Dani Filth 1, ben 2.
Özgür DURAKOĞULLARI
Çoğu sanatçı, dönemindeki hitap ettikleri kitleyi o an tatmin edici tesirde bulunan eserler sunarlar, hatta bunların bir kısmı birkaç kuşak sonra tamamen silinirler, sadece tarihsel kronolojik referans olarak bahsedilmekten tek adım ileriye gidemezler. İnsanlar aşk, barış, sevgi gibi olgularla o kadar kısırdöngüsel ve gerçek hayatla özdeşleşemeyen bir dünya görüşüne maruz kaldılar ki, rock ve metal müzik de bir nevi imdada yetişti. (Bu suni dünyalarında mutlu olan kişiler için ise şeytanın müziği oldu bir nevi.) IRON MAIDEN hiç aşktan bahsetmiyordu neredeyse, CANNIBAL CORPSE ise grup isminden bile ne denli aykırı olduğunu bağırır bir nitelikteydi. Kritikte uzun uzun bilgi içerikli şeylerden bahsetmiyorum, ama demek istediğim umarım anlaşılmıştır. Buna aksi örnek olarak ise, döneminde hiç tanınmayan ama bazı kişilere öylesi serpilesi, desteklenilesi, sarılıp sarmalanılası fikir/duygu tohumları eken sanatçılar da olagelmiştir ki, asıl ölümsüz kişiler onlar olacaktır kanımca. İlle çok ünlü sanatçılara hatta sanat eseri üreten kişilere bakmaya da pek gerek yok, çok basitinden Avrupa ülkelerindeki kralların soytarıları olurdu malumumuz. SHAKESPEARE’in gözlemci kimliğine güvenerek şu denebilir, “ummadığın taş baş yarar”. Biz ülkeleri krallar yönetiyor sanırken, bir soytarı kralı öyle çaktırmadan dizginliyor, ona ironik şekilde hayatla ilgili doneler veriyordur ki, belki hatta muhtemelen böylesi “isimsiz kahramanlar” nice savaşları önlemişlerdir.
ROYAL HUNT’ı çok sevsem de, onlar da bu “çoğu sanatçı” kategorisine giriyor benim için. Yani verdikleri mesajlar çok güncel ve çağın ruhuna hitap eden nitelikte. Yani benim kaçırdığım bir şey yoksa, atıyorum 3000 yılında “Vay be Andre Andersen de günümüze ne ışık tutmuş taa 1000 yıl öncesinden” demeyecektir insanlar. Ama ne demiştim: “Ummadığım taş baş yarabilir elbette” Lakin işin düşünsel ve mantıksal ve hatta öngörüsel boyutundan çıkıp, duygusal kısmını irdelediğimizde grubun müziğinin; orada kapı gibi, insanlık tarihi boyunca geçerliliğini yitirmeyecek doneler, elementler de vardır, en azından ben öyle tahmin ediyorum. İleriki kuşaklar ROYAL HUNT dinlerler mi bilmem, ama tesadüfen karşılarına “Fear” albümü, “Paradox” albümü çıktığında, “adamlar kıyakmış, hisliymiş” denmesi kuvvetle muhtemeldir şeklinde düşünüyorum ve hissediyorum.
Tanıttığım albümde de kimi kutsal değer olarak görülen malum yozlaşmış olguların köhneliğinden dem vuruluyor ve sanırım hedef alınan genç kitleyi bir canlandırma, enerjilendirme, veya klasik deyişle “uyandırma” amacı güdülüyor. Elbette Cem Yılmaz’ın da dediği gibi, biri çıkıp dünyanın en anlamlı lafını da etse, çoğumuz hayatımıza bildiğimiz gibi devam edeceğizdir. Sanat da bir yere kadar belli görevler üstlenebiliyor, neticede aslolan içten gelmesi. (Yanlış anlaşılmak istemem, şu dediklerimi hepimizin bildiğini biliyorum tabii ki, maksat kritik uzun görüksün :P.)
Break Your Chains gibi çok güçlü isimli bir şarkıyla başlayan albüm, çok farklı renkler, dokular barındıran şarkılar içermesiyle bence özel bir yere sahip. Not My Kind parçası örneğin, tek tipleştirilmeye çalışılan insanlık, veyahut herkes özünde birdir gibi aşırı genellemeci ve insanlığın doğasına ters sözde bilgelik akan algıları eleştirir mahiyette bir eser. Aşırı stresin vücutta en basitinden sivilce çıkartması, en ağırından ise kalp krizinden ölüm gibi sonuçlar doğurması gibi, insanlara da “bak doğru yol bu” dendiği ve bunun aşırı derecede empoze edildiği her dönemde daha da aykırı, daha da ucubik akımlar/şeyler cismanileşmiştir. Örneğin çoğu insanın Dani Filth’i eleştirirken, “Neden böyle ucubelikler oluyor?”u bir kere bile kendilerine sormaması bence dünyamızın kanserojen etkili “kendini ve inandıklarını sorgulamama” kompleksinden ileri geliyor. Çok basitinden, bir insana sürekli ezik deyip dalga geçiyor, ve sonra kendi ve kendi gibi kişilerin ona olan etkilerini soyutlayıp “bu insan da ezik olduğu için ezik, doğuştan ve hatta genlerinde var” şeklinde bir sonuca ulaşıyorsanız…Bingo: hayatın sırrını çözmüşsünüz demektir. Bir de orospu çocuğu deyip de doğum öncesine de bağladınız mı, sizden büyüğü yoktur.
Ara ara böyle paratonerlik misyonuna soyunuyorum, ama nasıl ki diyorlar ya futbol sadece futbol değildir şeklinde, dinlediğimiz metal müzik de sadece müzik değil çoğumuz için. Lakin bazı elitist ve entel olmadığını iddia eden arkadaşlar gibi kendimi şuurlu ve sahici metalci olarak görmediğimden de, yazılarımı okuyan kitleye de dokunan sözlerim olursa (Dani Filth gebersin diyen kitle mesela) pek umurumda değil, bilesiniz.
Evet, bir sözde metalcinin ufak dertlenmesinden sonra kritiğe dönelim. İlk şarkının surata çarpan mesajı gibi, Never Give Up şarkısı da günümüz için güçlü bir afrodizyak etkili bir parça. Andre Andersen de haddini aşmadan, “yollar bizi nereye götürürse götürsün” şeklinde mütevazi ve ince bir “asla pes etmek yok” mesajı veriyor. “Fear” albümünde de, Follow Me isimli şarkıda “Beni takip et, ama nereye gittiğimi kendim de bilmiyorum” diyordu.
John West gibi hayatımda beni en etkileyebilen -yarı Kızılderili- bir vokalistle de bu satırlar aktarılınca, deyim yerindeyse tadından yenmiyor. “Paper Blood”ın sonlarındaki “Seasons Change” şarkısına ise ne desem bilemiyorum, zannediyorum mükemmel diyebilirim. Bu kelimeyi gerçekten çok nadir kullanırım, muhteşem gibi kelimelerden daha da öte bir anlam içeriyor çünkü. Hele ki sonlardaki “Out here in the cold” kısmındaki kafa sesi icrası o kadar etkileyici ki West’in, her şarkının orasına geldiğimde taşkınlaşan duygusal bir yoğunluk yaşıyorum. Doğadaki mevsimin değişmesini duygusal durumuyla özdeşleştiren şair, tutkuyla andığı sevdiğinin suyu eksik edilmeyesi bir gül… (Amanın, edebiyatçı kimliğine bağlar gibi oldum, hemen susuyorum.). Neyse, ne hissettirirse hissettirsin, baya bişeyler hissettirecektir bence bu şarkı size de, dinlerseniz. (Gitar solosuna özel dikkat lütfen.)
Sona gelelim, değişik bir prodüksiyon, ROYAL HUNT diskografisindeki albümlerin çoğundan daha gitar odaklı besteler ve sound, sesini kendi standartlarına göre bile çok farklı kullanan bir vokalist, yer yer aşırı hızlı takılan güçlü klavyeler bu albümde karşılaşılacak şeyler. Ayrıca ROYAL HUNT’ın en arada kalmış albümü de sanırım bu oldu, Progarchives’da beğenilmedi ve birçok ortamda da görmezden gelinen bir eser oldu “Paper Blood”. Ama, benden kaçmaz.
Aslında yazıya başlamadan kısa süre önce aşırı duygusal bir yapıdaydım, ama nedense klavye başına oturunca eski ben oldum gene. Neyse Andre Andersen’den bir potbori yapalım: Follow me (on twitter) wherever the roads gonna lead us.”
Baya post modern bi kritik oldu valla, nasıl başladı nasıl bitti. (Hem ben ne dediğimi biliyor muyum?)
Albüm bilgileri
- André Andersen: Klavye, bas
- John West: Vokal
- Marcus Jidell: Gitar
- Allan Sørensen: Davul
- Break Your Chains
- Not My Kind
- Memory Lane
- Never Give Up
- Seven Days
- SK 983
- Kiss Of Faith
- Paper Blood
- Season’s Change
- Twice Around The World



Bir yanıt yazın