Çamurlu caz müzik.
Baskın olarak, “leşlik” dediğimde müzikteki karşılığını rahatlıkla kafanızda canlandırabileceğiniz anlayıştan uzak bir tür diyebilirim caz müzik için. Ve bu söylem gerek caz müziğin teknik yanı olsun, gerek müziğin ötesindeki bağlamları olsun, konuşma dallandıkça bir çok temele kavuşabilir. Bunun yanında, kabaca “sürekli yenilik arayışı ve deneysellik” içinde olan avangart kültürün caz ile buluştuğu nokta ise, genel olarak caz müzik anlayışını da oldukça sarstı ve şu an MERKABAH’ın geldiği leşliğin ilk adımlarını attı belki de.

En net haliyle, MERKABAH bir avangart caz projesi. Fakat işin ilginç yanı, MERKABAH müziği genel anlamıyla ve “bütün” yapısıyla birlikte caz müzik olarak tınlıyor. Bu müziği, bir cümleyi inceler gibi öğelerine ayırmaya kalkarsak eğer, grubun referanslarının oldukça ilginç yerlere gittiği anlaşılacaktır.
MERKABAH ile ilgili söylenebilecek ilk şey muhtemelen oldukça boğuk olması. Özellikle çoğu atmosferik etkilenimli sludge grubunda ve bir takım karanlık, anlaşılmaz death metal grubunda rastlayabileceğimiz boğuk gitar – ısrarcı davul ikisili, MERKABAH müziğinde de yer buluyor kendisine. Özellikle dördüncü parça “The King”de apaçık bir şekilde duyulan bu kaotik ve tehditkar hava, genel olarak grubun müzik anlayışının önemli bir kısmını özetliyor. Hatta sizleri “The King”in 3:23’te başlayan kısmına da yönlendirebilirim. Grubun müzik anlayışında yoğun bir metal müzik etkisi var. Ama bu etki kendisini tüm müziğin içine oldukça oturaklı bir şekilde yedirip kamufle olmayı başarabildiği için, başta da dediğim gibi, genel olarak baktığmızda hala hissettirdiği şey caz müziğe daha yakın.
Özellikle açılış parçası “Reed Idol”da bana ucundan da olsa ilk dönem SWANS’ın müzik anlayışını hatırlatan net ve tekrara dayalı ritmik altyapı, MERKABAH müziğinde sevdiğim bir diğer dokunuş. Saykedelik bir atmosfer kuran grup, endüstriyel müziğin soğuk yapısını bitmek bilmeyen bir saksofonla ve bu “net ritmik” yapının üzerine işlediği caz melodileriyle yumuşatıyor. Yer yer durağanlaşan ve nefes almanızı sağlayan bölümler albümü daha devasa gösteriyor. Yer yer de kendileri bile ne yaptıklarının farkında olmadan sadece ortaya koca bir karmaşa çıkararak tüm bu atmosferi yıkıp geçiyorlar; bazen kademelerle bazense ani değişimlerle. Kısacası, müziğin sağı solu pek belli olmuyor.
Bu tarz karmaşık müziklerde zorlama olanla kendiliğinden olanın farkının daha kolay anlaşılabildiğini düşünüyorum. MERKABAH müziği bu noktada ipin ucunu kaçıran ve tekrar yakalamaya çalışan bir grup müzisyen getiriyor aklıma. Yani müzisyenlerin müziği zorla bir yere götürmelerinden ziyade, müzik o kadar kolay akıp gidiyor ki, onlar bile buna karşı koyamıyorlar. Bu her ne kadar olumlu bir yorum gibi görünse bile, “Moloch”, bazen parçaların nerede başlayıp bittiğini anlayamamaya başladığınız, bir süre sonra sadece bir takım sesler duyduğunuz bir çorbaya dönüşebiliyor. Bunun nedeni belki müziğin fazlasıyla talepkar olması ve dikkat istemesidir, belki de birazcık karakteristikten uzak olmasıdır. Emin değilim.

Selam verircesine bir isme sahip olan grup, genel olarak leş ve ezici bir caz müzik yapıyor. Bu nedenle de grubun yaptığı müzik, caz sevenlerden çok metal müzik sevenlerin daha çok ilgisini çekebilir diye düşünüyorum. Arada böyle saçmalıklar iyidir diyor ve bol şans diliyorum.
Albüm bilgileri
- Adrien Cognac
- Gabriel Orłowski
- Aleksander Pawłowicz
- Kuba Sokólski
- Rafał Wawszkiewicz
- Reed Idol
- Hilasterion
- Hilasterion cont.
- The King
- Hymn
- Lille Vies Ager
- The grapes (…) are filling and growing heavy
- Ah! Ça Ira

Bir yanıt yazın