Keyif verici thrash metal.
Demek o kadar dertlisin. Hangimiz değiliz ki? Haydaa, sen de mi? Ve sen de? Gelin anlatın, nedir canınızı sıkan? ariza_88, hatun seni terk mi etti? Takma kafana dostum, biri gider biri gelir, uzat elini şu rafa. t_cetveli, demek öğrencisin, paran mı bitmiş? Koyver gitsin kardeşim, çıkar oradan “Reign in Blood”ı. _muzminissiz_ , kriz her yanımızı mı sarmış? Salla gitsin be abi, biz mi başlattık ki biz bitirelim, elin değmişken alıver şu “Master of Puppets”ı da. dude7, müdürünle yine papaz mı oldun? Ne yapalım hacım, böyleyken böyle, altlarda bir yerlerde “So Far, So Good, So What?” olmalı, eksik etme onu da. derdimbitmez32, eğitim sistemi yapboza mı döndü? Ne gelir elden dostum, zaten yarın öbür gün kaçarım giderim buralardan diyen sen değil misin, tak şu CD’yi player’a. mehmetd_ , evini su mu bastı, kurur gider dostum, dert ettiğin şeye bak, sen hele bas bir play’e. hamit48, aynı dersten üçüncü kez mi gümledin, dördüncüde geçersin be abi. Sen önce bir dinle şu intro’yu.

Varsın patronun uyuzlukları bini aşsın. Borçlular kapıya dayansın. Hocan sana taksın. Ev sahibinin Almanya’dan oğlu gelsin. Eee ölecek değiliz ya. Ereğli’de kol kadar demir düzeliyor, bunlar mı düzelmeyecek? Düzelene kadar da ben atarım playlist’ime kallavi bir thrash metal albümü, sonra gelsin ilaç gibi sözler, su gibi akan rifler, unuttursun sana dertlerini. Çünkü bu thrash albümü dediğin (özellikle güvenilir ellerden çıkanlar) bir nevi yeni rakı, efkarı sevince çeviren 80’ler mucizesi. Daha ilk notalardan itibaren insanı etkisine alıyor. Ne eli sopalı patron kalıyor, ne sıfırcı hoca, ne elinde satırla burnundan soluyan kasap, ne de ilk gördüğü yerde güdümlü domatesleri fırlatmaya hazırlanan manav. O yüzdendir ki ben de pasifagresifliğimin (hepimizde biraz vardır) tavan yaptığı zamanlarda 80’lerden sıkı bir thrash albümü bulup arkama yaslanıp işi ustasına bırakıyorum. Gerisi kendiliğinden geliyor. ariza_88, t_cetveli, dude7 ve diğerleriniz de öyle yapmalı. Ne de olsa müzik ruhun gıdası.

Bu gıdanın iyisini üretenlerden (bir ara saçmalasalar da) biri de New York eşrafından, thrash metalin (özünde thrash, medyatiklikteyse Van Halen olmaya hızla yaklaşıyor) 4 büyüğünden biri, Kelly Bundy’ye kafa sallatmayı başarmış yegane grup Anthrax. Henüz saçlarının uzun (ve akıllarının da şimdiye kıyasla uzun -daha pembe diziye dönmemişler) olduğu dönemlerinde “Among the Living” gibi canavar bir albüm yapmayı başaran beşli, hemen ardından yükselen beklentilere cevap vermek umuduyla “State of Euphoria”yı çıkardı. Afacan metalci adayı dönemlerimde dinlediğim ilk Anthrax albümlerinden biri olduğundan mıdır, yoksa buhranlı bir zamanımda (sonradan geçmişe dönüp baktığınızda neleri dert ettiğinize inanamıyorsunuz) kafamı dağıtmama yardımcı olduğundan mı bilmiyorum ama bayağı severim bu albümü. Çömez bir dinleyiciyken bir rafta en üst sırada bulup hasbelkader aldığım “State of Euphoria” beni uzunca bir süre (günde 10 tane albüm indiremediğiniz için elinizdekilerle yetiniyordunuz) oyalamıştı.
httpv://www.youtube.com/watch?v=YmMpAZmw0h4
Bir kere “State of Euphoria” klasik thrash metal (sonradan üzerinde çok oynanan bir tür) için olmazsa olmaz kabul edebileceğimiz bütün koşulları sağlıyor. Nedir bunlar? Ritm gitaristliğine kimsenin bir şey diyemeyeceği birinin çaldığı (bu durumda Scott Ian, karakteri ayrı konu) hızlı ve değişken rifler olacak, türünde usta bir davulcudan (Benante) agresif davullar olacak, ne punk kadar düz ne de progresif kadar değişken orta karar şarkı yapıları, hepsinin üstüne de kızgın bir vokal olacak. Albümün geneli böyle. Özele inersek… 10-12 civarında şarkı olacak. O dönemlerin defakto standardı bu. Bunların arasında en fazla 1-2 tane slow ya da power ballad olacak, ya da en iyisi hiç olmayacak. Ballad’larla dolu bir albüm bu tür için skandal sayılır. Sonra eski gruplardan (tercihen punk ya da rock n’ roll) bir cover yapıp koymak daima güzel bir bonus olmuştur ve Antisocial bunun hakkını fazlasıyla veriyor. Sonra albümü sattırmak için daha catchy, basit yapıda 1-2 şarkı (opsiyonel). Bu koşulları alt alta sıraladığınız zaman elinizdeki albüm (“State of Euphoria”) tümünü birden sağlıyorsa ideal deşarj olma albümünü elde etmiş oluyorsunuz.
httpv://www.youtube.com/watch?v=OAr41cycWIE
Gelelim Scott, Charlie ve ekibinin (Hurşit Yenigün ve ekibi gibi oldu) bunların üzerine eklediği katma değerlere. 8. sıradaki Misery Loves Company (Stephen King’in bir romanından uyarlanmış) Black Album’deki My Friend of Misery’nin de bir ölçüde esin kaynağı. İlgilenen var mı bilmiyorum ama albümün arka kapağı Mad dergisinin karikatüristine çizdirilmiş. Now It’s Dark ise David Lynch’in yönetip geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Dennis Hopper’ın inanılmaz bir performans sergilediği Blue Velvet filminden esinlenmiş. Bana göre öne çıkan diğer şarkılar Make Me Laugh ve Who Cares Wins. Finale ise albümdeki kişisel favorim.

Değerlendirmek için geriye kalan tek şey albümün dinlenebilirlik derecesi. Grupça nasıl bir kayıt süreci geçirdiler bilmiyorum (o zamanlar ilkokula gidiyor ve çarpım tablosunu ezberliyordum) ama bu albüm gerek gürültü gerekse bas mid ve tiz dengeleri açısından oldukça başarılı. Biliyorsunuz 2000’lerde compress, limiting mimiting derken müzik endüstrisi kendini kaybetti. Artık çıkan her albümü her playerda her tür kulaklıkla dinleyemiyoruz. Daha doğrusu dinliyoruz da sonra “Death Magnetic” gibi kalıcı işitme kaybına yol açıyor. Tertemiz mastering’iyle (80’lerin oldukça önde olduğu bir konu) “State of Euphoria” bu konuda ilaç. Orta seviye bir kulaklıkla bile gayet düzgün sonuç alınıyor. Üst düzey bir kulaklığınız varsa (sanki kargo elemanı 10 dakika önce HDJ 2000’imi getirmiş gibi yapıyorum) süper bir ses kalitesi elde ediliyor (olması lazım, HDJ’i olan birine sorun).

Sonuç olarak iyi bir thrash albümü için fazla uzağa bakmanıza gerek yok. Gerek ve yeter tüm şartları sağladığı gibi Anthrax gibi güvenilir de bir isimden gelen “State of Euphoria”, klasik mertebesine yükselememiş ama alırsanız pişman olmayacağınız, kurtlarınızı dökme işlevli başarılı thrash albümlerden biri. Gelmiş geçmiş en iyi thrash albümlerinin arasında değil ama benim diyen kızmış adamı süt kuzusuna çevirecek kadar iyi.
Ufuk ÇETİNKAYA
Albüm bilgileri
- Joey Belladonna: Vokal
- Scott Ian: Gitar
- Dan Spitz: Gitar
- Frank Bello: Bas
- Charlie Benante: Davul
- Be All, End All
- Out of Sight, Out of Mind
- Make Me Laugh
- Antisocial (TRUST cover'ı)
- Who Cares Wins
- Now It's Dark
- Schism
- Misery Loves Company
- 13
- Finale

Bir yanıt yazın