Drudkh'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Kurulduğu günden bugüne kalitesinin yanında gizemini de koruyan nadir gruplar arasında Drudkh. Black metal konusunda olayın suyunu çıkarmadan seçici davranan, hatta bu türle pek de yakınlığı olmayanların dinledikleri arasında gözlemlediğimi söyleyebilirim.
Kendi üstünlüklerini zorladıkları bu eserden sonra ise, artık beş duyunun hazzını tanımlayan nadide bir sıfat olacak Drudkh kelimesi benim için.
Pek de ilgilendikleri söylenemeyecek Myspace haricinde kendi sitelerinin olmayışı, internette herhangi bir fotoğraflarının bulunmayışı ve de canlı performans olayına girmemelerinden ötürü özel bir ilgi duyanlar olabilir.
(Şu fotoğrafın gruba ait olduğu sanılıyor)

Bence tavırlarındaki esas takdir edilesi nokta, black metal gibi çığrından çıkma eşiği düşük olan bir tür icra etmelerine rağmen çıtayı ilk albümden bu yana düşürmemeleri ve herhangi bir görsel imaj desteğine bel bağlayıp hayran kitlesi ve potansiyelinin kredisini kullanma yoluna gitmemeleri.
Ukraynalı grubun müziği pagan etkileşimli black olarak anılmakta, fakat müziğin ağırlaştığı anlarda bile epik denilemeyecek kadar baskın ve modern kompozisyonlar mevcut. Kökleri koruyalım derken sanatçılığını unutan masaüstü metal müzisyenlerini çatlatan cinsten besteler ve icranın eşsiz akıcılığı insanı alıp götürüyor, geri de getirmiyor desem yeridir.

Önceki albümlerindeki parçalarında Ukrayna edebiyatının üstadlarının şiirlerinden oluşan güftelere yer veren grup, bu albümde de ülkelerinde 19. yüzyılda yaşamış önemli şairlerin eserleriyle geleneğini sürdürmüş. Albüm kapakları konusunda da muazzam sunumlar devam etmekte. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” düsturunu benimsemiş olduklarını zaten her bir rifte, zaman zaman geride kaldığını düşünsem de davulda (bug/feature? dediklerinden) ve tabii ki ciddi anlamda duygulu olan vokalde hissedebiliyoruz.

Microcosmos’un, tekrara düştüğü anlarda bile hoş ayrıntılar yakalanabilecek gitarlar, davulun görgülü kullanımı ve hırçınlığını cazgırlaşmadan hissettiren vokal sayesinde, tek saniyesi bile fuzuli olmayan bir eser olduğunu söylemek mümkün.

Albümde eskiye nazaran daha “black” bir yaklaşım söz konusu. Halk ezgilerine az fakat öz yer verilmiş. Carpathian Forest, Mayhem, Watain gibi pek çok önemli gruba ev sahipliği yapan Season of Mist şirketine bağlanmaları, prodüksiyon konusundaki bariz ilerlemenin de ipucunu veriyor. Dikkat! Az sonra okuyacağınız ifade şu meşhur prodüksiyon kalitesi – bas korelasyonundan bağımsız bir tespittir: Son dönemde çıkan black metal albümlerinde birtakım oldschool endişelerden ötürü beyin patlatan (yahut hiç olmayan) ve boğukluktan başka bir şey sağlamayan başlıca sorun olan bas gitarın yeterince duyulamaması sıkıntısı bu albümde mevcut değil. Gayet dolgun ve etkileyici titreşimler bekliyor sizi.

“En bir” sevdiğim elektro tonundan ve distortion dozundan bu albümde de vazgeçmemiş olmalarıyla albümü beklerken yaşadığım merak, yerini çocuksu bir sevince bıraktı ve tadımlık da olsa son derece güçlü olan sololar, albümün tadına varmamda büyük rol oynadı. Bestelerin ihtişamına katkıda bulunan akustik bölümler ise, grubun uzun süreli ve az sayıda parça yaklaşımının yine hakkını vermekte. Dinleyicinin pas geçeceğini bile bile grupların kullanmaktan caymadığı sıradan jokerler olmaktan bir hayli uzak nağmeler.
Açılış parçasında olduğu gibi huzurla heyecanı aynı anda yaşatan ve adeta toprağın derinliğinden gelen uğultular ile günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş kalelerin taşlarından yansıyan, hiçbir pagan grubun albümünde bulamayacağınız tınılarla kapanıyor albüm.
Tasvir edilemeyecek kadar aşkın, öte yandan genelde teknik çıkarımlardan pek hoşlanmadığım için soyut tanımlamalardan kaçamadığım, fazlasıyla ilham verici bir yapıt. Notalar uzak yeşillerin yankısı, asırlık kitapların çığlığı… (hmpf)
Albüm bilgileri
- Thurios: Gitar, vokal
- Roman: Gitar
- Krechet: Bas
- Vlad: Davul, klavye
- Days that Passed
- Distant Cries of Cranes
- Decadence
- Ars Poetica
- Everything Unsaid Before
- Widow’s Grief

Bir yanıt yazın