I am "godless", yet Jeff Loomis is God.
Bundan 5-6 yıl önce kritik yazmaya başladığım zamanlarda aklıma gelen ilk şeylerden biri, çok sevdiğim gruplara kritik yazmanın ne kadar güzel olacağıydı. Çünkü herkesin sevdiği bir şeyler vardır. Müzik, sinema, otomobiller, spor vs. Öyle çok seversiniz ki konu ondan açılınca saatlerce konuşmak, ya da sayfalarca yazı yazmak istersiniz.
Nevermore’la ilk tanışmam aslında pek de eskiye dayanmıyor. İlk kez iki yıl önce duyduğum ve tam anlamıyla “kitlendiğim” “Dead Heart In A Dead World” albümünün ardından, grup en çok sevdiğim dört-beş gruptan biri olmuştu bile. Nevermore başka bir şeydi. Tam aradığım şeydi. Tümüyle riff üzerine kurulu bir müzik, üzerine brutal vokal eklense katıksız death metale dönüşecek bir sertlik ve riff çeşitliliği, aynı şarkıda pek çok farklı duyguyu yaşatabilen tarifsiz bir vokal, yerinde duramayan davullar ve PaleFire’ın da dediği gibi “groove” kelimesinin tanımı olan heyecan ve gaz dolu bir müzik. Aradığım şey diyorum, çünkü Nevermore clean vokal kullanarak yine de çok sert olunabileceğini kanıtlayan, benim için tek gruptu (Evet o da var, ama Iced Earth Nevermore’un yanına bile yaklaşamaz).
Albüme geçmeden önce biraz da grup üyelerinden, özellikle de Warrel ve Jeff’ten bahsetmek istiyorum (bizim Jeff yahu.. mahalleden). Zamanında çok fazla Candlemass dinlediğinin kanıtı olan ve kimseye benzemeyen mükemmel sesi, ve bana göre metal müzikteki en güçlü birkaç yorumcudan biri olmasını sağlayan benzersiz yorumuyla, Warrel Dane gerçek bir efsane. Candlemass’ten Messiah Marcolin’in “Solitude”daki yorumunu dinlerseniz, Warrel’ın Marcolin’den ne kadar çok etkilendiğini görürsünüz. Ama Warrel bunun üstüne öyle bir yorum gücü ekledi ki, duygusal bölümlerde haykırırken sesi adeta ağlıyor, sert kısımlardaki hırçın yorumu ise insanın içini titretiyordu. Bu vokali yetmiyormuş gibi, şarkı sözü yazma konusunda da çok az rakibi olduğunu düşünüyorum. “Inside Four Walls” ya da “Destruction”a bakmak bile bunu görmek için yeterli. Politik ve toplumsal konularda bazen gerçek bir filozofa dönüşebiliyor.
Bahsedeceğim diğer kişi ise tabii ki Jeff Loomis. Aslında kısaca “benim için dünyanın en iyi gitaristidir” deyip geçebilirim, ama insan en sevdiği gitaristten bahsetme fırsatını her zaman bulamıyor. Loomis tek başına böyle bir müziği yaratan kişi olmak yetmezmiş gibi, bir de kendi başına öğrendiği ve geliştirdiği gitar çalışıyla ciddi anlamda insanı oturduğu yere yapıştırıyor. Resmen gitara hükmediyor, aklına ne gelirse yapıyor, adeta konuşurmuşçasına rahat bir şekilde gitar üzerinde olmadık numaralar yapıyor.
Gitaristlerin yüzde doksandan fazlası, bilinen belli solo kalıplarını kullanır. Bunları farklı kombinasyonlara sokarak çeşit çeşit binlerce solo yazabilirsiniz, gitar çalmayı biliyorsanız ve duyduğunuz solo kalıbının nasıl çalındığını anlayabiliyorsanız o soloları kulaktan çıkarıp çalabilirsiniz. Ama Loomis’te böyle değil. Onun bazı soloları kalıp dışı denebilecek kadar farklı. Loomis normalde arka arkaya gelse güzel bir bileşim oluşturmayacağı düşünülebilecek farklı sesleri öylesine güzel bir arada kullanıyor ki, yüzde yüz Loomis kokan sololar ortaya çıkıyor. Riff konusunda zaten dediğim gibi, bence daha iyisi yok. Kısacası, Loomis benim gitar tanrım. Bu kadar basit. Burada keseyim yoksa sitenin bandwidth’ini düşürene dek yazabilirim.
Albüme geçelim.
“This Godless Endeavor” Nevermore seven herkesin ağzından salya akıtacak bir albüm. Bunu baştan söyleyelim. Müzikalite, teknik, beste yeteneği, ve en önemlisi de yaratıcılık. Hepsi burada. Van Williams’ın tek bir trampet vuruşuyla başlayan ilk şarkı “Born (Retribution Of Spiritual Sickness)”, tipik bir death metal riff’iyle açılıyor ve birtakım ruh hastası vokal ve ritmlerin ardından o herkesin aklına kazınan nakarata geliyor:
“Born, we are the same
Within this silence
Indifference be thy name”
diye başlayan nakarat, klavye desteği ve Dane’in yazdığı en iyi nakarat melodilerinden biriyle daha ilk dinleyişte bir Nevermore klasiğine dönüşüyor. Bu şarkıyı son bir ay içinde en az 100 kere dinlemişimdir diyeyim anlayın (Evet her gün en az 3 kez). O nakarat sırasında arkada çalan dahiyane rif de şu şekilde hayat buluyor:
Ve hizmetler devam ediyor! İşte “Born”un akıllara zarar solosu:
Tek kelimeyle: olağanüstü.
İkinci sıradaki ilk klip parçası “The Final Product” da her anıyla hayvan bir parça. “The media loves the latest tragic suicide…” diye başlayan şarkı, 2.34 civarında Loomis’in salya akıtan melodik sololarıyla zirveye çıkıyor.
İşte o solo!
Üçüncü sıradaki “Acid Words”, “Born” ile birlikte albümdeki en dikkat çekici parçalardan biri. Ağır ağır başlayan şarkı, hafif İskandinav soslu muhteşem bir riff’le öyle bir giriyor ki, dinlerken daha bu riff biter bitmez “Çabuk gitar verin bana bunu çıkarmam lazım!” diye bağırasım geldi. Warrel “Death and suffering all around me..” diye girerken arkadan gelen kesik kesik gitarlar o kadar gaz ve “groovy” (Türkçe’si hala bulunamadı..) ki, bu müziği ve özellikle de Nevermore’u çok seven herkesin yüzünde bir tebessüm oluşturmak için yeter de artar bile. Aynı ritmin ikinci kısmında davulun çift krosa geçmesi de bu gazı pompalayan diğer bir etmen tabii ki. 2.28’de giren ve (her zamanki gibi) kafa göz yaran nakaratta, Warrel’ın yanında bu kez de Van Williams’ın davul becerilerini görüyoruz. O da döktürmüş gerçekten.
İlk üç parçanın yıkıcı şokunu atlatamadıktan sonra, dördüncü sıradaki “Bittersweet Feast” çıkıyor karşımıza. Önce bi “N’aber abi?” diyor, ardından da “İyiyim canım benim sen nasılsın?” demenizi beklemeden “Al sana karakan!” diyor ve kafa göz girişiyor. Bu şarkının solosu sanırım albümdeki doğaçlama olmayan birkaç solodan biri. Melodik ve tabii ki “deli” bir solo. Beşinci sırada yine albümün ağır toplarından olan ve her yanından duygu fışkıran “Sentient 6” var. Bu şarkıyla ilgili bir not olarak, “Sentient 6”nın “Politics Of Ecstacy” albümünün son şarkısı “The Learning”in devamı olduğunu söyleyebiliriz. Müzikal değil ama şarkı sözü anlamında bu şarkının asıl adı “Sentient 6: The Learning Part II”. Bu parça da baştan sona bir Warrel Dane gösterisine dönüşmüş. Albümün en yavaş parçası ve yapı itibariyle biraz “The Heart Collector”ı anımsatıyor.
Bir sonraki “Medicated Nation” albümün mükemmel diyemeyeceğim belki de tek parçası. Bunun sebebi de sanırım şarkının Jeff Loomis tarafından değil, basçı Jim Sheppard tarafından yazılmış olması. Oldukça gaz olmasına rağmen vokal melodileri ve genel yapısı çok çarpıcı gelmedi. Gitarları da albümün geri kalanı düşünüldüğünde oldukça kolay (sololar dışında). Yine de kötü bir şarkı değil tabii ki.
Bunun ardından “The Holocaust Of Thought” geliyor. Kısacık bir gitar solosundan ibaret olan bu şarkı hakkında kafamda bir soru işareti var. Albümün orijinali henüz elimde olmadığı için kesin bir şey söyleyemiyorum, ama bu şarkıda konuk müzisyen olarak James Murphy yer almadıysa, Loomis kasıtlı olarak Murphy’ye bir gönderme yapmış. Çünkü hem çift gitarlı solodaki gitar sound’u, hem de solonun kendisi her şeyiyle James Murphy kokuyor.
“Sentient 6” ile birlikte albümün ikinci yavaş parçası olan “Sell My Heart For Stones” de nakarat nasıl yazılır sorusuna cevap arayanlar için iyi bir kaynak olabilir. Bu şarkının grup ve albüm açısından önemli bir tarafı var, o da bu şarkının gruba bu albümde katılan ve grubun resmi bir üyesi olan Steve Smyth tarafından yazılan tek parça oluşu. Testament’la birlikte turlayan ve Dragonlord’dan da tanıdığımız Smyth bu şarkıda beste yeteneğinin tam da Nevermore’a uygun olduğunu kanıtlamış. Bir sonraki “Psalm Of Lydia” girişindeki aksak gitar ritmi ile dikkat çeken, ve ortasındaki kısa akustik pasaj ve ardından gelen solo atışması ile yürek hoplatan bir parça. Onuncu sıradaki “A Future Uncertain” akustik gitar ve Dane’in huzur veren sesiyle giren, ama sonra birden kudurup çift kros destekli bir enerji topuna (o ne ki?) dönüşen, ve son sıradaki “The Godless Endeavor”ın başındaki yumuşak kısmı daha etkili kılmak için gayet sert şekilde bitirilen bir şarkı.
Son şarkıya geldiğimizde, karşımıza dokuz dakikalık bir şaheser çıktığını görüyoruz. Tıpkı bir önceki şarkı gibi akustik gitar ve vokalle başlayan parça, birinci dakikanın bitimiyle distortion takviyesini alıyor ve bizlere güzel bir nakarat sunuyor. İkinci dakika bittiğinde ise bu nakarat birden duruyor ve Loomis’in insanın içine işleyen yedi telli canavarından çıkan riff’ler arka arkaya gelmeye başlıyor. Beşinci dakika bittiğinde, şarkının nasıl şekil değiştirdiğine tanık oluyor ve kısa bir şaşkınlık evresi geçiriyorsunuz (isteyen geçirmeyebilir de). Dakika 5.40 olduğunda ise Loomis önceden 7. telin alt kısmına dayadığı bileğini hafifçe kaldırıyor ve 7. telin boru gibi sesinden kulaklara bayram yaşatan olağanüstü bir riff giriyor. Özellikle 5.54-6.04 arası bölüm tam anlamıyla “hayvan” diyebilirim. Ardından Loomis fon müziği olsun diye çeşitli hayvanlıklar yapıyor ve vokalin arkasına delişmen bir solo koyuveriyor.
Ve sonra bir şey oluyor. Tanrı sweep picking’i yaratıyor. 7.09’da giren ve 35 saniye devam eden bölüm, “sweep picking” olayına konan birkaç noktadan biri oluyor. 35 saniyelik bir sweep picking dersi olan bu bölüm tam anlamıyla tüyleri diken diken ediyor, coşturuyor, delirtiyor. Gitar çalan bir insanın bu bölüme kayıtsız kalması gerçekten çok zor. Neden pek çok saygın yayında Loomis dünyanın en iyi metal gitaristidir diye bas bas bağırıldığını bu bölümde bir kez daha görmüş oluyoruz. Onunla boy ölçüşebilecek gerçekten çok çok az kişi var.
Ve böylece albüm bitiyor. Maalesef… Yeni bir Nevermore albümü için 2-3 yıl beklememiz gerektiğini bilmek biraz üzüyor olsa da, “Born”un insanın içini titreten nakaratı bizi tekrardan tebessüm etmek zorunda bırakıyor.
Son olarak da albümün konusundan bahsetmek istiyorum. Adından da anlaşılacağı gibi “This Godless Endeavor” (Bu Tanrısız Çaba) din konusunu, özellikle de din ve bilim arasındaki çekişmeyi konu alıyor. Şarkı sözlerini yazan Warrel Dane’in din karşıtı bir tavrı olduğunu, hatta “Create your own religion” dediğini bildiğimizden, bu da son derece normal sanırım. Albümün şarkı sözleri elimde yok ama bazı şarkı isimleri bu din eleştirisini ortaya koyuyor. Örneğin “Holocaust Of Thought” veya nakaratındaki “Born, we are the same…” kısmı insanları dinlerine göre ayırmanın yanlışlığını, hatta belki de din olgusunun gereksizliğini gösteren “Born”. Sözleri okumayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Sonuçta, Nevermore’u seven biriyseniz ve albümü henüz dinlemediyseniz, sizi çok güzel dakikaların beklediğini söyleyebilirim. Mutlaka alın falan demiyorum. Kaliteli müziği bilen zaten biliyordur.
Nevermore dünyanın en sağlam birkaç grubundan biri ve bu işi onlardan daha kaliteli yapan belki de tek grup… eee…. hmm… bilmediğimiz soruları boş bırakabiliyor muyuz?
Albüm bilgileri
- Born (The Retribution Of Spiritual Sickness)
- Final Product
- My Acid Words
- Bittersweet Feast
- Sentient 6
- Medicated Nation
- The Holocaust Of Thought
- Sell My Heart For Stones
- The Psalm Of Lydia
- A Future Uncertain
- This Godless Endeavor

Bir yanıt yazın