MTL312 – Metalde Kendine Güvenin Temelleri.
Kabul etmek gerekiyor ki metal müzik dinleyicileri sevdikleri grupların yeni şarkıları için eski ve meşhur şarkılarından vazgeçmeyecek kadar muhafazakâr, metal ile uğraşan bir çok müzisyen işe ilk başladıklarındaki dinamizmden ve heyecandan yoksun, metal müziğin kendisi ise yaşlanan müzisyenlere taviz gösteremeyecek kadar sert ve hızlı (olmak zorunda), ne yazık ki.

Bu yüzden nice büyük metal grubu “köklere dönücez bu albüm merak etmeyin” dedi, 2 CD’lik album çıkarıp turnede 2 şarkısını çaldı, “86’da ne yaptıysanız aynısını yapmaya çalışın” diyen prodüktörlere uyarak stüdyoya girdi, yeni bir şeyler yapmak yerine 913. reunion’lara imza attı, kimisi içindeki üretkenliğin bittiğini kendine bile itiraf edemeyip 20 yıl önceki şarkılarını coverlamaya çalıştı.
Burada tabii bir grubun hangi motivasyonlarla yeni eserler ortaya koyması gerektiği çok önemli bir yer tutuyor. Emin olduğum ve sonuna kadar savunacağım bir şey varsa: “benim kafamda pek bir şey yok, fanlar ne istiyorsa onu yapalım” tarzı bir şey olamayacağı, olmaması gerektiği. Grubu dinleyenler sonsuza kadar kendi isteklerini ön planda tutabileceği için, –herhalde- bir sanatçı önce kendini düşünmeli diye düşünüyorum. Hem orataya koyacağı eserler için, hem de kendi iç huzuru için. Bu yüzden tarz değiştirdiği için eleştirilen gruplara hep ayrı bir sempatiyle yaklaşmışımdır, Metallica’dan tutun da Pain of Salvation’a kadar.
İki paragraftır anlattığım sebeplerden ötürü bu albümü benim gözümde apayrı bir yere taşıyan şey: 50 yaşına gelmiş insanlardan oluşan grubun 14. stüdyo albümünü konserde baştan aşağı çalabilecek cesarete ve özgüvene sahip olması. Bu hareket, yaptıkları müzikten gerçekten zevk aldıklarını, bu işe inandıklarını ve benim gibi bir dinleyicinin para için/ün için/iş olsun diye çıkarılmış bir albüm dinlemediğimi gösteriyor. 2006 New York konserinde Bruce Dickinson’ın “play the classics” yazılı pankartı yırtıp attığı an müzik adına en güzel anlardan biridir gözümde halen.
Harris’in deyimiyle “It’s just ridiculous” denecek kadar hızlı bir şekilde ortaya çıkan albüm, ilk albüm ile beraber Maiden diskografisinde canlı kaydedilmiş 2 albümden biri. Kayıtlar bittikten sonra Harris prodüktör Kevin Shirley’e “amaaan salla mastering’e gerek yok, böyle gayet iyi” diyor ve çok az değişiklikle albüm satışa sunuluyor (Kevin tabii banka hesabına az para yatınca çakozluyor asıl mevzuyu:p). Bunlar da uzun ve ağır şarkılar, sesi açılmış 3 gitar ve bu 3 gitar arasında zaman zaman daha gerilerden gelen vokal ile birleşince dinlemesi en zor Maiden albümlerinden biri karşımıza çıkıyor (sonuçta bir Maiden albümü tabii, Mezzurrah dinlemiyoruz). Konsept olarak bakıldığında ise, hafif bir X-Factor havası yok değil hem müzikal hem şarkı sözleri olarak. Ağır başlayan, sonra coşan şarkılar, normal Maiden sounduna göre daha karanlık olan atmosfer ile oldukça uyumlu. Soğuk savaş döneminde büyümüş olmanın bir getirisi olarak ortaya çıkan, çoğu şarkıda her zamankinden daha çok sorgulayan ve suya sabuna dokunan sözler yazılmış: Savaş, din ve bu ikisinin elinde bireyin çektiği azaplar oldukça etkileyici bir şekilde, adeta her biri birer modern-kutsal kitaptan fırlama ayetlerle dinleyiciye ulaştırılmış diyebilirim.
Öncelikle Bruce Dickinson’ı tebrik etmek istiyorum, zorlanacağını bile bile o vokalleri yazıp, söylemiş. Gocunmuyor adam yaşlandıkça sesinin daha da yıpranmasından. Ayrıca “öküz“ gibi zor şarkıların altından “hah şimdi kontrolü kaybedecek” dememize rağmen kalkıyor da. Özellikle Lord of Light ve Brighter Than a Thousand Suns sözlerinde ise döktürmüş diyebilirim. Grubun gitaristlerinin ise şarkı yazım sürecinde Harris’i yalnız bırakmamaları çok iyi olmuş. Harris tek başına For the Greater Good of God gibi şarkılar yaptıkça “arada bir yalnız da bırakın” diye editliyorum burayı. Grup üyeleri tarafından “Man of the Album” seçilen Nicko ise albümdeki progressive havayı öyle zarifçe çalarak tamamlamış ki tekrar tekrar “ver o elini öpem” dememek elde değil.
Şarkılar hakkında da biraz konuşmak gerekirse: Different World, album için başlı başına 1 puan kırdırtacak bir şarkı. Üstüne bundan bir tane daha yaptılar ve adını “The Final Frontier” koydular. Harris ve tayfası oldukça eğlenceli ve catchy olduklarını düşünüyor olmalılar ki klip falan çekip single diye yayınladılar ama son dönem Maiden içerisinde Rainmaker, Mother of Mercy, Ghost of the Navigtor gibi şarkılar nereeee, bunlar nere diyebiliyorum. These Colours Don’t Run ilk olarak Ozzfest olaylarında Dickinson’ın kullandığı bir deyiş iken kendisi “çok iyi şarkı ismi olmaz mı lan bundan “ demiş ve sözlerini yazmış. Akustik olsa ve kısa kesilse yeni bir Prodigal Son olabilecekken “Virtual XI”dan bile beter bayık enstrümantal bölümlerle ancak vasat olabiliyor. Pilgrim için, o girişe gerek yoktu diyebiliyorum, gayet yerinde şarkı (sözleri Janick’in yazdığı belli). The Longest Day acayip gaz girişine, vokal gitar uyumuna ve müthiş sözlerine rağmen çok tekrar eden nakartıyla bir yerden sonra “meh” dedirtebilir kimilerine. Out of the Shadows klasik bir Bruce Dickinson şarkısı, “bu tür şarkıları hala benden iyi söyleyen yok” demiş, nakarat üstünde biraz daha dursaydı daha iyiydi. Albüm içerisinde iki dakika durup nefes aldırıyor sonrası için. Aksak oyunlarıyla Brighter than a Thousand Suns, Allahsal melodileriyle For the Greater Good of God, insanı delip geçen atmosferiyle Lord of Light, istemsiz kafa sallamanın en güzel örneklerinden Reincarnation of Benjamin Breeg ve Maiden’ın geldiği noktayı en güzel özetleyen şarkılardan The Legacy, şurası şöyle olsaydı demeye gerek olmayan, aşmış, film gibi şarkılar.
Çıktığı zaman çok yüksek notlar alan, “7th Son’dan beri en iyi albümleri!” diye kritikleri yazılan bu albüm, 99-Sonrası Maiden göz önünde bulundurulduğunda kesinlikle bir “Brave New World” ya da “Dance of Death” kadar dengeli değil, ancak ikisinden de daha yoğun, yer yer daha güçlü ve belki ikisinden de daha önemli grubun kendi yolunu çizmesi adına. Bir grubu övmek için başka grupları kullanmayı falan da hiç sevmem ama; onlarla aynı ligde olsaydım bu albümü alıp sabah akşam ders gibi çalışırdım.
Son olarak:
He gave his life for us, he fell upon the cross.
To die for all of those, who never mourn his loss.
It wasn’t meant for us, to feel the pain again?
Tell my why, tell me why…
hen
Albüm bilgileri
- Bruce Dickinson : Vokal
- Dave Murray: Gitar
- Adrian Smith: Gitar
- Janick Gers: Gitar
- Steve Harris: Bas
- Nicko McBrain: Davul
- Different World
- These Colours Don't Run
- Brighter Than a Thousand Suns
- The Pilgrim
- The Longest Day
- Out of the Shadows
- The Reincarnation of Benjamin Breeg
- For the Greater Good of God
- Lord of Light
- The Legacy

Bir yanıt yazın