Deneysel yazı.
Bugüne kadar on milyar yüz bin milyon tane albüm yazısı yazmış biri olarak, yazması en eğlenceli kritikler deneysel olanlar oluyor. Bu durumdan hoşlanmayan ve ciddi yazıları tercih eden insanlar olduğunu da biliyorum, ancak olayı bir albüm incelemesinden çıkarıp farklı denemelere maruz bırakmak, benim açımdan daha iyi oluyor. Bu tür yazıları genelde önemli albümler için tercih ediyorum. Bugün de böyle bir şey yapma niyetindeyim.

11 Aralık 1999, Altunizade’de bir ev
Audiogalaxy’den duyduğum Food For the Gods adlı şarkıyla tanıdığım ve meşhur bilgisayar dergisi Gameshow’daki bir “Colony” yazısı ile meraktan öldüğüm bir gruptu IN FLAMES. Food For the Gods o zaman için o kadar yeni, o kadar taze gelmişti ki bana, dünyada bundan daha güzel bir müzik yapılamayacağını düşünmüştüm. O zamanın 56K modem ızdırabına dayanamayarak, başka hiçbir şarkısını duymadığım “Whoracle” adlı bu albümü almak üzere evden çıktım. Yukarıdaki tarihi nasıl bu kadar kesin verebildiğimi merak ediyorsanız, aynı gün ehliyetimi aldığımı ve bu tarihin ehliyetimin üzerinde yazdığını söyleyebilirim.

“In cold ceremonial perfection…”
Eve gelip de CD’yi müzik setime yerleştirdikten sonraki 45 dakika, inanın o ana kadarki hayatımın en zevkli zamanlarından biriydi. Belki de daha önce bu denli sevilesi, bu denli özgün, bu denli aşık olunası bir müzik duymamıştım. Elbet tapındığım bir sürü başka grup vardı, ancak daha Dialogue With the Stars bitmeden, IN FLAMES’in hayatımda yer edecek birkaç gruptan biri olacağını anlamıştım. O melodiler, o vokaller, her ama her şey benim için yaratılmıştı sanki. Doyulmaz derecede güzel bir şeyi tadıyordum ve yattığım yerden, ağzım kulaklarımda, çalan bu orgazmik müziği dinliyordum.
Yıllar geçti.

“I owe this to the animal inside…”
3 Temmuz 2005, Sarıyer Mehmet Akif Ersoy Parkı
Behind Space sırasında yere düşen gözlüğümü, zıplayan onca insan arasında yere diz çöküp bulmaya çalışmak inanın korkunçtu. Ellerime basan onca ayakkabının arasında, toprağa elimi sürmek suretiyle gözlüğümü aradım hiçbir şey göremeden. Neyse ki üstüne basılmadan buldum. Ayağa kalktım. Alttaki videodan bahsettiğim anı görebilirsiniz.
httpv://www.youtube.com/watch?v=UFXEWmz_zNI
İlk şarkıdan kısılan sesim artık yerine gelmişti. Pallar Anders Visa’nın sakinliği eşliğinde bir sonraki parçayı bekliyordum. Tişörtüm terden üzerime yapışmış, nefes nefese, kalabalıktan tüten buharı seyrediyordum. Yine alttaki video, o ana ait.
Ardından Jotun girdi.
httpv://www.youtube.com/watch?v=jT–BP7P1hI
Hayatta en sevdiğim üç şarkıdan biri olan Jotun’un girmesiyle birlikte, adeta başka bir boyuta geçmiştim. Akıl almaz bir andı. Bir insanın tüyleri fiziken ne kadar ürperebilirse, işte o kadar ürpermiştim. Jotun’a karşı böyle hisler besleyen, belli ki sadece ben değildim. Şarkı başlayalı daha birkaç nota olmuştu ki, yanımdaki çocuk ellerini yüzüne kapatarak yere düştü. Çocuğun, artık nasıl bir yoğunluk yaşadıysa, dizlerinin bağı çözülmüş ve çocuk o tepinen yüzlerce insanın bulunduğu en ön kısımda bir anda ağlayarak yere yığılmıştı.
Bu kadar yıldır metal dinliyorum, o anki kadar yoğun bir şeyle hiç karşılaşmamıştım. Üstüne basılmasın diye çocuğu yerden kaldırdım ve o da, ben de, tüm o insanlarla birlikte boğazımız yırtılana kadar bağırdık “And when i wake up, I imagine being crushed by one, imagining its weight , its silence!”
Hayatımda, metal adına tecrübe ettiğim en güzel iki saatti.

“A body of black that carries no reflection…”
14 Ekim 2005, Vancouver Kanada, OPETH konseri öncesi imza günü sırası
Türkiye’ye hiç gitmemiş, Türkiye hakkında en ufak bilgisi olmayan ve ilk kez o an gördüğüm çocuklar, konuşmaktadır.
Çocuk 1: Ama tabii ki IN FLAMES’in İstanbul konserini başka hiçbir konserle kıyaslayamazsın.
Çocuk 2: Tabii ki. O konser IN FLAMES’in verdiği en muhteşem konsermiş. Bir forumda konserin şarkı listesini gördüm ve inanamadım. Daha iyi bir şarkı listesi olamaz.
Çocuk 1: O konserde olmak için her şeyi verirdim.
Ben: Ben o konserdeydim (Karamurat benim!).
Çocuk 2: Hadi canım! Nasıl?
Ben: Ben Türk’üm.
Çocuk 1: Vay be, çok şanslısın. İstanbul konseri bi efsane. Bazı internet sitelerine konduktan sonra buradaki tüm IN FLAMES hayranları o konserden bahsetmeye başladı.
Ben: Gerçekten de öyleydi. Orada olmadığın sürece nasıl bir şey olduğunu tahmin bile edemezsin.
Çocuk 1: İnanılmaz bi şey.
Çocuk 3: IN FLAMES Amerikalı mıydı?

“Shame marries the guilt, introduces itself to the concept of total loneliness…”
31 Ocak 2006, Vancouver Kanada, IN FLAMES konseri öncesi imza günü
Ben: Selam ben Türkiye’denim.
Jesper: Vauv. Evden çok uzaktasın. Bizim gibi haha.
Ben: Hehe, evet. İstanbul konserindekiler o konseri hâlâ unutamadılar.
Anders: Evet o konser en iyilerden biriydi, kesinlikle.
Ben: Tekrar gidin. İlkinden farklı olmayacaktır. Sizi bekliyorlar.
Jesper: Eminim öyle olacaktır. Ne zaman bilmem ama bir gün İstanbul’a mutlaka tekrar geleceğiz.
Ben: Harika. Teşekkürler, akşamki konserde de iyi şanslar.
Anders: Sağol, orada görüşmek üzere.

“Linked its fur to the gyroscope of time, a collection of failures…”
1 Şubat 2006, Vancouver Kanada, IN FLAMES konseri çıkışı
Çocuk: Heey! Seni OPETH imza gününden hatırlıyorum.
Ben: Aa evet naber?
Çocuk (arkadaşına): Bu çocuk İstanbul konserindeymiş. 23 şarkı! Bir konserde 23 şarkı!
Ben (sevindirik olmak): Hehe.
Arkadaşı: Bu gece 15 tane çaldılar. İstanbul’dakini düşünemiyorum.
Ben: Aslına bakarsan ben de düşünemiyorum. O konsere dair çok az şey hatırlıyorum. Rüya gibi bir şeydi, uçtum gittim resmen.
Çocuk: IN FLAMES manyak bir grup dostum. Neyse, görüşmek üzere.
Ben: Görüşürüz.
—————-
Ha, “Whoracle” diyorduk değil mi? Ne kadar sevdiğimi anlatmadım, sitenin bandwidth’inin yeteceğini sanmıyorum.
Albüm bilgileri
- Anders Fridén: Vokal
- Jesper Strömblad: Gitar, klavye
- Glenn Ljungström: Gitar
- Johan Larsson: Bas, geri vokaller
- Björn Gelotte: Davul, gitar
- Jotun
- Food for the Gods
- Gyroscope
- Dialogue With the Stars
- The Hive
- Jester Script Transfigured
- Morphing Into Primal
- Worlds Within the Margin
- Episode 666
- Everything Counts (DEPECHE MODE cover'ı)
- Whoracle

Bir yanıt yazın