Güzel günler bizim olsun.
1960’ların ikinci yarısında özellikle sevdiğim Tim Buckley, Donovan (Philips Leitch), LOVE gibi isimlerin ortaya sundukları kusursuzluklarla tanımına kavuşan, adından da anlaşılabileceği üzere saykedelik rock ve folk rock türlerini bir potada eriten saykodelik folk tatlılığının bu seneki en güzel örneklerinden birisi sanırım bu albüm. Bu seneyi bir kenara bırakırsam, son yıllarda, tür ayırt etmeksizin dinlediğim en güzel şeylerden bir tanesi, belki de en güzeli olabilir. Albümün sahibi, güzel insan Kurt Vile ise 2003’ten beri ortalarda. THE WAR ON DRUGS isimli grubuyla da 2008’den beri bir şeylerin peşinden koşturuyor. Ama bu sene, gerek grubuyla olsun gerekse solo albümleri olsun, kariyerinin en güzel, en kusursuz albümüne imza attığın söylemeliyim.
2008’den 2011’e kadar çıkardığı albümleriyle ortalamada ve ortalamanın biraz üzerinde sayılabilecek sularda yüzmüştü Kurt Vile, bana sorarsanız. Hepsi güzel albümlerdi fakat bugünkü albümün bıraktığı etkiyi bırakmamıştı hiçbiri. En azından hiçbirini arka arkaya bu kadar fazla kez dinlemediğimi biliyorum. “Wakin On A Pretty Daze” ise 70 dakikalık süresi boyunca dinleyiciye çok çok keyifli zaman geçirtiyor. En azından benim için böyleydi. Albümde dikkat çeken ilk nokta, Kurt Vile’ın önceki albümleriyle karşılaştırıldığında kendini belli eden değişim. Önceki çalışmalarında daha basit sayılabilecek temeller üzerine oturttuğu yine basit sayılabilecek besteler varken, bu albümde işi çok çok daha ilerilere götürme kararı almış. Zira albümdeki parçalar gerçekten çok iyi fikirlerle, ciddi bir emekle, ince dokumalarla dolular. Müzisyenlik kariyeri boyunca bildiği her şeyi kullanmakla kalmadığını, üstüne bir çok şey eklediğini söyleyebiliriz. Yani iyi ki bu kararı almış diyor ve çok sevdiğim müzisyenler arasına alıyorum Kurt Vile’ı.
“Wakin On A Pretty Daze” tür adına hemen hemen her şeyin bulunabileceği bir çalışma. Örneğin, albüm 9 dakikalık bir şarkıyla açılışını, 10 dakikalık bir şarkıyla kapanışını yaparken aralarda 3-5 dakikalık şarkılara da yer veriyor. Ve şarkılar uzun da olsalar kısa da olsalar değişmeyen tek şey sürelerinin inanılmaz doğru olması. Ne kısa şarkıları dinlerken “hemen bitti” diyorsunuz, ne de uzun olanları dinlerken “bitmedi bir türlü” tarzı bir gerilim yaşıyorsunuz. Özellikle hemen üstteki açılış parçasını dinlerken zamanın nasıl geçtiğinin anlaşılamaması ihtimali yüksek. Tabii olay sadece şarkı süreleri yüzünden de değil. Folk rock tanımının cuk oturduğu gayet sade ve duygu dolu parçalar, saykedelik havayı yaratan katmanlı parçalar, arkalara bol bol döşenmiş slide gitarlar, üst üste geçmiş akustik gitarlar, bazen biraz distortion, türlü enstrümanlar, asla kendini kasmayan, rahat bir vokal, hatta yer yer 80’lerin sessiz sakin pop müziğini anımsatan ufak bölümler; hepsi bir arada bu 70 dakikanın içinde kendilerine yer bulmuşlar, seçebilecekleri en güzel yerleri seçmişler.
Albümdeki enstrümantasyona da ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Birbiriyle kusursuz bir uyum içinde farklı şeyler çalan, üst üste döşenmiş enstrümanların bu kadar “birlik” halinde bulunması en çok hayran kaldığım noktalardan biri. Sadece “uyumlu” olmanın daha ötesinde tüm bu fikirler. Çünkü ortada boş bir uyum yok. Yer yer elektronik denemelerin de renk kattığı şarkıların üst üste geçmiş melodik yapılarını oluşturmak, bunu yaparken de ortaya bir “çorba” çıkarmamak adına gayet profesyonel bir çalışma olduğu bir gerçek. Ve en güzel yanı da bu detayların dinleyiciyi yormaması. Doğanın yalnız başına bulunduğu bir bölgede akan suyun berraklığı kadar akıcı şarkılar. Dinleyiciye sadece rahatlamak ve müziğin tadını çıkarmak kalıyor.
Bunca şeye rağmen Kurt Vile’ın müziğinde, gerek tür içinde, gerekse genel olarak “müzik” adına yeni bir şey olduğunu söyleyemem. Kimse de ondan böyle bir şey beklemiyordu zaten. Ve özellikle belirtmek istiyorum ki bu son iki cümleyi olumsuz anlamda kurmadım. Sadece ortada, türde kapılar açan, inanılmaz denemelerle dolu bir albüm yok. Vile’ın kullandığı her şeyi zaten duymuştuk. Aslına bakarsanız bu albümü böyle güzel kılan da belki bu gerçektir. Çünkü bu denli geniş yelpazedeki, ince ince işlenmiş bu müziği bu denli sade, ağızlara takılan halde yapmak, en başta müzikal anlamda büyük, gerçekten büyük bir olgunluk gerektiriyor. Yani ne yaptığınızın ve neden yaptığınızın farkında olmalısınız. Kurt’ün bunları çok iyi bildiğine eminim.
Albüm adına olumsuz bir şey yazamadım. Arada, diğerleri kadar öne çıkamayan parçalar da var evet. Fakat onları bile o kadar sevdim ki, kötü bir şeyler yazmaya kalksam muhtemelen “zorla eksik aramış” gibi görünecektim. Tek söylemek istediğim, müzikal anlamda yumuşak, kaliteli ve güzel vakit geçirmek isteyenlerin bu albümü kesinlikle kaçırmaması gerektiği.
Albüm bilgileri
- Kurt Vile: Vokal, akustik gitar, elektrik gitar, slide, synth, org, wurlitzer, klavye, perküsyon
- Jesse Trbovich: Gitar, saksofon
- Rob Laakso: Bas, gitar, E-Bow, davul, elektronik altyapılar
- Wakin on a Pretty Day
- KV Crimes
- Was All Talk
- Girl Called Alex
- Never Run Away
- Pure Pain
- Too Hard
- Shame Chamber
- Snowflakes Are Dancing
- Air Bud
- Goldtone




Bir yanıt yazın