Ölüm ve daha fazlası.
Metali çekici kılan şey nedir? Diğer tüm müzik türleri arasında onu en erişilmez yapan, hayranlarının bu türü bir zevkten öte yaşam tarzı hâline getirmesini sağlayan, böylesine sert bir müzik olmasına rağmen bu kadar çok insan tarafından takip edilip icra edilmesini sağlayan nedir? Daha önce hakkında gevelediğim “Metal-A Headbanger’s Journey”de de bahsedildiği gibi metal, gözümüzü kapatmak istediğimiz şeyleri baş tacı ediyor; korktuğumuz veya tiksindiğimiz şeyleri müziğinin temeline oturtuyor.
Bu yüzden sadece ele aldığı konseptlerden dolayı bile metal, hiçbir zaman dünyanın en fazla sevilen veya en çok dinlenen türü olamayacak. Çünkü insanların önyargılarına, tepkilerine sebep olmaktan asla kaçamayacak cânım müziğimiz.
Peki ya görece iğrenç, tiksinç konuları ele aldığı söylenen metaldeki konsepti yansıtmak için gereken müzikal altyapı nasıl? İşte burada heavy metalin türleri işin içine giriyor. Çünkü her ne kadar konsept olarak da türler arasında temel olarak farklılık olsa da türlerin farkını yansıtan en bariz öğe kuşkusuz konsepte uygun müzikal altyapı. İncelemek için ter dökeceğim albümde de yapılan iş, çıktığı yıl itibariyle, henüz yeni yeni extreme’leşen metalin daha sert, daha çiğ ve daha hızlı bir hâle getirilmesiyle işlediği konuları da değiştirecek düzeyde vurucu ve etkileyici bir değişiklik yapmakta.
İşte bu sebeple “Seven Churches” death metal gibi metalin en uç türlerinden birinin ilk ve en önemli örneklerinden birisi olarak nitelendiriliyor. İçinde bahsedilmeye değer o kadar çok fark; geliştirdiği extreme müziğin daha önceki temsilcilerine hız, ritim, sertlik vs.açısından atılmış öylesine bir gol var ki Possessed’i death metalin yaratıcılarının en önemlisi ilan etsek sanırım türle az çok ilgili çoğu kimse sesini çıkarmaz.

Possessed, bugüne kadar dinlediğim en erişilemez, en üstün, en mükemmel grup değil. Fakat “Seven Churches” şimdiye kadar duyduğum en ilham verici, en şok edici, çıktığı zaman ilk duyanlar için en duvara çarpıcı olmuş, sonradan üstüne kurulan koca bir müzik sektörünün icracıları tarafından içindeki onlarca farklı fikri kullanılan klasik bir albüm. İlk death metal albümü olmasının yanında o zamana kadar yapılmış en lanetli, en karmaşık albüm.Gelecekte izinden gitmiş olan milyonların aklına onlarca fikri getirtecek bir başyapıt.
Her türün öncü albümlerinde olduğu gibi “Seven Churches”te de bir “zamansızlık” var. Yani bugün biri eline bu cdyi alıp “bak sen o kadar extreme müzik dinliyosun, death metal falan diyosun ama daha en baba olanını duymadın” dese ve bu albümü dinletse yine aynı şokla, yine yüzlerce defa daha dinlerdim bu çılgınlığı. Çünkü herhangi bir müzikte fark yaratmak istiyorsanız yapmanız gereken en önemli şey insanların yıllarca faydalanabileceği şekilde ilham verici ve farklı bir tarz benimsemektir.
Elbette albüm yoktan bir şey var etmiyor (haşaa! “Allah, her sanatkarın ve sanatının yaratıcısıdır.” -Buhari). Daha önceki thrash metal gruplarından (Slayer, Exodus, Venom) ve birçok heavy metal grubundan (Motörhead, Iron Maiden, Judas Priest gibi) etkilendiği biliniyor Possessed’in. Ancak bir anda henüz çok kısa bir geçmişi olan extreme müzikte öyle bir ilerleme, öyle bir değişim yapıyor ki önce underground ortamların; sonra da türün hayranı olacak milyonların şahı oluveriyor.
Peki neler var bu albümde? Öncelikle “Seven Churches” bırakın çıktığı zaman için bugün için bile bazı metal hayranlarına dinlemesi zor ve karmaşık gelebilecek bir eser. Ama eğer albüme şans tanırsanız; ikinci, en olmadı üçüncü dinleyişte sizi ele geçirir ve her seferinde farkını çok ağır bir şekilde kulaklarınıza kazır. Albümün içine girilmesinin zor olmasının ilk sebebi kuşkusuz prodüksiyon. Fakat bunu kötü bir düzenleme olarak adlandırmaktansa müziğin verdiği o lanetli atmosferi şahlandırıp dağlara taşlara tırmandıran çiğ bir sound olarak betimlemek isterim. Açıkçası bu albümü tertemiz bir sound’la düşünemiyorum.
Bir diğer konuysa içinde bulundurduğu fikirler. Albüm ilk death metal albümü olarak adlandırılıyor demiştik. Fakat buna rağmen o kadar değişken, o kadar karmaşık, o kadar lanetli ki günümüze kadar gelen extreme metal dünyasına binlerce fikir vermiş, vermeye de devam edecek. Albümde sürekli olarak bir ritim değişikliği, o zamana kadar basılmamış olan notaları temel alıp şeytani bir hava katmaktan çok şeytanla bütünleşen gitar riffleri vezamanına göre çok yeni tekniklerle icra edilmiş gitar soloları; altyapısında hayvani bir müzisyenlik örneği olan blast ritimleri, tempo değişimleri, hızlı kickleriyle davul partisyonları barındıran tam anlamıyla fikir şelalesi olan bir yapı var.
Kısa kesmek için uğraştığım(hıhı) yazımın sonlarına yaklaştığım anlarda albümü 2. kez döndürüyorum. Ha bir de sözler. Beklendiği üzere şeytan, cehennem, zebani gibi temaları ele alan sözler Jeff Becerra tarafından (sanırım metal tarihinde ilk kez) gırtlaktan gelen brutal vokallerle albümün konseptine, hissiyatına, sound’una nefis oturtulmuş. Bir de Morbid Angel ve Possessed gibi ilk defa brutal vokali kullanan ve şahlandıran (aslında Death’in “Scream Bloody Gore” albümünde de böyle ama zaten her şeyi Chuck çaldığı için onu yazmıyorum) grupların vokalistleri aynı zamanda basçı olduğu için death metal camiasında bas gitarın klavyeden sonra en etkisiz enstrüman olarak kaldığını düşünmüşümdür hep. Evet.

Sona gelelim. “Seven Churches” 37 dakikalık klasik bir albüm. Dinlenmesi emek isteyen ama içine girenin çıkamadığı, lanetli bir albüm. Bir şarkısının temposuna alışmanızın zor olduğu bir albüm. Çünkü Possessed belirlediği bu yolda sırtını tempo değişikliğine dayıyor ve buna alışmanız gerektiğini size aşılıyor taa 1985’te. Aslında albümün içindeki onlarca yeniliktensadece birisi bu. Çünkü “Seven Churches” death metalin nasıl yapılması gerektiğini, standartlarını, atmosferini kısacası tarzını belirleyen ilk ve en önemli albüm.
Albüm bilgileri
- Jeff Becerra: Vokal, bas
- Mike Torrao: Gitar
- Larry Lalonde: Gitar
- Mike Sus: Davul
- The Exorcist
- Pentagram
- Burning in Hell
- Evil Warriors
- Seven Churches
- Satan's Curse
- Holy Hell
- Twisted Minds
- Fallen Angel
- Death Metal

Bir yanıt yazın