Karanlık.
Soğuk günlerin güzel müziklerinden olan Immortal’ın “At the Heart Of The Winter” albümünün üzerimize yakışacağı havalar yaklaşırken -başka bir deyişle “Winter is Coming”- ben de güzel havaları sıcak hard rock’la uğurlamak istedim. Bu düşünceyle çıktığım yolda ruhumun güzide köşelerine seslenmesini istediğim müzik İngiliz hard rock grubu The Darkness oldu.
Grubun yayınladığı üç stüdyo albümünden ikincisi olan bu çalışmayı şöyle sırasıyla incelemem gerekirse; ilk anda göze çarpan şey grubun süper logosu. Gerçekten çok sevdim. Genelde oynak kıvrak yazı tiplerini pek sevmeyen ve minimalist, net şeyleri seven biriyim, ama bu logo hem modern, hem eski kafa duruyor. Kapakta cehenneme giden bir tren var. Albümün adından da anlaşılacağı gibi, grup cehenneme bir tur atmak için bilet almış. Şöyle bir bronzlaşıp dönecekler.
Bu kapak bilgisini alan beynim, müziği duyar duymaz CEHENNEM + TREN ikilisine eklenen AC/DC markası rifli şarkıyı duyunca “Hmm galiba neler döneceğini anladım.” dedi. Ama erken davranmamak lazım diyerek dinlemeye devam ettim. İlk şarkı sonunda rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki, vokalistin ani çığlığa dönüşen vokallerini, dümdüz bir hard rock şarkısına ittirerek sokulmuş SİTAR (gitar değil sitar) ve doğu melodilerini hiç sevmedim. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz ama ben o müziğe böyle ufak sentez hareketlerini yakıştıramadım.
10 şarkıdan 8 şarkı 3 dakika civarındayken ve yapılan müzik rock ‘n’ roll’ken beni normalde olması gerekenden fazla sıkan bir albüm oldu. Şarkıların beni yakalayamayışını bir kenara bırakırsak Steelheart gibi tiz vokalleri seven ve dinleyen bana, The Darkness’ın vokali nedense çok tatsız geldi. Cümle sonlarında çılgınlık olsun diye ya da sikici çığlıklar eklemekten çok, koca bir kısmı bazen çığlık çığlığa söylüyor olması, King Diamond vokallerine seksli hard rock şarkısı koymuşsun gibi bir izlenim uyandırdı. Şu an söylediğim şey ekstrem gelebilir ama falsettolarını duyduğunuzda ve bu şekilde düşündüğünüzde bana hak vereceksiniz. The Darkness’ın bu konuya bir dur demesi gerek diye düşünüyorum. Alalım karşımıza konuşalım. Seviyorsak konuşalım bence arkadaşlar. Diyelim ki “Bak Justin, adaşın 17 yaşında kızları danslarıyla çıldırtıyor, sen ise kontrolsüzce, umarsızca çığlık atıyorsun. Atma arkadaşım. Düzgün söyle. Çığlık sesinde tını olan insanın işi.”
Biz ne dersek diyelim, bir müziği ilk anda en çok tanımlayan şey o grubun vokalidir. Ben de bu vokali hiç sevmedim. He Geddy Lee’yi de sevmediği için Rush sevmeyen insanlar tanıyorum. Belki de bu durumda ben o şaşırdığım insanlar durumuna geliyorum ama müzik zorla olmuyor işte.
Bunun haricinde albümde bu albüme ait olmayacak kadar güzel “Hazel Eyes” diye bir şarkı var ki dinlerken şaşırdım. Çakallar tam ortasına koymuşlar albümün, tam “Yeter sıkıldım ya.” demişken onu dinleyip kalanı da dinlemek zorunda kaldım. Oradan sonra da bana göre bir şey çıkmadı.
Uzun lafın kısası, sürüyle ödül almış, epey meşhur olmuş bu adamların bu albümünü ben hiç sevmedim. Bu kadar ödülü nasıl aldıklarını bilmiyorum ve muhtemelen ben müzikten anlamıyorum ya da insanlar glam rock’a sahip çıkmak için kastırıyor. Bilmiyorum. Siz ne olursa olsun dinlemeden karar vermeyin ve başkasının aklıyla düşünmeyin. İyi dinlemeler.
Not: İlk şarkının başında koko çekme sesleri var. Çok ayıp. Aile yapımıza uymuyor.
Albüm bilgileri
- Justin Hawkins: Gitar, vokal
- Dan Hawkins: Gitar
- Ed Graham: Davul
- Richie Edwards: Bas
- One Way Ticket
- Knockers
- Is It Just Me
- Dinner Lady Arms
- Seemed Like a Good Idea at the Time
- Hazel Eyes
- Bald
- Girlfriend
- English Country Garden
- Blind Man




Bir yanıt yazın