"Lysergic acid diethylamide".
Bir söylenceye göre omurilikteki “Dimethyltryptamine”, yani DMT salgısını bir kere açtın mı bir daha kapanmazmış. Bunu da LSD gibi bizleri rüyalar alemine sokan maddelerin ateşleyeceği söylenir. LSD yıllar yılı üzerine çok konuşulan Woodstock zamanlarını görmüş insanların genç nesillere attığı havanın kaynağını ve o zamanın müziğini şekillendiren bir kimyasal. Belki Pink Floyd’un kafa yapan müziği onun sayesinde oldu, belki de Pink Floyd’un müziği onun kafasına uydu orasını bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki David Gilmour’un kafası başkalarıyla aynı değil. Belli olmaz belki onun da üzerinde deney yapılmıştır. Sonuçta yaratıcılığı etkilediği bilimsel olarak ispatlı bir şey.
“Böyle bir dedem olsa ben ne olurdum acaba?” sorusunun ilk akla gelen cevabı “Zengin”. Yok onu kastetmiyorum. “Onunla gitar çalmak nasıl olurdu?”
Metallica’nın “S&M”inden kolaylıkla hatırlayacağınız San Francisco Senfoni Orkestrasını yöneten adam, besteci Michael Kamen’la David Gilmour’ın çıktığı bir gezi sonrası oluşmuş bu albümün adı. Bir adada tatil yapmışlar ve geceleri ölümden, hayattan konuşmuşlar. Şimdileri David sağ, onlar ölü.
“On an Island” albümü David Gilmour’un açık ara en sevdiğim işi. Buna Pink Floyd da dâhil. Biraz iddialı biliyorum, ama benim için öyle. “On an Island” albümdeki her bir melodi bu dünyadan değil gibi. Seçilen her bir efekt, her bir saniye. Lise hayatımın büyük kısmını yedi bu albüm. Durmadan dinledim, durmadan dinledim. Nasıl çalındığını öğrenmek istemedim ki büyüsü birazcık da olsun kaçmasın. İnanılmazlığını korusun istedim. Aklıma kritik yazmak gelince de tekrar dinledim. Bu sefer aklımda “Epeydir dinlemedim, bakalım dışardan bir bakışla neler yazabilirim?” vardı. Yine bir şey yazamadım. Parmaklarım kilitlendi. 2. albümünden 22 yıl sonra gelen LSD etkisi.
Bir gün evinizde uykuya yatıyorsunuz ve uyandığınızda okyanusun ortasında ufacık bir kayıktasınız. Gün batımı karşınızda ve ufukta hiçbir şey yok. Sadece dalga sesi ve tüm dünyaya dışardan verilmiş gibi “On an Island”. Böyle ölmek isterdim. Baktım ki yiyecek bitmiş, susuzluktan kırılmışım eminim yüzümde gülümsemeyle, içimde endişe olmadan boğulmaya bırakırdım kendimi.
O kadar zarif bir gitar kullanımı var ki, sanki süzülüyor. 1 numaralı Strat gitarı bu adamdan başka kim bu kadar hak ediyor? Bence ona sahip olması adaletli. Yukarıda yazdıklarımı David Gilmour’un albüm hakkındaki yorumlarından önce düşünüyordum ve sonraları öğrendim ki kendi de bu albümdeki müziği “Su gibi, bir şeyin içinde dimdirekt gitmek yerine süzülerek ilerleyen.” olarak tanımlıyor.
David Gilmour öldüğünde geriye bıraktığı ölümsüz işlerinden benim için en değerli olanı muhtemelen bu olacak. Bu mucizevi güzellikteki eseri ve müziğin nasıl eşsiz bir sanat olduğunu hatırlatan çalışmayı herkese tavsiye ediyorum.
Albüm bilgileri
- David Gilmour: Gitar, vokal
- Richard Wright: Piyano, org, vokal
- Phil Manzanera: Gitar
- Guy Pratt: Bas
- Jon Carin: Klavye
- Dick Parry: Saksafon
- Steve Distanislao: Davul
- Castellorizon
- On An Island
- The Blue
- Take A Breath
- Red Sky At Night
- This Heaven
- Then I Close My Eyes
- Smile
- A Pocketful of Stones
- Where We Start



Bir yanıt yazın