1993'ten 2015'e mum yakabilmek.
Uzun süre sonra, eski bir albümün kritiğinden merhaba.
Günümüzün cilalı ve parlak KATATONIA’sı düşünüldüğünde, grubun müzik kariyerine başladığı nokta birçoklarına garip gelebilir. Bugünkü tertemiz KATATONIA, bundan yaklaşık çeyrek asır önce çok daha primitif bir haldeydi ve daha karanlık sularda yüzmeye çalışıyordu. KATATONIA, en sevimli gözüktüğü anlarda bile hüznünü yansıtmayı başarmayı sağlamış bir grup olsa da, bu işin başlangıcı bu kadar pürüzsüz değildi aslında. Şu an pamuk sesi ve tek bir hecesiyle bile insanı can evinden vuran Renkse, “Gece vakti kaldırımda yürüdüm, bunu yapamayanlar da var…” diyerek bile “böhüüüü abi çok duygulu yeaeae” dedirtebilen o Renkse, takvimler 1993’ü gösterdiğinde “can acıtacağım”, “üzeceğim” diye içini parçalıyor, “Öldüm ben, hayallerim gitti, ağlıyorum, canım acıyor” diye damar basıyordu.
“Dance of December Souls”, KATATONIA’nın ilk albümü olmasının yanı sıra, o dönemde İngiltere hakimiyetinde gözüken doom/death akımının İskandinavya’ya taşınmasında nemli rol oynayan albümlerden de biriydi. Şarkılar büyük oranda arka arkaya yapıştırılan çeşitli bölümlerden oluşsa da, tıpkı OPETH’in “Orchid“de yaptığı gibi, KATATONIA da pek çok güzel bölümü ipe dizip güzelmiş gibi sunmayı başarıyordu. Tüm müziği yazan Blakkheim gitarlardan sorumluyken, Lord Seth adı altındaki Jonas Renkse de hem vokal yapıyor, hem de davul çalıyordu.
Logosundan kapağına tam bir doksanlar başı albümü olan “Dance of December Souls”, 3 yıl sonrasında gelecek olan “Brave Murder Day” şaheseri öncesinde, grup için iyi bir açılıştı. Tür o sıralar taze ve revaçta olduğundan, karanlıklardan gelen bu bunalım ve buhran dolu müzik, pek çokları için KATATONIA’yı takip edilesi bir oluşum kılmaya yetmişti.

Albüme baktığımızda, şu anki KATATONIA ile bağlantı kurabileceğimiz şeyler bulmak dahi mümkün aslında. Bu görevi gören başlıca şarkı da, nispeten daha standart bir trafiği olan ve grubun yakın zamanda başlayıp, zaman içinde çeşitli dozlarda kullanmak suretiyle tüm kariyerini üzerine kuracağı paternlerin bir çoğunun ilk adımlarını sergileyen Without God elbette. Şarkıdaki hüznü hissetmemek, denemelerin farkına varmamak ve kimi unsurlarını 2015’in KATATONIA’sıyla dahi bağdaştırmamak bence imkânsız; eğer grubu yeterince iyi tanıyorsanız.
Without God’ı sağ salim atlattıktan sonra, kalan iki şarkıyı da can vermeden bitirebilirseniz, “Dance of December Souls”u en az hasarla atlatmış oluyorsunuz. Bunu diyorum, zira toplam süreleri 27 dakikayı geçen son iki şarkı, adeta bir sabır imtihanı şeklinde devam ediyor. Bunun sebebi şarkıların sıkıcı olmaları falan değil; ancak böylesi süründürmeye kasan, kendine zarar vermeni sağlamaya çalışan bir müzikte arka arkaya iki tane 13 dakika üzeri şarkı koyunca, insan biraz daralıyor. Belki de amaç budur, belki de grup bunu kasıtlı yapmıştır. Amaç her ne olursa olsun, sonuçta KATATONIA bir şekilde dinleyicisini daraltmayı başarıyor.
Nihayetinde “Dance of December Souls”, günümüzün en heyecan verici gruplarından biri olan KATATONIA’nın yarı amatör gibi gözüken bir şekilde başladığı kariyerinin ilk adımlarını yansıtan, melodik, daraltıcı, iç parlayan ve kendisinden 20 küsür yıl sonraya bile ufak mumlar yakmayı başarabilen bir albüm. Bugün bana bu satırları yazdırabildiğine, arkada çalarken hâlâ yer yer tüylerimi ürpertebildiğine göre de, olabildiğine gerçek, olabildiğine içten bir yaratım.

Zamanında sizi her ne üzdüyse, çok iyi yapmış.
Albüm bilgileri
- Lord Seth: Vokal, davul, sözler
- Blakkheim: Gitar, müzik
- Israphel Wing: Bas
- Seven Dreaming Souls (Intro)
- Gateways of Bereavement
- In Silence Enshrined
- Without God
- Elohim Meth
- Velvet Thorns (of Drynwhyl)
- Tomb of Insomnia
- Dancing December

Bir yanıt yazın