İnsansızlaştıramadıklarımızdan mısınız?
Özgür DURAKOĞULLARI
Öyle fena duyguluyum ki, kafam çalışmıyor nasıl tanıtsam albümü, neler anlatsam bilemiyorum. Hayatımın grubu SYX son 2 albümüyle beni tatmin etmemişti, hatta ufak çaplı hayal kırıklığına uğratmıştı. “The Odyssey” de, “Paradise Lost” da çok kaliteli albümler, ama “V” ve “The Divine Wings Of Tragedy” albümlerine şahitlik etmiş bu kulaklar, bu ruh en az o klasta albümlere açtı. Bu açlık 11 senedir sürüyordu, ve nihayet son buldu. “Iconoclast” belki bir “V” değil, ama detaylara inersek belli başlı üstünlükleri de var tüm diğer SYX albümlerine.
Öncelikle sound inanılmaz iyi. Grubun son 2 albümünden yola çıkarak, rif bazlı, canlıda gaza getirecek stilde şarkılar yapma yoluna gittiklerini zaten kanıksadık artık. Yine kompoze açısından bu geleneği bozmamışlar. Lakin son 2 albüme göre hem klavyeler hem de basların volümleri çok daha açık. Basçı Lepond ilk defa kendini bu kadar duyurabiliyor. (Son 3 albümdür toplulukta yer alıyor kendisi.)
Tüm SYMPHONY X albümleri arasında, davul soundunu en sevdiğim albüm uzak ara “Iconoclast” oldu. Daha da iyisi, “V”dan sonra en iyi davul performansı da bu albümde. Sadece “The Damnation Game” ve “V” albümlerinde kullandığı hızlı, ataklı ritim hünerlerinin bir versiyonunu da bu albümde başlarda yapmış Rulo. Enfes bir davulcu, enfes. Ayrıca bazı twin’li kısımlar, SYX tarihinin en hızlı davul bölümleri. (“Paradise Lost”da Domination’un girişindeki hızlı kısmı saymıyorum, zira oradaki twin tekniği daha basit, fazla hız gerektirmiyor. Hızlı da duyulsa o teknikle hız yapmak kolay.)
Elbette hızlı düz twin’li kısım denince akla “power etkileri” geliyor; hani şu milyonların alerjisinin olduğu power metal etkileri… Evet, bana müjde, size bilmem, onlardan da bolca mevcut. Lakin her tanıttığım albümlerinde öve öve bitiremeyeceğim Romeo’nun ritim gitarcılığı bu etkinin klişeliğin yanından geçmemesinin yegane sebebidir. Bu albüme de tonlar olsun, performans olsun, gitarlar tam bir canavar. Cidden Michael Romeo’yu fazla anlatmama gerek var mı?
![]()
Grubun ikinci ağır topu Russell Allen’in performansı, bir önceki albümdekinden çok daha üstün. Sesi daha güçlü tınlıyor, “The Odyssey”deki kadar olmasa da, epey iyi bir performans göstermiş kendisi. “Paradise Lost”daki ses volümünün ve hacminin düşmesi olayı aşılmış. Hatta albüme ismini veren şarkıdaki yumuşak pasajları bile hiç gitmemecesine kirli kirli söylemesi bir hayli kötü duyuluyordu o albümde. Artık “V”daki gibi karmaşık vokal partisyonlu ama %85 tertemiz vokalli SYX, son 3 albümde bundan vazgeçmiş görünüyor. Bu zannediyorum bir tercih meselesi, soundlarındaki sertleşmeyle de paralelleştirilmiş vokal partlarını seslendirmedeki kirli agresiflik.
Bu albümü önceki işleriyle kıyaslarsam, sound olarak en çok bir önceki albüm “Paradise Lost”a benzetebilirim. Vokal performansı en çok “The Odyssey”e, vokal melodileri ve gitar soloları “The Divine Wings Of Tragedy”e yakın. Bir sonraki albümde de klavye baskınlığının Divine Wings’e yakınlaşmasını temenni ediyorum.
Sanıyorum “Iconoclast”, “V”dan sonra ikinci favori albümüm olacak, hatta oldu bile. Bu albümün sound’unun “V”a bin basmasına rağmen, hâlâ o albümü zirvemde tutuyorsam “V”ın gücünü siz hayal edin artık. Aslında “V” ile hemen hemen hiç alakası olmayan bir albüm “Iconoclast”. Bir kere konsept bir albüm değil melodik olarak. “V”daki gibi yumuşak ve uyumlu geçişler yok parçalar arasında. (Ben 2 CD’lik Deluxe Edition versiyonunu dinliyorum, hele bu albümde ilk CD ve ikincisi arasında bile hemen hemen hiç alâka olmamasından ötürü “V”dan bayağı uzakta duruyor albüm.).
Dinlediğim 2 CD’lik versiyonun 2. CD’si ilk 10 dinleme itibariyle bende pek etki bırakmadı. Lakin, hoş dinlenirliği olan parçalar da içeriyor. Zaten son parçasının When All Is Lost olduğu 50 dakikayı bulan ilk CD de oldukça doyurucu bir materyal. “SYX osursa dinlerim” şiddetinde bir fan sayılmam, ama bu kadar nadir albüm çıkaran bir grubun böyle uzun bir çift CD’lik yeni parçalardan oluşmuş bir albüm çıkarmaları çok iyi bir şey.
Birkaç parçadan bahsedelim. Albüme ismini veren açılış parçası, yer yer “Paradise Lost”un girişiyle paralel biçimde açılıyor. Özellikle iki albümdeki çoklu vokal yaklaşımları çok paralel duyuluyor. Çok özgün ve güzel koral vokallerle giren parça, dinamik ve teknik gitar riffleriyle devam ediyor. Nakaratları tek dinleyişte akıllara kazınacak etkililikte. Belki melodik olarak basit, ama tam hedefi vuruyor. Çok yerinde bir açılış parçası. Hatta ilk CD sonundaki hüzünlü ve ileri derece duygusal parçayla, o parçadaki içleri titreten, gözleri dolduran vokal performansıyla birbirlerinin tezatı olmuş bu mekanik tınılı, duygusuz (ama soğuk ve görkemli) koral vokalli parça. Parça sözleri de bu dualiteyi, tezatı vurgular biçimde. İlkinde soğuk ve kararlı, savaşa hazır mekaniklikte bir duygu veren nakarat sözleriyle, When All Is Lost’daki gözleri dolduran kırılgan ve naif sözler arasındaki tezatlı uyumdan, birbirlerini tamamlayıcılıklarından bahsediyorum. Davulcu Jason Rullo’nun da hızlı atakları parçayı ilginç tutan unsurlardan bir diğeri.
![]()
The End Of Innocence ilginç ama hoş bir parça. Parçanın mısra vokalleri ve rif karakteri Divine Wings albümünden fırlamış gibi. Lakin girişi ve nakaratları son 2 albüme daha yakın duruyor. Akılda kalıcı, rif temelli, aksaklı mid-tempo güzel bir parça. Klavyeler yer yer çok önde, mısralarda ise çok derinden akor basıyorlar sadece. Dehumanized ise, her ne kadar o kadar hızlı olmasa da, bir önceki albümdeki Domination parçasını anımsatıyor. Baştan sona bir kere dinlemeden bile “diğhümınaaayzd” diye eşlik edilebilir bir nakaratı var parçanın. (“may domineyşııın.) Bastards Of The Machine, girişte başlayan hoş ama çok farklı klavye tonu ve melodisiyle hemen ilgi çeken bir parça. Özellikle parçanın ilerlerinde, gitar solosundan hemen önce, farklı riffler eşliğindeki bu melodiden soloya geçiş çok hayvan olmuş. Romeo’nun aşmış gitar riflerinden her seferinde söz etmek istemiyorum. (Çok gaza getiriyor, bir yandan dinlerken, bir yandan parmaklarım klavyede uçuyor.) Heretic parçası tahminime göre, dinleyenlerin en çok eşlik edeceği parça olacaktır. Children Of A Faceless God ise albümde şimdilik pek aklımda yer etmeyen tek parça. (2. CD’deki parçalardan bahsetmeye gerek duymadım, zaten uzun bir kritik oldu.)
![]()
Kritiği bitirirken, diğer şarkılar bir yana bu bir yana dediğim kapanış parçasından bahsedelim. Bana sadece bu albümü dinlemeden birkaç gün önce “SYMPHONY X, The Edge Of Forever gibi, Candlelight Fantasia gibi gözlerini doldurabilecek, hatta ağlatabilecek bir şarkı daha yapabilir mi bunca yıl sonra” deseydiniz koskocaman bir “HAYIR” derdim sonuna da koca bir NOKTA koyardım. Ama 15 sene sonra öyle bir şarkı yapmışlar. Ağlatıyor, mahvediyor şarkı. Divine Wings albümünden beri içten içe böyle bir şey beklemişim demek ki, gözlerimden yaşlar süzüldü. Ama 3. dinleyişte oldu bu. İlk ikisinde tam inanamamışım demek ki. Öyle böyle bir parça değil. İnsan değilsiniz oğlum, valla değilsiniz…
Not: Alttaki ilk 11 yorum albüme dair haberler içindir.
Albüm bilgileri
- Russell Allen: Vokal
- Michael Romeo: Gitar, orkestral klavyeler, programlama
- Jason Rulo: Davul
- Michael Pinnella: Piyano, klavye
- Michael Lepond: Bas
- Iconoclast
- The End of Innocence
- Dehumanized
- Bastards of the Machine
- Heretic
- Children of a Faceless God
- Electric Messiah
- Prometheus (I Am Alive)
- When All is Lost

Bir yanıt yazın