olmayacaklarını biliyordur. Bu duruma melodik death metal’in gittikçe tükenen bir tür olması da çok yardımcı olmuyor tabii ki (merak etmeyin, bu muhabbete girmeyeceğim hahah). En nihayetinde INSOMNIUM kendi işine bakan ve müziklerini olabilecek en güzel şekilde icra etmeye çabalayan mütevazı bir grup. Yine de bir taraftan son albümlerinin onlar için çok daha fazla alanda tanıdıklık uyandırmasını da ummuyor değilim.

“Since the Day It All Came Down” INSOMNIUM’un müziği için dev bir mihenk taşı. Grubu çok sevenlerin mutlaka baş tacı ettiği bir albüm olduğunu düşünüyorum, hatta sadece eski dönem INSOMNIUM’u sevenler olsa bile genellikle bu albümü tam sevdiklerini görüyorum. Evet, grup bu albümle çığır açmadı. INSOMNIUM sadece ortaya yeni bir güzel müzik kaynağı çıkardı ve bu albüm de bu güzel müziğin en tepe noktalarından biri. Belki de hiç kimse bu albümdeki bir ana dev tepkiler vermeyecek, ama birileri mutlaka “Daughter of the Moon” çaldığında şarkı boyunca gülümseyip mırıldanıyor olacak.
Albüm bilgileri
- Niilo Sevänen: Vokal, bas
- Ville Friman: Gitar
- Ville Vänni: Gitar
- Markus Hirvonen: Davul
- Nocturne
- The Day It All Came Down
- Daughter of the Moon
- The Moment of Reckoning
- Bereavement
- Under the Plaintive Sky
- Resonance
- Death Walked the Earth
- Disengagement
- Closing Words
- Song of the Forlorn Son


Bir yanıt yazın