Özgünlük ve zaman aşımı.
İyi ve önemli kabul edilen grupların zaman içinde kanıksanmaları ve yapıtlarının günde güne daha az ilgi çeker hale gelmesi, hepimizin alışık olduğu bir durum. Bu grupların zamanında çıkardıkları ve özgün bir sound oluşturdukları yapıtlarını ağızlarından sular akıtarak dinleyen insanlar, belli bir yerden sonra bu heyecanı daha az duymaya veya hiç duymamaya başlıyorlar. Üstelik bu gruplar kariyerleri sırasında bir “yanlış” yaparak kitlelerini kendilerinden soğutmamış olsalar bile.
Benzerleri çok olan bir durum bu. X grubu bir albüm çıkarır. Albüm herkes tarafından öylesine beğenilir ki, bir şekilde o albümün o grup tarafından yapılabilecek en önemli ürün olduğunu hissedersiniz. Dersiniz ki “Bu adamlar bundan sonra bir daha bu albümü gölgede bırakacak bir ürün ortaya koyamazlar. Grup albümler yapmaya devam eder. Hiçbiri kötü, hatta sıradan değildir. Ama o parlayan albümden ötesine bir türlü geçilememektedir. İşte o noktada anlarsınız ki o grubun önündeki yol da aşağı yukarı çizilmiştir. “Tamam” dersiniz, “bunlar da bu şekilde devam edecekler.”
Bu durumu kırmayı başaran ve çıkardıkları onca albümün ardından hâlâ daha iyisini yapabilecekleri hissiyatını oluşturan gruplar da var elbet; ancak bu tarz bir sıradışılık taşımayan devasa çoğunluk açısından durum, aşağı yukarı bahsettiğim şekilde gelişmektedir.
LAMB OF GOD, 2000’lerin başından bu yana yaptığı albümlerle metal tarihine dair yazılacak olası bir kitapta kendine yer edinmeyi garantilemiş, 2000’ler metalinin en önemli gruplarından biri. Aşırı derecede kendini belli eden bir sound’ları ve tavırları var. Bugün sadece 3 saniyesini duyduğumuz bir şarkının LAMB OF GOD’a ait olup olmadığını anlayabilmemiz de bunun bir göstergesi.

“As the Palaces Burn” ile büyük bir patlama yapan ve ardından da her ne kadar ben öyle düşünmesem de çoğunluğa göre o albümü de aşıp “Ashes of the Wake”i sunan grup, o albümün akabinde “LAMB OF GOD’ın en iyi albümü olmadığı belli olan” ürünler ortaya koymaya başladı. Elbet çıkıp da “Yok öyle bir şey, “Sacrament” hepsinden iyi” veya “”Wrath” yapılmış ve yapılacak en iyi LAMB OF GOD albümüdür” diyenler de çıkabilirse de, tabii ki de yok öyle bir şey. Çıktıkları dönem, LAMB OF GOD sound’unun oluşmasına ve güçlenmesine yaptıkları katkı gibi unsurlar düşünüldüğünde, LAMB OF GOD’ın en önemli iki, hadi ilkini de katalım üç olsun, en önemli üç albümü her zaman için “New American Gospel“, “As the Palaces Burn” ve “Ashes of the Wake” olacaktır. Tıpkı DARK TRANQUILLITY’den tutun da DREAM THEATER’a kadar sayısız grubun, bir daha o klasik kabul edilen albümlerini aşacak bir albüm yapamayacakları gibi. Evet, bu konuda netim; yapamazlar. Hem grupların azalan heyecanı ve gazı, hem de dinleyici algısından tutun da müzik endüstrisindeki sayısız değişimin yarattığı dinamikler, buna izin vermez (ulan hale bak, bildiğin ahkâm kesiyorum dört paragraftır).
Şimdi “Resolution“a geçelim.

“Resolution” iyi bir LAMB OF GOD albümü. Aslına bakarsanız olayın özü bu kadar. LAMB OF GOD’a karşı özel bir soğukluğunuz yoksa, zaten grubun çok kötü, hatta kötü denebilecek bir albüm yapmayacağını bilirsiniz. Bu sebepten, çok iyi olan ve olacakları dışarıda tuttuğumuzda elde kalan LAMB OF GOD albümleri, grubun diskografisinde olağanüstü bir önem teşkil etmeyen, sadece iyi albümler olarak kalacak yapıtlardan oluşacaklardır.
“Resolution”ın grubun yıllar sonra en çok adı anılacak albümlerinden bir olmayacağını söylüyor olmam, “Resolution”ın bir geri adım olduğu sonucunun çıkmasına neden olmasın. Bir kere, özellikle “Sacrament”ten beri hissedilen rife abanmaktansa besteye yatırım yapma durumu “Resolution”da da kendini belli ediyor. Şarkılar, birbiri ardına eklenen güzel riflerden ziyade, gerçek anlamda şarkı yapılarına sahip bir izlenim sunuyorlar.

Burada üstünde durulacak en önemli şeylerden biri, “Resolution”ın LAMB OF GOD’ın bugüne kadarki en az hit barındıran, akılda kalıcılık adına en az uğraşan albümü olduğunu. İlk klip şarkısı Ghost Walking’in önceki LAMB OF GOD albümlerine konsa herhangi bir şarkı olarak algılanacak olması bir yana, albümde “Oha lan şu şarkı varken nasıl Ghost Walking’i single olarak seçtiler” dedirtecek türden, yıllar sonra çıkacak bir LAMB OF GOD toplamasına banko girecek düzeyde bir LAMB OF GOD klasiği yok. Lâkin, albümün bütününe baktığımızda hissedilen bir olgunluk ve tecrübe de açık şekilde kendini belli ediyor.
“Resolution”ın özelliklerini sayarken mutlaka bahsedilmesi gereken bir diğer unsur, grup elemanlarının tümünün albümde parlıyor olması. Başta kariyerinin en iyi vokal performansını sunan Randy olmak üzere, özellikle Mark Morton’ın yıllar içinde geliştirdiği ve bu albümde doruğa çıkan solo çalışı ve Chris Adler’ın önceden kullanmadığı tarz atak kullanımı ve varyasyonlu partisyonları, albümün müzisyenlik açısından LAMB OF GOD’ın doruğu olmasına ön ayak oluyor. Campbell’ın önceki albümlere nazaran çok daha ön planda olan bas gitarı ile, ritim gitar konusunda Mark’la birlikte 2000’lerin en iyi gitar ikililerinden biri oluşturan Willie Adler’ın ritim gitar kullanımı da LAMB OF GOD’ın aynı şekilde “Resolution”da parlamasını sağlıyor.
Gruba özgü formüller albümün her yerini kaplasa da, LAMB OF GOD’dan hiç duymadığımız türde birtakım şeyler de karşımıza çıkmıyor değil. Albüme dair her ama her kritikte adı geçen King Me, bu konuda ilk sırayı kimselere kaptırmıyor. Operatik kadın vokal ve orkestrasyon içeren ilk LAMB OF GOD şarkısı olan King Me, yıllar sonra “Resolution” dendi mi akla ilk gelecek parça olacaktır.

Kritiğimizi, yazının ilk kısmına dönerek kapatalım. Evet, “Resolution” bundan yıllar sonra herhangi bir LAMB OF GOD albümü olarak anılacaktır. Bunun sebebi de sıradan veya kötü olması değil, grubun yaptığı müziğin artık kanıksanmış oluşu ve LAMB OF GOD’ın kendi tarzı içinde gidecek çok da fazla bir yerin kalmamış oluşudur. “Wrath”te, bir farklılık olsun diye albümü klasik gitarla başlatmış, kendilerinden beklenmeyen tarzda 7 dakikalık epik bir şarkıyla kapatmışlardı. “Resolution”da ise, yine benzer türde farklılık ve tazelik çalışmaları çerçevesinde, “klasik LAMB OF GOD albümü” kavramını kıracak türde ağır bir açılış yapıyor, Randy’ye clean vokal kullandırtıyor, orkestrasyon, kadın vokal gibi farklılıklar, denemeler yapıyorlar. Zira bir yerden sonra benzer albümler yapmak zorunda kalacaklarının onlar da farkındalar ve ufak dokunuşlarla, şaşırtmaçlarla bu kafesi kırmaya çalışıyorlar.
Tüm bunlar LAMB OF GOD’a yönelik bir eleştiri değil, zira aynı durumlardan muzdarip sayısız grup var. Özgün sound oluşturmanın uzun vadedeki olumsuz bir etkisi de bu; zira bu özgünlük, yaratıldığı anda ne kadar taze, ne kadar farklı olursa olsun, bir yerden sonra kendi kendini sıradanlaştırmaya başlıyor. Bu durum yıllar önce ilk çıktığında kahkaha atarak güldüğümüz bir karikatüriste, komikliği azalmamasına rağmen zaman içinde daha az gülmeye başlamamızla veya aşırı derecede inovatif ürünler ortaya koyan bir sanatçının tarzına alıştıkça onun yeni ürünlerine daha az heyecanla yaklaşmaya başlamamızla tam olarak aynı tarzda bir durum, belki de psikolojik veya sosyolojik olarak bile incelenesi bir fenomen.

2005 yılında LAMB OF GOD beni dünya üzerinde en çok heyecanlandıran gruptu. Artık öyle değiller, ama yine de LAMB OF GOD 2000’ler ve sonrası metali için yadsınamaz bir güç ve günümüz metal dünyasının da en önemli gruplarından biri. “Resolution” da, her ne kadar bahsettiğim tarz birtakım vaziyetler barındırsa da, grubun kalitesini yansıtan gayet iyi bir albüm. Umarım bu bence geliştirmesi zor olan durumu bir şekilde kırarlar ve heyecan dozunu yükselten tarzda yeni albümler yaratmanın formülünü bulurlar.
Albüm bilgileri
- Randy Blythe: Vokal
- Mark Morton: Gitar
- Willie Adler: Gitar
- Chris Adler: Davul
- John Campbell: Bas
- Straight for the Sun
- Desolation
- Ghost Walking
- Guilty
- The Undertow
- The Number Six
- Barbarosa
- Invictus
- Cheated
- Insurrection
- Terminally Unique
- To The End
- Visitation
- King Me

Bir yanıt yazın