Küçük bir ülkeden çıkan en büyük grup.
Olağanüstü ayrıntılı, enfes albüm kapağına baktığında insan düşünüyor: “Böylesi bir kapağın içinden mutlaka aynı düzeyde zengin bir şeyler çıkmalı, yoksa hayal kırıklığı olur.”

Gerçekten de öyle. Kapak okkkkadar karanlık ve hayranlık uyandırıcı ki, ister istemez içindekinin de iyi bir şey olmasını umuyorsunuz.
O rahatlık güzel bir şey değil mi? Beklentinizin olduğu bir albümü ilk kez dinlediğiniz, bir albümle karşılıklı bekaretinizi bozduğunuz an. İlk dinleyişin barındırdığı o merak, heyecan, beklenti; daha ilk notadan karşılığını buluyor, hatta bunun ötesine geçiyorsa; bir müzik aşığı için bambaşka bir tecrübenin kapıları açılmış oluyor.

O kapkaranlık akustik introyu duyup da etkilenmeyen bir metal dinleyicisi olabilir mi bilmiyorum; olur elbet, ama o kişi bilsin ki yanlışlardadır, o kişi bilsin ki aklı havalardadır.
“Beneath the Remains”, çıktığı dönem ve yer düşünüldüğünde gerçek anlamda bir fenomendir. Genç yaştaki bir avuç insan tarafından yaratılmış zifiri bir senfoni olmasının yanı sıra, içeriğindeki varyasyon, yaratıcılık, inovasyon, öyle kolay kolay boy ölçüşülemeyecek, geride bırakılamayacak düzeydedir.
1989 elbet metalin artık primal dönemlerini terk ettiği, pek çok grubun coştuğu bir dönemdi ama, o dönemde başka bir grup daha yoktu ki kimsenin sallamadığı Brezilya’dan çıksın ve sayısız grubu ve türü etkilesin, SLAYER’la yarıştırılsın, adını “küçük bir ülkeden çıkan en büyük grup” olarak metal tarihine yazdırsın.

SEPULTURA işte bunu yapmıştı. Öncesindeki öğrenme safhasını bir kenara bırakırsak, SEPULTURA’nın kimine göre “Arise“la, kimine göre “Chaos A.D.“yle, kimine göreyse “Roots“la biten gövde gösterisinin asıl ve en güçlü başlangıcıydı “Beneath the Remains”.
Albümdeki sayısız rif, solo, manyak davul partisyonu, teknik kasışlı yahut groove gücü yüksek rif, haykırış, böğürtü bir kenara; “Benath the Remains” şarkı yazımı açısından gerçekten de hayran kalınacak bir içeriğe sahip. Her ama her şarkı, çok yetenekli kafalardan çıkmış girişlere, gelişmelere, bin bir türlü çeşitliliğe ve kapanışlara sahip. Hiçbir şarkı ne birbirine benziyor, ne de öylesine yazılmışlık hissi yaratıyor. Hiçbiri.
Bunun dışında dikkat edilmesi ve mutlaka bahsedilmesi gereken şey, albümün ne bir thrash, ne de bir death metal albümü olduğu. Bu iki tür başta olmak üzere, speed metal ve klasik heavy metalin enfes bir kolajı olan çalışma, henüz Kuzeyli gencolar başlamamışken, death metalin içine armonik gitarları, melodileri, mükemmel bir biçimde sokmuş oluşuyla da ön plana çıkıyor. Bazı yerlerde duyarız, “Melodik death metalin temelleri en belirgin şekilde CARCASS – “Heartwork”te atıldı” diye. Böyle bir yorumu yapmadan önce bence bir “Beneath the Remains”i dinlemekte fayda var. Pek çok şarkıda ikili gitarın böyle ekstrem bir türdeki en güzel kullanımlarından bazılarını görüyoruz.

Onlar haricinde, breakdown’ından tut taramasına, klasik thrash riflerinden, daha bir büyükbaş death metal bazlı düzenlemelere, albüm gitar anlamında gerçek bir gövde gösterisi. Igor’un genç yaşında davulda yaptığı hayvanlıklar, her ne kadar çok detaylı bahsetmesem de ciddi anlamda ibretlik paylaşımlar. Keza Max’in vokal performansı da aynı düzeyde îlham verici ve başarılı. Tam bir thrash vokali değil, ancak dediği her şeyin anlaşılmasından ötürü bir death metal vokali de değil. Hardcore desen, o da değil. Kabaca, yırtıcı vokal teknikleri arası cici bir kombinasyon diyelim bırakalım.
Uzatmadan, bence tüm şarkılarının hayvan olduğu; türünün gerekleri; yayınlandığı dönem ve çıkış yerinin imkânsızlıkları da düşünüldüğünde, tek kelimeyle kusursuz bir metal başyapıtıdır “Beneath the Remains”. Biri dese ki “En iyi SEPULTURA albümü “Arise”dır”; aynen kabulümdür. Başkası da dese ki “En iyi SEPULTURA albümü “Beneath the Remains”dir”, o da aynen kabulümdür.
Bence bu iki albüm, bir metal severe tek bir tercih yapma sıkıntısı yaratmayacak düzeyde eşit mükemmellikte iki şaheserdir. Lakin, daha önce ve daha az imkânla çıkmış olması, metal içerisindeki daha fazla grubu etkilemiş olması gibi sebeplerden dolayı, “Beneath the Remains”e “Arise”a verdiğimden daha yüksek bir not veriyorum.
Şüphesiz ki, en azından yaşı küçük olmayan çoğu arkadaşın bu albümü hatmetmiş olduğu aşikâr, yaşı daha ufak olup da “Beneath the Remains”i dinlememiş arkadaşların da, bir sonraki ilk dinleyecekleri albümün “Beneath the Remains” olmasını diler, huzurlarınızdan çekilirim.
Albüm bilgileri
- Max Cavalera: Vokal, ritim gitar
- Igor Cavalera: Davul
- Andreas Kisser: Solo gitar, bas
- Beneath The Remains
- Inner Self
- Stronger Than Hate
- Mass Hypnosis
- Sarcastic Existence
- Slaves of Pain
- Lobotomy
- Hungry
- Primitive Future

Bir yanıt yazın