Hoplayıver çekirge.
MACHINE HEAD’in “The Blackening” ile yaptığına saygı duyuyorum. Tamamen kendi kafalarına göre, arada 80’ler METALLICA’sına öykünen, 10 dakikalık şarkılarla dolu bir albüm çıkarıp bir anda gündeme yeniden oturmak büyük iş. “The Blackening” gelene kadar o dönem durumu sallantıda olan bir gruptu MACHINE HEAD. Hem bu yüzden, hem de gayet dolu dolu kaliteli bir albüm olmasından dolayı devamı getirilmesi zor bir albüm “The Blackening”, arkasından hangi albüm gelirse gelsin objektif bir biçimde değerlendirilemeyecek. Ben de bu albüme o baskıyı yüklemek istemiyorum, o yüzden en başından söylüyorum: “Unto The Locust” bir “The Blackening” değil, ama yine de taş gibi bir albüm.
Aslında bakarsanız bu “yeni” MACHINE HEAD tınısına gayet uygun bir albüm var elimizde. Şarkılar yapı olarak “The Blackening” formatına yakınlar, ama genel olarak daha odaklanmış bir albüm bu. Mesela öyle pek groove metal tribi barındırmıyor içinde, çata-çuta gidiyor şarkılar. Ayrıca “The Blackening”in çıkış noktası nasıl 80’ler thrash’i, METALLICA ise, bu albümün çıkış noktası da Rob Flynn ve aldığı klasik gitar dersleri olduğundan, neredeyse her şarkıda bir klasik gitar tribi mevcut.
Bu klasik gitar mevzusu önemli, Rob’un röportajlarını falan da takip ederseniz albümün yazımında bolca etkilenmiş aldığı derslerden. Arada giren klasik gitar bölümler dışındaki rifler de klasik gitar partisyonları kokuyor. Hatta çalıştığı bazı egzersizleri rif diye önümüze koyduğundan şüphelenmiyor da değilim, özellikle I Am Hell (Sonata in C#)’nin 3. bölümü olan Ashes to the Sky’ın giriş rifi, sanki klasik gitar etütlerinden apartıp da gelmiş gibi geliyor bana her dinlediğimde.
Ama şu var ki Rob Flynn ve klasik gitar etkisi albüm geneline değişik bir hava getirmiş. “The Blackening”in thrash temelli rifleri, yerlerini daha melodik ve tremolo ile çalınan riflere bırakmış. Hatta öyle bir hal var ki, arada giren klasik gitar bölümleri ve melodik tremolo rifler derken İsveç yöresinden çıkmış bir melodik death metal albümü dinliyorum hissiyatına kapılmadım değil. Bu bir melodik death metal albümü değil elbette, ama kâğıt üstünde formüller hayli benzer: Tremolo rifler, melodilerde klasik müzik etkisi, şarkıların ortalarında giren klasik gitar bölümleri, vesaire.

Örnek şarkım da, ki aynı zamanda albümdeki favorim, This is The End olur bu konuda. Albüm için yazılan ilk şarkı olduğundan ve diğer şarkılar onun üstüne kurulduğundan, “Unto the Locust”un özeti de sayılabilir. Tabii bu bahsettiğim etkiler neredeyse 20 yıllık bir Amerikan metali geçmişiyle birleştirildiğinden daha farklı sonuç veriyor, ama benim hoşuma gitti bu yaklaşım. Çünkü hâlâ dibine kadar bir Amerikan metali albümü “Unto The Locust”.
Netice itibariyle en düz yorum, evet bir “The Blackening” değil. O özel bir albümdü ve tekrarlanması imkânsız. “Unto The Locust” da öyle bir efsanenin devamında sırıtmayan taş gibi bir albüm.
Benim gözümde albümün en büyük artısı grubun hâlâ yeni bir şeyler denemesi, sound’unu bir adım öteye taşımaya çabalaması, bunu yaparken de kendini kaybetmemesi, en sevindirici olan şey.

Her yönüyle, bu sene çıkan en iyi albümlerden biri “Unto The Locust”.
Not: Alttaki ilk 34 yorum ve onlara verilen cevaplarla birlikte toplam 62 yorum, albüme dair haberler içindir.
sambalici
Albüm bilgileri
- Adam Duce: Bas
- Robb Flynn: Vokal, Gitar
- Dave McClain: Davul
- Phil Demmel: Gitar
- I Am Hell (Sonata in C#)
- Be Still And Know
- Locust
- This Is The End
- Darkness Within
- Pearls Before The Swine
- Who We Are

Bir yanıt yazın