Yine itlik yine serserilik.
Death metal camiasının belki de en çok saygı gören ve türün şekillendiricisi görevini üstlenen grupların başında gelen DYING FETUS’un şaheseri “Destroy The Opposition”ın ardından basçı/vokalist Jason Netherton’ın gruptan ayrılma kararı alıp kurduğu MISERY INDEX, grubu duymayanlara fikir vermesi açısından söyleyecek olursam, DYING FETUS ekolünde devam eden ve death metal/grindcore karması bir müzik icra eden Amerikalı bir grup. Sitede kritiği bulunan tek albümleri “Heirs To Thievery” ile zirveyi görmüş olduğu görüşüne katıldığım MISERY INDEX, 4 yıllık aranın ardından, bir de gitarist değişikliğine giderek bu senenin en çok beklediğim albümlerinden birini geçtiğimiz günlerde çıkardı.
Eğer bu denli sert, yırtıcı bir death metal/grindcore tarzı bir albümü kritikliyorsanız doğal olarak söylenecek çok fazla şey, irdelenecek pek fazla detay olmuyor karşınızda. Her ne kadar her saniyesi onlarca akıl dolu fikir barındıran, enerji patlaması albümler olsalar da temel olarak çoğu dinleyicinin müzikten aldığı “gaz” hissiyatını alıp kafa sallamadan duramadığınız albümler olmakta bunlar. İşte tam bu noktada MISERY INDEX’in yeni albümü ile ilgili ne yazacağımı bilmezken dinledikçe dikkatimi çeken birçok nokta olduğunu gördüm. 2 sayfalık övgü cümlelerini döşeyip bırakma niyetinde olduğum bu yazımı da biraz daha çeşitlendirmek durumunda kaldım dolayısıyla ve gitarist değişikliğinin ardından gelen “The Killing Gods”ın biraz da “Heirs To Thievery” ile karşılaştırarak detaylı bir incelemesini yapmış oldum.
Öncelikle şarkı niteliklerine bakarsak, “Heirs To Thievery”de karşımıza çıkmayan türde iki adet enstrümantal parça var. Malumun ilanı olarak bu parçaların albümün bütünlüğünü arttırdığını ve ayrı ayrı dinlendiğinde insanı parçalara ayıracak kadar güçlü olan şarkıların bir anlamsal bütünlükte birleştirilmeye çalışıldığı sonucuna varabiliriz. The Oath gibi, sade bir gitarın üstüne konulmuş karga seslerinden oluşan bir parçayı albüme koymaktan çekinmemiş örneğin grup.

Ayrıca yine daha önce grubun yaptığını duymadığım bir olay da şarkılardaki melodilerin sonradan tekrar karşımıza çıkması. Örneğin ilk şarkı Urfaust’un melodisinin üstüne vokal binmiş şeklini dördüncü şarkı Conjuring The Cull’un sonunda duyabiliyoruz. Dediğim gibi, bariz bir biçimde bütünlük yaratan öğeler kullanılmış albümde ve bu daha önce MISERY INDEX’te duymaya alışık olmadığımız tarzda bir müzikal yaklaşım şüphesiz ki.
İkinci olarak şarkı yapılarında melodik ve akılda kalıcı kısımların net biçimde öne çıktığını görebiliyoruz. Grubun müziğiyle içli dışlı olan dinleyicilerin takdir edeceği üzere MISERY INDEX her ne kadar mükemmel rifler ve enerjik davullar üzerine kurulan bir manyaklık barındırsa da bu Snickers coşturuculuğundaki müziğin altında yatan temel fikir genel olarak melodi bazlı rifler yazmak değil. “The Killing Gods”ı diskografideki tüm albümlerden farklı bir yere koymamı sağlanyan şey tam olarak da bu aslında. Albüm bittiğinde dahi aklınızdan çıkmayan nakartlar, kendini gösteren melodiler, lead gitar-ritim gitar kombinasyonlarıyla yürüyen kısımlar hatta zaman zaman solo arkası rifler dahi önceki albümlerden daha farklı bir tabanda planlanmış gibi sanki.
Örnek verecek olursam Conjuring The Cull, Cross The Bear, Gallow’s Humor gibi şarkıların nakaratları bir death metal/grindcore grubundan beklenmeyecek kadar akılda kalıcı. Bunun dışında The Killing Gods’ın başındaki kısım adeta atmosfere girmemizi sağlıyor ve sonrasında delirmemize yol açan davulların girmesiyle yine MISERY INDEX şokuna maruz kalıyoruz.
Buraya kadar söylediğim beyne kazınma adına yapılmış hamlelerin yanında MISERY INDEX’in kendi imzası niteliğinde yaptığı her şeyi bu albümde sonuna kadar icra ettiğini de belirteyim. Melodi mevzusu her ne kadar yenilik olarak müziğe girmiş olsa da grup sert kısmından hiçbir şey kaybetmemiş, hatta bu sayede öne çıkan gaz kısımlar güçlerine güç katmış diyebilirim. Müzisyenlik noktasında da death metal aleminin en enerjik davulcularından biri olan Adam Jarvis’e özellikle değinmek istiyorum. Herhangi bir albümün “boyun sikme katsayısı”nı tek başına oldukça yukarı çekebilen bu adam, “The Killing Gods”ta da zincirlenmemiş bir canavar gibi davul üzerinde yapılabilecek hemen her şeyi yapıyor ve adeta dinlerken sizi yoruyor. Özellikle Gallows Humor şarkısında riflerin verdiği hissiyat üzerinde ne denli söz sahibi olduğunu çok net biçimde görebilirsiniz.

Özetle “The Killing Gods”ın 2014’ün şu ana kadar çıkan en iyi death metal albümü olduğunu ve bana kalırsa senenin en enerjik ve gaza getirici şarkılarını barındırdığını söyleyebilirim. Puanlama konusunda, her ne kadar şu an “Heirs To Thivery”den daha fazla sevsem de, 10 puanı hak edecek kadar başyapıt olmadığını düşündüğümden 9,5’u basıyorum. Sene sonu listeme ilk 5’ten girmemesi için doğaüstü şeylerin olması gereken bu albümü MISERY INDEX’in en rahat dinlenebilir albümü olarak değerlendirsem de bu olgu şu an boynumun ağrıdığını gerçeğini değiştirmiyor elbette.
Albüm bilgileri
- Jason Netherton: Bas, vokal
- Mark Kloeppel: Gitar, vokal
- Darin Morris: Gitar
- Adam Jarvis: Drums
- 1 – Urfaust
- 2 – The Calling
- 3 – The Oath
- 4 – Conjuring The Cull
- 5 – The Harrowing
- 6 – The Killing Gods
- 7 – Cross To Bear
- 8 – Gallows Humor
- 9 – The Weakener
- 10 – Sentinels
- 11 – Colony Collapse
- 12 – Heretics

Bir yanıt yazın