Tehlikedeki hayvan saldırır.
Tüm malvarlığım üzerine bahse girerim ki bu albüm için yazılan kritiklerin eksiksiz hepsinde (yani yüz milyar tane yazılacaksa, yüz milyarında da) ICS Vortex ve Mustis isimleri en az bir kere geçecek. O yüzden aralanmayı bekleyen bu sır perdesini en baştan aralayalım.
BU ALBÜM ÖNCESİNDE ICS VORTEX VE MUSTIS DIMMU BORGIR’DEN AYRILDI!!!!!!1!! ACABA YENİ ALBÜM NASIL OLACAKTI!!???
Yazının başlığından da anladığınız üzere, DIMMU BORGIR’in bu albümdeki motivasyonu, gazı buydu diye düşünüyorum. Albümün çıkışına dek, “Progenies of the Great Apocalypse”i Mustis tek başına besteledi, artık o yok, nasıl sıçacaklar görelim” ve “ICS Vortex’in vokalleri olmadan DIMMU BORGIR herhangi bir esktrem gruptan farksız, onsuz nereye kadar” cümleleri sayısız kez tekrarlandı.
DIMMU BORGIR gibi metal dünyası içinde hatırı sayılır büyüklükte bir grupsanız, her hareketiniz istim üstündeyse ve seveniniz olduğu kadar açığınızı kollayanlar da varsa, bu gibi bir durumda ekstradan bir hırs yapmanız gayet normal diye düşünüyorum.
Hırs yapmış olduğunu hiç sanmasam da, “Yeni albüm yapsa da dalga geçsek, aşağılasak, yerin dibine soksak diye beklenen Varg’ın “Belus“la herkesi susturup yerine nasıl oturttuğunu hepimiz biliyoruz. Bakalım DIMMU BORGIR’in kendini ispatlama yolculuğu nasıl sonuçlanmış.

Öncelikle grubun son açıklamalarından birine bakalım. “Bundan böyle DIMMU BORGIR Silenoz, Shagrath ve Galder’dir; geri kalanlar gruba albümden albüme yardım eden müzisyenlerdir” dedi grup. Bu ne demek, “DIMMU BORGIR’in kökü biziz, ayrılanlar yetenekli elemanlar olsalar da DIMMU BORGIR’in dayandığı asıl bacak biziz, akıllı olun olm” falan gibi şeyler demek. Tamam, bu kısmı anladık.
Diğer bir adım neydi, Mustis’in ayrılığıyla birlikte albümdeki klavyeci eksikliğini orkestrale, senfoniğe abanarak kapatmak. Onun için ne yaptılar, daha önceki gibi Prag’a gidip Prag Senfoni Orkestrası’yla çalışmak yerine, yanı başlarındaki Norveç Radyo Orkestrası (KORK) ile çalıştılar. Bu sayede daha çok zamanları ve imkânları oldu.
Diğer konu, ICS Vortex. DIMMU BORGIR’i bir black metall grubundan ziyade senfonik etkilenimler barındıran ekstrem bir grup olarak gördüğüm için, Vortex’in vokalleri bana hiçbir zaman batmadı, bilâkis onları grubun sound’u adına elzem unsurlardan biri olarak gördüm. Mustis konusunda orkestra kullanmak gayet kabul edilebilir bir şey olsa da, ICS Vortex’in sesi yerine bir yedek sokmak mümkün değildi elbet, çünkü bırakın DIMMU BORGIR’i, metal dünyası için bile ICS Vortex gayet karakteristik bir sese ve yoruma sahipti. Grup bu noktada akıllı bir karar vermiş ve Vortex benzeri bir vokalist kullanmaktansa başka tarzda vokal yapan Snowy Shaw’ın clean vokallerinden yararlanmış.
Tüm bunların ışığında, bakalım “Abrahadabra” nasıl olmuş.

İlk single Gateways’e ilk dinlediği andan aşık olmuş biri olarak, Gateways’i Progenies of the Great Apocalypse’ten beri DIMMU BORGIR’in yaptığı belki de en iyi/önemli/büyük şarkı olarak gördüğümü, sitedeki muhtelif DIMMU BORGIR haberlerinde defalarca söylemişliğim var. Bu sebepten, “Abrahadabra” bu yılın en çok merak ettiğim albümlerinden biriydi. Sonra çıkan Born Treacherous ise, aklımı başımdan almadıysa da umutlarımı azaltmama sebep olmadı.
Uzatmayalım, albüm piyasaya çıktı. Peki nasıl olmuş? İyi olmuş lan. Vallahi iyi olmuş. Harbi diyorum bak.
Bir kere black metal elementleri ile senfonik tatlar çok iyi örtüşmüş. Hatta senfonik yanı düşünüldüğünde “Abrahadabra”nın DIMMU BORGIR’in zirvesi olduğunu söyleyebiliriz. KORK, adeta grubun bir üyesiymişçesine albüme müdahil olmuş ve belli ki besteler bu şekilde tasarlanmış. Yani yazılmış olan şarkılara orkestral tatlar sokuşturulmaktansa, grubun on küsür yıldır tüm orkestral aranjmanlarını yapan besteci Gaute Storaas’ın da dediği gibi daha beste aşamasında birlikte hareket edilerek albümün gerçek anlamda orkestral bir kimliğe bürünmesi sağlanmış. Bu sebepten, “Abrahadabra” için sadece “senfonik öğeler barındırıyor” demek hafif kaçacaktır.
Gaute Storaas demişken, Prag Senfoni Orkestrası’yla olanlar da dahil, son on yıldır kendisinin yer almadığı tek DIMMU BORGIR albümünün “In Sorte Diaboli” olduğunu da hatırlatalım ki, o albümün neden böylesi vasat altı ve geri planda kaldığı daha iyi anlaşılsın.

Devam edelim. İlk olarak “Abrahadabra”da gayet yoğun bir hava var. Bunun birinci sorumlusu elbette ki KORK. Ancak grup sırtını sadece kemana, trombona, flüte yaslamamış, gitar işçiliğini de gayet güzel kotarmış. Albüm öncesinde bas bas bağırınılan “Olm var ya bu sefer öyle bi orkestral düzenleme var ki aklınız çıkacak” yorumları beni film müziği gibi bir şey çıkacağı yönünde kaygılandırdıysa da, ortada dolgu olmaktan uzak, gayet yırtıcı bir gitar kullanımı da mevcut. Bu açıdan da “Abrahadabra” artı puan alıyor.
Diğer bir konu, ki tüm konular içinde en ikircikli olanı, ICS Vortex’in artık yapmadığı clean vokal görevinin ne durumda olduğu. Snowy Shaw’ın Vortex kadar karakteristik ve yeri göğü inleten bir sesi olmadığı ortada. Zaten o da kendi üslubunda, Vortex’i akıllara getirmeyen bir vokal tarzı kullanmış ve daha çok avangard gruplarda gördüğümüz türde bir yorum benimsemiş. En çok öne çıktığı şarkılar olarak Ritualist ve Renewal’ı gösterebiliriz. Beğendim, ancak dediğim gibi Vortex’in yorumuna ve ses rengine hayran biri olarak, o daha iyiydi, bu daha kötü muhabbetine girmem. Shaw da kendisine ne dendiyse onu yapmış muhtemelen.
Albümdeki diğer konuklar ise davulda grupla ilk albümüne imza atan Polonyalı davulcu Daray, Gateways’deki kadın vokallerin sahibi Agnete Maria Forfang Kjølsrud, Endings and Continuations’da ULVER’den Garm, bir saattir bır bır anlattığım Kringkastingsorkestret (The Norwegian Radio Orchestra) ve koro olarak da The Schola Cantorum Choir. Bunlar hep bu zor anında DIMMU BORGIR’e yardım eden kara gün dostları olarak öne çıkıyorlar.
Kara gün dedik, hata ettik. Zira bilindiği gibi DIMMU BORGIR’in bu albümdeki imajı, daha en başından bin türlü tepki alan beyaz kostümlerden oluşuyor. Gateways klibinde detaylı olarak görülen bu yeni kostümler, grubun illâ bir farklılık düsturuna da cuk oturan tüden.

Eleştirel yanlara bakarsam, gözüme çarpan “meeeh” bir detay olarak “Biz el ele gönül gönüle biz beraberiz (beraberiiiiiiz!), biz aşığız biz severiz biz hep böyleyiz (hep böyleyiiiiiiiiz!) temalı Dimmu Borgir adlı şarkının sözlerini… hmmm nasıl desem…South Park jargonuyla “gey” bulduğumu söyleyebilirim. “Sadece kendimizle yarışıyoruz, engelleri aşıyoruz, hep daha ileriye” falan, yapmayın böyle şeyler.

Daha fazla uzatmadan, grubun kariyerindeki belki de en çok merak edilen albüm olan “Abrahadabra”yı başarılı bulduğumu söyleyerek bitiriyorum. İçinde, yazı boyunca söylediğim türden bir meydan okumayı da barındıran, “In Sorte Diaboli”yi havada karada sollayan, üçe beşe katlayan, bence “olmuş” bir albüm “Abrahadabra”. Grubun diskografisinde nerede durur, hangi albümlerden iyi, hangilerinden kötü, bu göreceli bir yorum, ancak şahsım adına “Puritanical Euphoric Misanthropia”dan bu yana çıkan en iyi DIMMU BORGIR albümü olarak gördüğümü söyleyebilirim. Kimileri için “Death Cult Armageddon“u sollayamayabilir, ancak benim zevkime göre durum bu.
Albüm bilgileri
- Shagrath: Vokal, klavye
- Silenoz: Gitar
- Galder: Gitar
- Konuklar:
- Snowy Shaw: Bas, clean vokal
- Kristoffer Rygg (Garm): Vokal
- Daray: Davul
- Agnete Maria Forfang Kjølsrud: Kadın vokaller
- Kringkastingsorkestret (The Norwegian Radio Orchestra)
- Gaute Storaas: Orkestra şefi
- The Schola Cantorum Choir
- Xibir
- Born Treacherous
- Gateways
- Chess With The Abyss
- Dimmu Borgir
- Ritualist
- The Demiurge Molecule
- A Jewel Traced Through Coal
- Renewal
- Endings And Continuations
- Gateways (Orchestral) (Bonus)
- The Demiurge Molecule (Orchestral) (Bonus)
- Perfect Strangers (DEEP PURPLE cover'ı) (Bonus)
- D.M.D.R. (GGFH cover'ı) (Bonus)
- Dimmu Borgir (Orchestral) (Bonus)

Bir yanıt yazın