Müzik falan değil.
“Sad But True dünyanın en iyi şarkısıdır.”
“Bu pek iyi değildir muhtemelen ama diskografi tamamlansın.” IN FLAMES – “The Jester Race”i satın alırken
“İçinde klavye olan bir grubu asla dinlemem.”
“Yok yok, dünyanın en iyi şarkısı Afraid to Shoot Strangers’tır.”
“Bunu dinleyen insanlar var lan ne acayip.” CANNIBAL CORPSE – Hammer Smashed Face’i ilk duyma anı
“Ölene kadar sadece Siyah Albüm’ü dinleyebilirim.”
“Bak, her şeyi dinlerim ama bunu asla dinlemem.” – NILE – “Amongst the Catacombs of Nephren-Ka”yı ilk duyma anı
“Kill ‘Em All o kadar iyi değil dediler ama METALLICA koleksiyonu tamamlansın diye aldım.”
“Bu müzik falan değil. Her şeyin bir sınırı var.” – MESHUGGAH – “Chaosphere”i ilk duyma anı
Bunlar, şahsım tarafımdan 1993-2000 yılları arasında kurulmuş cümleler. Mal beyanı gibi evet. Hepsi de birbirinden parlak yorumlar. Ama bunlar arasından en sevdiğim, en sondaki olmuştur hep.
“Bu müzik falan değil. Her şeyin bir sınırı var.”
…
“Hiç kimse evindeki bilgisayarında 637 kilobayttan fazla yere ihtiyaç duymayacaktır; 640 kilobayt dünyadaki herkese yetecek bir bellektir.”
Dediğim bu laf, Bill Gates’in 1981’de söylediği şu sözle yarışacak düzeyde bir mallığa sahip benim nazarımda. Neden, çünkü bu cümleyi kuran ben, bu lafı sarf ettikten yalnızca 1 sene sonra MESHUGGAH’yı “anlamayı” başarmış ve grubun hastası olmuş, günden güne artacak MESHUGGAH köleliğime başlamıştım.
Her neyse, MESHUGGAH’yla tanışmam bu şekilde oldu. 1999 yılıydı; Akmar Pasajı’na gittim, Atlantis Müzik’e girdim ve sadece kapağına bakarak, adını ilk kez o anda gördüğüm grubun bu albümünü aldım.
Albümü başlatan Concatenation’ı anlayamadığımdan olacak, daha yarısına gelmeden “Noliyi?” deyip New Millenium Cyanide Christ’a geçmiş, ona da yetemediğimden hemen Corridor of Chameleons’a doğru ilerlemiş, sonra da “Bu ne lan böyle?” ve “Üff, paramı buna mı harcadım?”lar eşliğinde albümü bir daha dinlememek üzere CD çalardan çıkarmama vesile olan The Mouth Licking What You’ve Bled’e gelmiştim.
Hakkaten de, “Bu ne lan böyle?”
Evet. Anlaşılmaz, zor olmaya kasarken müziği geri plana atan, sadece gösterişten ibaret bir şey satın almıştım. Çalan şeyi ne takip edebiliyor, ne zorlanmadan birkaç dakika dinleyebiliyor, ne de bu saçma sapan şeyden zevk alabiliyordum. Paramı çöpe atmıştım.
“Chaosphere” o gün CD çalarda on dakika kadar bocaladıktan sonra kutusuna kondu ve uzunca bir süre sonra dinlenmek, hatta belki de hiç dinlenmemek üzere CD rafına kondu. Bu bir yenilgi kabulü değildi, yanlış anlaşılmasın. Boru değil, bir yıldır falan DEATH dinliyordum. DEATH dinleyebiliyorsam, bazı müzikal seviyeleri atlamış, müzik kulağımı yeterince geliştirmiş olmalıydım. Demek ki çalan şeyi anlayamıyor değildim. Tek suçlu, anlaşılmaz olmaya kasan bu albümdü.
Her şeyin değiştiği o aydınlanma anı neydi peki? Ne oldu da ben o gün “Bu müzik değil” dediğim şeyi, hayatımı MESHUGGAH’nın azılı bir müridi olarak sürdürdüğüm son 8-9 yıldır, metalin başına gelmiş en önemli şeylerden biri olarak görüyorum? Ne oldu da ben o gün “Bir daha nah dinlerim” diye CD rafıma koyduğum albümü bugün Elastic’in son saniyelerine kadar ezbere biliyorum?
İşte şu oldu:
Evet. Bu klibi, birtakım başka kliplerin olduğu bir paketle birlikte kazaa denen sevimli ortamdan bilgisayarıma indirmiş, klibi (klip derken?) çok sevmiş, arka arkaya izlemiş ve bu izlemeler sırasında çalan müziği hafiften anlamaya başlamıştım. Matematiksel bir dolaplar mı dönüyordu acaba? Tüm bu rifler, tüm bu aksak tempolar bir alelâdelik içinde olamazdı; takip edilen belli kalıplar olmalıydı. Bu düşüncenin akabindeki “Öğrenecem lan bunu” hissi, beraberinde şarkıyı defalarca dinleme isteğini de getirdi. Dinledim, dinledim. Ayağımla elimle davul çalar gibi yaparak şarkının tüm ritim değişimlerini öğrenmeye çalıştım. Ve oldu. New Millenium Cyanide Christ’ı sandığımdan kısa sürede çözdükten sonra, benim için yeni bir kapı açılmıştı sanki. Dinlemesi, kavraması zor şeyleri, aşılması zor engeller olarak görmeye başlamış, duyup da yetemeyeceğim bir müzik olabileceği fikrini hakaret sayar olmuştum. O aydınlanmanın ardından her şey çorap söküğü gibi geldi. MESHUGGAH diskografisi hatmedildi, dinlemesi en zor ne var diye araştırmalar yapılmaya başlandı, kısacası beni şaşırtacak şeylere karşı acayip bir ilgi baş gösterdi.

MESHUGGAH’yı keşfettikten ve tam olarak benimsedikten, özümsedikten sonra çoğu insanda görülen problem bende de yaşandı elbet. Ne oldu? MESHUGGAH’yı bir kez çözdükten ve bana nasıl zevkli problem çözme seansları sunacağını idrak ettikten sonra, bir süreliğine başka şey dinleyemez olmuştum. Her şey fazlasıyla basit, fazlasıyla risksiz ve tekdüze gelmeye başladı. Cidden de öyleydi, MESHUGGAH şarkıdan şarkıya kudurur, zamanlarla, tempolarla domino taşı gibi oynarken, sevdiğim diğer pek çok grup, müziklerindeki en ufak bir “ilk andan anlaşılmama” riskine giremiyor, her şeyi gayet uysal, stabil ve maceradan uzak yapıyordu.
Diğer gruplardaki bu evcillik ve “korku”, MESHUGGAH’yı daha da eşsiz, daha da özgün, daha da aşık olunası yapıyordu. Manyak yetenekli bir grup insan, başka grupların, bırakın cesaret etmeyi, cesaret etseler bile yanına yaklaşamayacakları düzeyde benzersiz bir iş yapıyor, bunu da gösterişe kaçmadan, “biz böyleyiz” diye anırırcasına ortaya koyuyordu.

Yazı biraz uzun oluyor ama olsun. Böylesi önemli albümler her zaman karşıma çıkmıyor. DEFTONES gitaristi Stephen Carpenter’ın “Müziğe bakışımı değiştirdi” diye bahsettiği ve “Gelmiş geçmiş en iyi metal albümü” olarak tanımladığı “Chaosphere”, MESHUGGAH’nın “Destroy Erase Improve“daki akıl almaz saldırganlığını, çok daha matematiksel, mekanik ve soğuk bir yere taşıdığı bir iş olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında tek bir rif kalıbındaki ufak modifikasyonlardan oluşan Concatenation’la başlayan ve sol elden ziyade sağ eli çalıştıran albümde, MESHUGGAH’yı MESHUGGAH yapan her şeyi bulmak mümkün. Doğru yerde verilen tek bir es veya sıradan bir ritim kalıbını uzatan yalnızca yarım notalık bir eklentiyle, en düz rif bile başka kimsede duyamayacağınız hallere gelebiliyor. Grubun en meşhur olayı olan kendi etrafında dönen sarmal ritim olayı da albümün her yerine yayılmış durumda. Çoğu zaman 4/4’lük giden trampet vuruşlarının, aksak çalan gitarla senkron giden kick’lerin aksaklığından dolayı her seferde kick döngüsünün farklı bir yerine rastlaması, MESHUGGAH’nın aslında gayet anlaşılabilir olan bu formülünün en kolay özeti diye düşünüyorum. Alışık olmayan için karşık ve garip gelen New Millenium Cyanide Christ’ın aslında hiç de acayip olmadığı, şarkı boyunca, bu sarmal davul yazımından dolayı değişiyor gibi gelen yalnızca üç farklı rifin çalındığı, üste bir yere koyduğum klipte davulcu Tomas Haake’nin ellerinin sürekli aynı şeyi yapmasına bakarak bile anlaşılabilir.

Albümdeki diğer bir MESHUGGAH’sal detay, elbette ki metal dünyasının sayılı dehalarından olan Fredrik Thordendal’ın fusion soslu sapkın solo tarzı. Bir YouTube yorumunda, “Org çalmayı bilmeyen otistik bir çocuğun Casio orga hunharca saldırması” şeklinde özetlenen bu solo tarzı da, yine “Chaosphere”i acayip kılan unsurlardan biri. Üstte bir yerde duran Concatenation’ın 2.12’sinde duyulabilir. Ve eğer ki gitar çalıyor, ancak MESHUGGAH tarzı solo nasıl atılır bilmiyorsanız, artık üzülmeyin! Her şeyin bir kolayı var:
“Chaosphere”i gerçekten de sayfalarca yazabilirim. Abartmıyorum, hakkında yüz sayfalık kitap dahi yazarım. Ama bu yazıyı bir amaç için, insanlar okusun diye yazıyorum ve gereğinden fazla uzatmanın manası yok. Son olarak tek bir riften bahsedip, tıpkı DEFTONES gitaristi gibi benim de müziğe bakışımı etkileyen bu kült albümün yazısını sonlandırayım.
Bahsetmek istediğim rif, grubun arka planda kalan şarkılardan biri olan Corridor of Chameleons’ın ortalarındaki dur kalklı rif. 2.22-3.10 arasındaki bu rif, 1998’den önce yazıldığı düşünüldüğünde, son on yıldır özellikle deathcore alanında benzerlerini ne kadar çok duyduğumuz bu kalıbın MESHUGGAH tarafından yıllar önce, hem de herhangi bir şarkılarının bir yerinde çalındığını göstermesiyle, grubun ne denli inovatif ve zamanının ötesinde olduğunu kanıtlıyor diye düşünüyorum. Şimdi sıradan geliyor olabilir, ancak 13 yıl önce bunun benzerlerini öyle her yerde duymak mümkün değildi.
Uzun oldu ama içime sindi. “Chaosphere”, içinde yüz binlerce, milyonlarca albüm olan metal dünyası içinde adını sıkça duymadığınız, ancak adı sıkça duyulan bir sürü ismin başucu kitabı bellediği, algısının değiştiği, ciddi anlamda ders niteliğinde bir albüm. Tıpkı “Destroy Erase Improve” gibi, “Chaosphere” da o gün olmadığı gibi bugün de benzeri olmayan, eşsiz bir albüm.
MESHUGGAH sevmek sevmemek elbet kişiye kalmış; tercihtir, zevktir. Ancak şu da bir gerçek ki, MESHUGGAH’yı sevenler, MESHUGGAH’nın verdiği her şeyi alabilenler, ne şanslı, ne bahtiyar insanlardır. Şüphesiz ki onlar, diğerlerinden farklı zevkler tatmaktadırlar.
Albüm bilgileri
- Fredrik Thordendal: Ritim ve solo gitar, synthesizer
- Tomas Haake: Davul, The Exquisite Machinery of Torture'da vokal
- Marten Hagstrom: Ritim gitar
- Jens Kidman: Vokal
- Gustaf Hielm: Bas
- Concatenation
- New Millennium Cyanide Christ
- Corridor Of Chameleons
- Neurotica
- The Mouth Licking What You've Bled
- Sane
- The Exquisite Machinery Of Torture
- Elastic

Bir yanıt yazın