# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
BLIND GUARDIAN – The God Machine
| 08.09.2022

Bir grup geçmişini ve bugününü ancak bu kadar iyi bir araya getirebilir.

Bugün özel bir gün. Bugün Avrupa metalinin en önemli gruplarından biri olan BLIND GUARDIAN’ı konuk ediyoruz ve 25 yılı aşan BLIND GUARDIAN dinleyiciliği serüvenimin en mutlu günlerinden birinden sizlere seslenmenin keyfini yaşıyorum.

“A Night at the Opera” da dâhil olmak üzere BLIND GUARDIAN’ın 2002’ye dek yaptığı her şeyi çok seven, sonrasındaki albümlerde ise gruba olan ilgisini biraz yitirmiş bir insanım. Neden bilmem, “A Twist in the Myth”e bir türlü yeterli zaman ayıramadım ve bunun neticesinde 2000’lerdeki BLIND GUARDIAN benim için çok da önemli bir yerde konumlanamadı. Ne var ki bu adamların doksanlarda yaptıkları öylesine muazzamdı ki BLIND GUARDIAN ismi pek çoklarını olduğu gibi beni de daima heyecanlandırmayı, en azından bir merak uyandırmayı başardı. Bugünü özel, beni de mutlu kılan şeye gelirsek, “Twilight Orchestra: Legacy of the Dark Lands”i saymazsak BLIND GUARDIAN’ın tam 7 yıl aradan sonra tam teşekküllü bir yeni albümle döndüğünü görüyoruz. Gruptan hiç alışık olmadığımız türde bir kapak, pek çok farklı temaya temas ettiğini fark ettiğimiz şarkılar ve bir şekilde taptaze bir havayla önümüze serilen bir BLIND GUARDIAN’la karşı karşıyayız.

Evet, çok mutluyum, çünkü BLIND GUARDIAN’ın 2022 yılının sonlarına yaklaştığımız şu günlerde bugüne dek bize sunduğu sayısız şeyi bir araya getirerek oluşturduğu; son derece modern ancak bir o kadar da doksanlar ruhuna bağlı bir albüm yarattığını görüyoruz. “The God Machine” içinde gayet yeterli dozda “Imaginations from the Other Side” da barındırıyor “Nightfall in Middle-Earth” de. Albümü dinlerken grubun gerçekten de iştahlı, tutku dolu bir yazım süreci geçirdiğini hissediyor, sanki bir anda “Into the Storm” veya “Bright Eyes” giriverecek gibi hissediyorsunuz.

Bunu sağlayan başlıca şey Hansi’nin bunca yıldır sesine çok iyi bakmış olması sonucunda o has, benzersiz BLIND GUARDIAN sound’unu ve karakterini ortaya koyabiliyor oluşu. Elbette ki bir “Nightfall” veya “Noldor”u ilk kez duyduğumuzdaki masalsı büyüleyicilikte değil, ancak o şarkılardan bu yana geçen 25 yılı çok da uzun bir süre değilmiş gibi gösteren profesyonellikte bir vokal performansı var. “Secrets of the American Gods”ın, “Violent Shadows”un nakaratı, bunlar çok değerli şeyler. 2023’e yaklaştığımız düşünüldüğünde daha da değerli şeyler.

Bunun yanında, grubun alametifarikası olan wah pedallı lead gitarları ve yırtıcı riflerle bezeli şarkılar da yapıları itibarıyla klasik BLIND GUARDIAN kimliğine çok yakın durarak albümün hem taptaze hem de nostaljik bir karaktere bürünmesini sağlıyorlar. Tazelik zaten sound’la, kapakla, kliplerle ve aralara sokulan senfonik dokunuşlarla yeterince veriliyor. Nostaljik tarafa baktığımdaysa her şarkıda cömertçe kullanılan thrashy riflerin BLIND GUARDIAN’ın speed metal ile power metal arasında dans eden kusursuz doksanlar portfolyosuna çok yakın durduğunu görüyorum. Sadece yapısal olarak değil, albümde grubun geçmişine selam çakan minik detaylar bile var.

Fark eden oldu mu bilmem ama “Blood of the Elves”in 01.50’sinde duyulan üç nota, açık şekilde “Traveller in Time”ın 01.11’deki üç notaya bir gönderme diye düşünüyorum. Bu 32 yıllık paslaşma bile grubun “The God Machine”i kendisiyle, kendi mükemmellikleriyle buluşma fırsatı olarak gördüğünün bir göstergesi.

Albümdeki şarkılara baktığımda her bir parçada övülecek bir dolu şey olduğunu görüyorum. Bence grubun uzun zamandır yazdığı en iyi şarkılardan bazıları, belki ileride konserlerin vazgeçilmezi olacak şarkılardan bazıları “The God Machine”de arzı endam ediyor. “Deliver Us from Evil”, Damnation”, “Life Beyond the Spheres” gibi ustalık kokan besteler BLIND GUARDIAN’dan başka kimsenin yapamayacağı şarkılar denizinde kendilerine yer buluyorlar. Karakteristik, özgün sound konusunda BLIND GUARDIAN gerçekten de çok başka, bambaşka bir yerde duruyor; kendini belli etmek için 1-2 nota veya tek bir vokal hecesi bile yetebiliyor.

Tüm bunları benzer şarkı örgüleriyle değil de her biri ayrıştırılır, akılda kalıcı bir dolu fikir içeren şarkılarla yapmış olmaları da “The God Machine”in uzun yıllar dinlenecek, akıllara kazınacak bir albüm olmasını sağlayan en önemli faktör. Zaten çok da kurcalamadan ortaya çıkan sonucun gayet doğal olduğu kanısına bile varmak mümkün: prime BLIND GUARDIAN ruhu, tutkulu bir Hansi Kürsch, zamanında yaptıkları mucizelerden beslenen Olbrich/Siepen ikilisi, olağanüstü güçlü bir prodüksiyon ve biraz da ekstra ilhamla “The God Machine” çok daha çaba sarf etmeden kazanan formülü çıkarmış ve cücelerin tahta kupadan bira içtiği taverna masasına çat diye vurmuş.

İşte tüm bu mutluluğumun, zamanında BLIND GUARDIAN seven ancak sonradan ilgisini yitiren arkadaşlarıma “yeni albümü dinle” deme isteği duymamım sebebi de bu. BLIND GUARDIAN burada sadece göstermelik bir köklere dönüşe imza atmak yerine köklerin zaten hiçbir zaman unutulmadığını; sadece bir süredir yeni dalların çıkmasına fırsat verdiklerini gösteriyor ve doksanlarda kendilerini zirveye çıkaran her şeyi bugün de aynı şekilde yapabileceklerini kanıtlıyor. Kapağını ilk gördüğüm andan itibaren içimde bir “ben bu albümü seveceğim” hissiyatı uyandıran “The God Machine”, beni belki de hazır olmadığım ölçüde memnun ederek benim için yılın en güzel sürprizlerinden birine dönüştü.

Pasifagresif’i bir süredir takip ediyorsanız metali ne kadar çok sevdiğim konusunda muhtemelen bir fikriniz oluşmuştur. “The God Machine” işte bu sevgi ve bağlılığın bam tellerine basan, derinlerdeki bir şeyleri tetikleyen, bu şeyi sadece müzik olarak gör(e)mememi sağlayan o kelimelerle anlatılamayan sihirli dokunuşları yapan albümlerden biri olarak dağarcığıma kazındı ve bu kadar tazecik olmasına rağmen yıllar boyunca benimle olacağını hissettiğim albümler arasına adını yazdırdı. Dinleyici, müzisyen ve müzik eleştirmeni olarak yaklaşık 20 yıldır içinde olduğum bu şeye dair ne kadar güzel şey varsa, bunları bana bir kez daha hatırlattığın, tazelediğin ve ateşin altına odun attığın için çok teşekkürler BLIND GUARDIAN. Harbiden teşekkürler.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.74/10, Toplam oy: 39)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2022
Şirket
Nuclear Blast
Kadro
Hansi Kürsch: Vokal
André Olbrich: Gitar
Marcus Siepen: Gitar
Frederik Ehmke: Davul

Konuk:
Barend Courbois: Bas
Şarkılar
1. Deliver Us from Evil
2. Damnation
3. Secrets of the American Gods
4. Violent Shadows
5. Life Beyond the Spheres
6. Architects of Doom
7. Let It Be No More
8. Blood of the Elves
9. Destiny
  Yorum alanı

“BLIND GUARDIAN – The God Machine” yazısına 17 yorum var

  1. Twat says:

    A Twist in the Myth’ten bu yana nihayet dört dörtlük bir albüm geldi. Yayınlanan şarkılardan belliydi zaten, şaşırtmadılar. Bir de özellikle kritikte de bahsedilen thrashvari ritim gitarların ayrıca hastası oldum. Bunu epeydir yapmıyorlardı ya da ben hissedemiyordum. Power metal sevmeyen beni zamanında gruba ısındıran şey ne Hansi’nin vokalleri ne grubun temalarıydı(haşa, sonradan bu ikisine de iman ettim). Markus Siepen’in özellikle somewhere far beyond ve nightfall in middle earth’teki speed/thrash gitarları tavlamıştı ilk beni.

    Secret of the American Gods’ın nakaratına ayrı değinmek istiyorum. Normalde single dinlemezdim ama şarkı çıktığı günden beri kaç kez dinledim o nakaratları kaç kez başa sardım hatırlamıyorum. Şarkı baştan sona başyapıt ve klasik oldu bile bu arada.

    “Hail, nice to meet you/
    another human stranger,
    I’m so glad you have made it…”

    Ahmet Saraçoğlu

    @Twat, Secrets of the American Gods’ın nakaratında Hansi “you should not reveal” derken içim kıyılıyor. Çok tatlı nakarat.

    Twat

    @Ahmet Saraçoğlu, hatta kalp çarpıntıları 1:30’daki “I share this grace, I share our pain…” kısmında başlıyor benim için hahah. Kritik şahane bu arada, yine hayatımın gruplarından birinin sevdiğim bir albümünün analizinde aşırı katıldığım şeyler okumak güzel oldu, ellere sağlık.

  2. iamthecincihodjas says:

    Hayatımın grubu, biraz faşistçe olacak ama bg a sempati besleyip de boş adam olan kimseyle karşılaşmadım. Hansi canlı performanslarda çok tizlere çıkmıyor artık ama kayıtlarda bomba gibi. Demek ki risk almıyor sesini tümden kaybetmiş değil.

    Albümün turnesinde bize de uğrarlar mı ne dersiniz?

    iamthecincihodjas

    @iamthecincihodjas, kritiğe de 10 veriyorum elinize sağlık bu arada.

    Ahmet Saraçoğlu

    @iamthecincihodjas, sağ olasın.

  3. Emre Görür says:

    Albümü dinlerken gözümün önünde birçok anı canlandı. 1998′deki gibi “Imaginations from the Other Side”ın çekme kasedini Stüdyo Ümit’ten alıp öğrenci evindeki dandik teybe taktım ve üç günde Yüzüklerin Efendisi’nin korsan baskılarını okudum. Pardesümün cebinde bitmeye yüz tutmuş bir kanyak şişesi varken gecenin bir yarısı Göztepe’deki çöp kutularını tekmeledim. 2002′deki konser öncesi Tünel’deki börekçide Hansi’yi görüp çıkardığım fanzini imzalattım…
    Çok güzel albüm lan! Grubu daha önce bir kere sevmiş olanın burun kıvırması neredeyse imkansız. Köklere dönüş işinin altından muazzam şekilde kalkmışlar.

  4. Noumena says:

    9 şarkının 9 u da mı muazzam olur.. Buram buram ustalık kokan herşeyiyle müthiş bir albüm. Blind Guardian fanı olarak 2000’lerden sonra çıkan her albümlerini bir şekilde dinleyip sevmeye çalışmıştım ama bu albüm direk onların yanında başyapıt kalır. Hele vokaller.. Favorim Damnation olsa da bütünüyle muhteşemlik 9,5/10 bana göre.

  5. Drochshaol says:

    Harika bir albüm değil mi ya gerçekten şahane olmuş. Uzun zamandır Blind Guardian’ın yaptığı en iyi iş tartışmasız.

  6. şeyh hulud says:

    Gençliğimizde yokluktan Savage Circus dinlemekten harap olduk. Böyle daha çok albüm yapın.

  7. Müthiş albüm cidden, doyamadım dinlemelere. Elime gitar alınca bu albümden bir şeyler çalasım geliyor.

  8. OblomoV says:

    Saints N Sinners albümüne power metalde yılın albümü adayı demiştik ama BG ”bi saniye beyler” diyerek zehri saldı. Hansi’nin vokalini grubun alametifarikası olarak görsem de bir türlü alışamayanlardanım fakat ona rağmen yıllardır dinlerim bir şekilde.
    Albüm grubun ilk 5′ine girecek kalitede. Kariyerinin bitimine yaklaşmış grupların böylesi albümler çıkarabilmesi saygı duyulası bir olay.

    Ahmet Saraçoğlu

    @OblomoV, BG sevip Hansi’nin vokaline alışamamak “gitar sololarıyla aram yok ama Malmsteen’in hastasıyım” demek gibi bir şey. :)

    OblomoV

    @Ahmet Saraçoğlu, Vokallerin bu denli ön planda olmasının yanında göz ardı edilemeyecek derecede güçlü sound ve beste anlayışı var. Bir şekilde kendine çekiyor. Mesela Savatage(ilk dönem) ve Dream Theather’ın da vokallerini pek sevmem ama yıllardır severek dinlerim ikisini de.

    owlbos

    @OblomoV, vokal muhabbeti dönmüş diye yazayım, Vokaline irite olduğum hiç bir müziği dinleyemiyorum, ne kadar kaliteli olursa olsun.

  9. Tunahan says:

    2022 veteran grupların alev aldığı bir yıl oluyor. Kusursuz bir albüm.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.