Geçmişten günümüze.
Yirmili yaşlarının sert ve cevval devirlerini yaşayan bir gencin ağzıyla konuşmaktan pek hoşlanmam aslında ama bazı mutlak olan şeyleri de hakkıyla telakki etmek gerektiğine inanıyorum bazen. Mesela bunlardan bir tanesi, liberal düzenin getirdiği ucuz ve hızlı üretim mekanizmasının, dünyadaki bütün kutsalları tahrip ettiğidir. Ben de bu tahribatların müzikal kısmını zikredeceğim. Hatta müzikal kısmının da sadece Rock müziğe müteallik olan kısmına değineceğim.
Rock n Roll müziğin tevellüdüne kısaca değinecek olursak; ezilen Afrika insanının, tepkilerini dile getirmek için çıkardıkları Blues müzikten türediğini ve zamanla gelişerek Heavy Metal ve Glam Rock gibi türlere ayrıldığını ve daha sonrasında elbette ki daha da mütekasir hale geldiğini esas olarak söyleyebiliriz. İptidai olarak 1950’li senelerde Amerika’da ortaya çıkan ve Chuck Berry, Little Richard, Bo Diddley, Carl Perkins ve Elvis Presley gibi babayiğitlerin başını çektiği bu efsane müzik hiç şüphesiz tüm dünyada efsaneleşmiş ve müziğe hem Amerika’da hem de beynelmilel alanda farklı bir telakki getirmiştir. Öte yandan globalleşme mefkuresinin müzikal ayağını yürütmüştür de diyebiliriz Rock n Roll için. Çünkü bu saydığım isimler, bilhassa Elvis Presley, dünya çapında örnek teşkil etmiştir.
Eee dünya artık enternasyonal âleme dalmış bir müziğin varlığına şahit olur da bunun ticaretini yapmak isteyenler olmaz mı? Olur tabii ki. Nasılını teşrih etmeyeceğim çünkü bir şeyler üzerinden yapılan ticaretin ve akıtılan sermayenin muhabbetini dahi yapmak beni tiksindirir (bugün Elvis Presley üzerinden halen daha yapılan ticaret mesela). O sebeple biz sadece Rock n Roll cereyanının; beynelmilel bir ticaretin kapısını açtığını söyleyelim, kafidir. Lâkin burada bir parantez açacak olursak; müzik üzerinden yapılan ticaretin, Rock n Roll müziğin tevellüdüne bağlaması hayati bir yanlış olacaktır. Enternasyonal sahaya adım atma hamlesi kapitalizmin oyunundan değil, Rock n Roll’un dünya üzerindeki muvaffakiyetindendir. Rock n Roll olmasaydı elbette ki farklı bir müzik tarzı üzerinden bu ticaret yapılırdı ama kader işte. Rock n Roll günah keçisi seçildi.

İptidai Rock n Roll’un etkisi elbette ki ila-nihaye sürmedi. Zira Rock n Roll kralı Elvis Presley’in 60’lı senelerin sonuna doğru eski vasfını kaybetmesi ve ağır abi takılması, Rock müziğe hafif bir enstrümantal sertlik getirmeyi deneyen The Beatles’ın tezahürü, keza Rock müzik tarihinde adeta bir milada sebep olan Heavy Metal müziğin 70’li senelerde türemesi; iptidai Rock n Roll’u maalesef bitirdi. Bu vetireyi iyi okumak gerekir:
Meselenin başında da bahsettiğim ucuz ve hızlı üretim egosunun müzikte tezahür ediş şeklini çok iyi görüyoruz aslında Rock n Roll tarihinde. Bugün Elvis Presley’in, Chuck Berry’nin veya Little Richard’ın bir parçasını dinlediğimiz zaman müzikal anlamda tam manasıyle mükemmel örneklerle karşılaşırız. İşte ucuz ve hızlı tekamülün bir ürünü olan “enstrümantal teknoloji”nin kontrol edilemeyen hızı, bu mükemmeliyete gölge düşürdü.

İnsanoğluna iptidai Rock n Roll’un verdiği coşku bir süre sonra yetmemeye başladı ve tatminsizlik meydana geldi. Bas ve elektro gitarın daha mütekâmil bir hale gelmesi gerekiyordu. Desibel miktarının daha da fazla artması gerekiyordu. Ve bunu da yapabilecek tek akım Heavy Metal olacaktı. Black Sabbath ile başlayan, Led Zeppelin, Mötley Crue, Saxon ile devam eden ve “Iron Maiden” ile efsaneleşen Heavy Metal, evvel de söylediğim gibi Rock müzik kavramına apayrı bir telakki getirmiş oldu. Ama burada da bir parantez açacak olursak Heavy Metal müziğin de, Rock n Roll ruhunu bozan veya yok eden bir cani olduğu kanısına varmak yanlış olur… Çünki asıl cinayet, daha işin Heavy Metal merhalesinde işlenmedi. Heavy Metal de tıpkı Rock n Roll gibi iyi bir sanat ruhu taşıyordu. Milyonları peşinden sürükleyen bir cereyandı.

Rock müzikteki bozulmanın gerçek miladı bana göre Thrash Metal ekolüyle başlamıştır. Ama Heavy Metal de bunun zeminini hazırladığı için Heavy Metal’den bahsettim. Devam edecek olursak; 70’li senelerde Rock müziğe gelen yeni yorum çok farklıydı. Artık bas gitar daha sertleşti. Rifler daha sert ve gürültülü hale geldi. Elektro gitar, basit bir solo gitar olmaktan çıktı ve neredeyse Rock’ın yegane sembolü olarak tahayyüz etti. Bu bahsettiğimiz iki akım da peşlerinden Black Metal, Death Metal, Progressive Metal gibi müzik ekollerine gebe oldu. Melodi ve vokal uyumlu müziklerin yerine; melodisi ayrı, vokali ayrı giden müzik tekevvün etti Rock’da. Ve nihayet bunların ardından çıkan Hard Rock ve Nu-Metal ekolleri sonunda Rock müziğin imajını pisletmeyi başardı. Bugün dünyada bütün gençlerin “KoRn, Tokio Hotel, Linkin Park, Nickelback” gibi popülist gruplara mütemayil olması da bunun aleni bir tezahürüdür… Binaenaleyh Türkiye’de ağır aksak icra edilmeye çalışılan Rock müziğin şimdiki halinden bahsetmek dahi istemiyorum.

İşin hulâsası şudur ki bugün eskide kalan ve plaklara mahkum edilmiş o ilk Rock n Roll ruhunu hâlâ daha aramaktayız. Şu gerçek ki bugün dünyada Müzik, her tarzı itibariyle tıkandı. Artık bundan daha ileriye gidecek ve milyonları peşinden sürükleyecek yeni bir müzik ekolünün çıkması mümkün değil. Müziği buna sürükleyen şey de daha evvel de anlattığım gibi tatminsizliğin verdiği hızlı değişimdir. Bugün eski Rock n Roll’culara, yani plak kültürüyle yetişmiş olan büyüklerimize soralım; 90’lı yıllardan sonra Rock’ın bittiğini söyleyeceklerdir bize. Çok doğru bir tesbit olsa gerek bu. Peki ya ne yapmalı?

Yazının başlığında da söylediğim üzere eski devir Rock n Roll’u dediğimiz o efsane müziğe artık yeni bir ruh üflemenin zamanı gelmiştir bana göre. Madem ki müzik tıkandı, artık tatmin olma mertebesi son merhaleye geldi; o halde yapılacak şey, Rock’un çılgın ve hürriyetperver ruhunu eskide aramaktır! Demiyorum ki 50’li dönemlerdeki müzik teknolojisine geri dönelim… Olacak iş değil bu tabii ki. O halde eskinin ruhu ile bugünün teknolojisini buluşturmak elzemdir. Osmanlı devrinde neşredilmiş Divan şiirleri nasıl bugün bizim için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine ise; Chuck Berry, Elvis Presley, John Lennon, Carl Perkins, Little Richard, Tom Jones da aynı kıymettedir bizim için. Kabul etmek gerekir ki Elvis Presley’in Jailhouse Rock’ını, 1957 yorumuyla dinlerken Rock n Roll dinlemiş edalarına girmemiz çok zordur. Ama aynı Elvis’in aynı parçasına bir de 68’de (NBC-TV Special’da) yaptığı yorumu dinlersek o zaman görürüz Rock n Roll’a nasıl yeni bir ruh üflenirmiş… Aynı şekilde Chuck Berry’nin Johnny B. Goode parçası da bugün, orijinal yorumuyla bizi pek tatmin edemez. Ama Judas Priest’in “Ram It Down” albümündeki yorumu mükemmeldir. Yine The Beatles’ın, Chuck Berry’nin “Rock N Roll Music”ini yeniden yorumlaması; Manowar’un, Elvis’in “An American Trilogy”sini yorumlaması, Iron Maiden’ın Chuck Berry’nin “Roll Over Beethoven”ını yorumlaması gibi örnekler de Rock n Roll’a nasıl yeni bir ruh üfleneceğini bize anlatır mahiyettedir.
Ömer Faruk YILDIZ (Emiroğlu)
Albüm bilgileri

Bir yanıt yazın