Bira, burn, rock ‘n’ roll.
Saatlerimiz 07.13’ü gösterirken, çektiğim uykusuzluğu körüklercesine, favori içeceklerimden biri olan burn bira karışımını yudumlayıp bir yandan da Ape Machine dinlediğimi fark ettim.

“Niçin böyle bir şey yapıyorum?” diye kendi kendime sorduktan sonra, hayatımdaki zaman kavramını yok eden şeyin aslında Ape Machine adlı grubun icra ettiği müzik olduğunu görerek, kendimi bu konuda bir şeyler yapmak zorunda hissettim.
Peki, nedir Ape Machine? Ape Machine, rock ‘n’ roll, blues rock, stoner rock ve psychedelic rock gibi türlerden tınıları duyabileceğiniz muhteşem bir müzikal oluşum olarak göze çarpıyor. Ape Machine’e hem referans olması açısından, hem de bunları seven Ape Machine’i de sever diyebileceğimiz gruplar ve müzisyenler ise, Led Zeppelin, Deep Purple, Black Sabbath, Jimi Hendrix, The Rolling Stones, Queen, The Doors, Blue Öyster Cult, Eric Clapton, Blue Cheer, The Who, Cream, Iron Butterfly ve adını saymadığım, 60’lar ve 70’ler dönemine damgasını vurmuş birçok isim olarak sıralanabilir.
2011 çıkışlı “War To Head” albümü sanki 2011 değil de, 1971’de yapılmış bir albüm gibi duruyor karşımızda. Sapına kadar eski kafa, sapına kadar rock ‘n’ roll bir albüm. Şiddetli içmeler çekmeler sonrası geceyi mutlu sonlarla bitiren, rock ‘n’ roll seven, rock ‘n’ roll yaşayan her insan evladının kulak kabartması gereken ürünler çıkartan bu adamlar, rock ‘n’ roll’un hala ölmediğini ve onun torunu olan ekstrem müziğin hastaları olan ve sert müzik dinleyip sert yaşayan gençleri geçmişe götürüp, müzikal anlamda büyük güzellikler yaşatmayı görev biçmiş bir grup profili çiziyorlar.
Gitarist Ian Watts, Jimmy Page’in Portland şubesi gibi çalışarak gruba ve dinleyicilerine müthiş anlar sunarken, vokallerdeki Caleb Heinze harika performansı ile benim ve benim gibi zaman kavramını şaşıran rock ‘n’ roll severlere muhteşem dakikalar yaşatıyor. Bu albüm, vokal ve enstrüman açısından az biraz deneyimi olan rock ‘n’ roll dinleyicilerine; “Biz neden daha önce böyle bir şeyler yapmadık…” dedirterek rock ‘n’ roll’un hala varolan en kral müzik olduğunu yüzümüze yüzüme hunharca çarpan bir Osmanlı tokadı gibi aktıkça akıyor ve kendini sayısız sefer dinletmeye devam ediyor.

Kritik yazarken en sevmediğim şey olan ve kendimi çok mecbur hissetmedikçe asla girmediğim albümdeki şarkılardan bahsetme olayına ise bu sefer her zamankinden daha bir girmemeyi istediğim halde, gözden ve kulaktan kaçıp da ıskalanırsa müthiş üzüleceğim ve hayatımda dinlediğim en iyi rock şarkılarından biri olan The Sun’ı bu paragraf sayesinde dinleyip sevebilecek birilerinin olabileceğini düşünerek, mümkün olduğunca kısa kesmek istediğim bu yazıyı daha da uzatmış olarak kendimle bir nebze daha gurur duymuş oldum. Albümdeki şarkıları internette bulmak epey zor, ancak buraya tıklayarak The Sun’ın yayınlandığı sayfaya gitmeniz mümkün. Aynı şekilde Hold Your Tongue da şuradan dinlenebilir.

Sonuca gelirsek, gerçekten çok fazla laf cambazlığı yapmadan konuyu kapatmak istiyorum. Çünkü buradaki ürün benim çok fazla sevdiğim, hastası olduğum ve birçok kişinin dinlemekte zorluk çektiği türlerden olan goregrind, deathcore ya da brutal death metal gibi şeylerden öte, hepimizin asıl burada olma sebebi olan safkan rock müzikten başka bir şey değil.
İlk albümünün çıkış tarihi geçen 6-7 seneden fazla olan, yani kısmen eski sayılabilecek gruplar açısından asla bir ölçü olarak kabul etmeyeceğim, ancak 6-7 sene ve daha kısa süre içerisinde kurulup, iki albüm yayınlamış bir grup açısından mantıklı sayılabilecek bir kriter olan last.fm’de biri ben olmak üzere toplamda 150 dinleyicisi olan bu grup, bundan çok daha fazlasını hakkediyor.
ismail vilehand
Albüm bilgileri
- Caleb Heinze: Vokal
- Ian Watts: Gitar
- Brian True: Bas
- Monte Fuller: Davul
- Hold Your Tongue
- The Sun
- Can't Cure Deceit
- Death of the Captain
- Black Night (DEEP PURPLE cover’ı)
- No Sugar in My Coffee
- Downtrodden
- Please Do Not Use Red Ink and Do Not Erase
- What's Up Stanley?

Bir yanıt yazın