# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
LINKIN PARK – Meteora
| 17.06.2021

Sırada ne var?

Erhan Yiğit

İncelemesini yaptığım Hybrid Theory albümü ile 21′inci yüzyıla damgasını vuran ve tüm zamanların en çok bilinen rock/metal şarkılarından birisi olan In the End’in sahibi Linkin Park’ın metal müzik için öneminden bahsetmiştim.

Linkin Park bir şey denedi ve sonucu inanılmaz boyutta bir başarıyla sonuçlandı ve bu başarı bir takım sorumlulukları da beraberinde getirdi: Gavurların deyişi ile ”What’s next?”.

Kendinizi bir anda aşırı popüler hale gelmiş, bütün dünyanın sevmeye başladığı bir grubun üyesi olarak düşünün, başardığınız şeyi sizden önce sadece Nirvana, Guns N’ Roses ve Metallica yapabilmiş, çok gençsiniz ve arkanızda eli sopalı bir prodüktör sizlerden çok şey bekliyor. Grup üyeleri böyle bir stresin altına girmişler midir bilemiyorum ama kesin girmişlerdir diye düşünüyorum.

Böylesine bir ilk albümün arkasından öyle bir şey yapılmalıydı ki bu yapılacak olan şey ne öncekinin gerisinde kalacak ne de onu tekrar edecekti, yani Linkin Park bu başarının bir kereliğine mahsus bir şans olmadığını, daha iyisini yapabileceğini kanıtlamalıydı.

-Daha iyisi geldi mi?
-Emin değilim.
-En azından aynı ayarda mı?
-Kesinlikle evet!

Hybrid Theory metal müzik için büyük bir dönüm noktası iken Meteora da Linkin Park için bir dönüm noktası aslında, ilk albümden sonra verilen yerinde ve doğru kararlar neticesinde grup kendi popülerlikleri adına çok önemli bir pozisyonda yer alacak olan Meteora’yı en az Hybrid Theory kadar sevdirmeyi başardı.

Linkin Park bunu başarabilmek için ne yaptı?

Ne yaptı sorusundan önce neyi yapmadığını belirtmek isterim: Şarkı yapıları.

Hybrid Theory’nin başarılı olmasındaki en önemli etkenlerden birisi olan basit ve çekici şarkı besteleme işini Meteora albümünde de net bir biçimde görebiliyoruz; Kısa şarkılar, tadında bırakılmış efektler ve vurucu ve basit rifler.

Meteora’nın tam kalbine yerleştirilmiş bu ‘başarılı’ müzik formülü albümü Hybrid Theory kadar etkili yapan en önemli detay; öyle ki albüme başladığınız dakikadan itibaren tabiri caizse saniyeler sonra kendinizi ortalarda bir yerlerde bulmanız içten bile değil, albüm öylesine akıcı bir üslupla yapılmış ki ağır rifleri takip eden ve arka arkaya gelen çift vokaller dinleyiciyi adeta sarıp sarmalıyor.

Albümü dinlerken Meteora’nın kendisini Hybrid Theory’den çok farklı bir konuma yerleştirdiğini görüyoruz; Bu bağlamda nu metal’in simgesi olan yedi tellilerin sound’unun daha gürültülü ve canhıraş kaydedildiğini söylemek isterim. Bu ağır gitar tonunu destekleyen unsurun önceki albümdeki sample anlayışının yerini bangır bangır trampet ve splash zillerine bırakılması ise bir başka önemli ayrıntı.

Daha metal odaklı olarak bestelenen ve bunun doğal bir sonucu olarak daha ağır bir yapıya bürünen Meteora yukarıda sözünü ettiğim bir takım ufak oynamaların sonucunda Hybrid Theory’den çok çok farklı bir albüm olarak karşımıza çıkıyor.

Ben Meteora’nın en az Hybrid Theory kadar iyi, hatta bazı zamanlar ondan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Efsane ilk albümler sonrasında gelen çoğu albümün aksine Meteora kendisinden önce hazırlanan zeminin hakkını sonuna kadar vermekten eksik kalmıyor. Foreword introsunda çekiç ile parçalanan duvarın peşi süre gelen şarkılar öylesine rafine ve tatlı ki bu albümü ne zaman dinlemeye kalksam mutlaka ikinci turu da mutlaka atıyorum.

Albümde dikkatimi çeken diğer detay ise Easier to Run ve Numb isimli düşük tempo şarkılarının öncesinde 5-6 parça bulunması. Bütünlük bakımından iyi düşünülmüş bu ayrıntının da albümün dinlenebilirliği açısından rahat bir deneyim sunduğunu belirtmeden geçmeyeyim.

Bu Hybrid Theory-Meteora karşılaştırması tadındaki incelemeyi sonlandırırken Hybrid Theory’i oradan oraya zıplayan dövmeli bir eylemci olarak görürken Meteora’yı sabah takım elbise ile işine gidip o adamla geceleri her duvara grafiti çizen birisi olarak gördüğümü söylemek istiyorum ve tıpkı önceki albümü müzik dinlemeyi herkese önerdiğim gibi bunu da herkese öneriyorum.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.02/10, Toplam oy: 45)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2003
Şirket
Warner Bros.
Kadro
Chester Bennington: Vokal
Mike Shinoda. Rap vokal, beat'ler, sample'lar
Brad Delson: Gitar, bas
Joe Hahn: Turntable, sample'lar
Rob Bourdon: Davul, perküsyon

Konuk:
Joel Derouinv: Keman
Charlie Bisharat: Keman
Alyssa Park: Keman
Sara Parkins: Keman
Michelle Richards: Keman
Mark Robertson: Keman
Evan Wilson: Viyola
Bob Becker: Viyola
Larry Corbett: Çello
Dan Smith: Çello
David Zasloff: Şakuhaçi (Flüt)
Şarkılar
1. Foreword
2. Don't Stay
3. Somewhere I Belong
4. Lying from You
5. Hit the Floor
6. Easier to Run
7. Faint
8. Figure.09
9. Breaking the Habit
10. From the Inside
11. Nobody's Listening
12. Session
13. Numb
  Yorum alanı

“LINKIN PARK – Meteora” yazısına 18 yorum var

  1. Opethsevenbiri says:

    Aha geldi benimki. İlkokulda, ortaokulda, lisede çok dinledim bu albümü. Faint en sevdiğim Nu Metal şarkısıdır.

  2. Salata says:

    İlkinin daha da iyisi bence. Figure.09 çok iyidir, en underrated şarkısı herhalde

    Raddor

    @Salata, oh be ilk defa o parçanın hakkını veren birini görüyorum. Numb’dan sonra en sevdiği LP şarkısı.

    deadhouse

    @Salata, @Raddor, Breaking the Habit’den sonra en sevdiğim parçaları.

    Raddor

    @deadhouse, bayağı eski sevgilimi anlatmış namıssızlar. Üçümüz de aynı bok yolundan geçmişiz belli ki.
    https://youtu.be/0XvlpQKRkvE

    Salata

    @Raddor, @deadhouse, Kesinlikle ben de bu şarkının hakkını veren iki kişi daha görünce sevinmedim değil benim için de bi ilk oldu :D

  3. Yiğit says:

    İlk albüm Kill em All ise bu albüm de Ride the Lightning. O çıtırlık, gençlik enerjisi ve toyluk bir nebze azalıyor. Yerine görece daha oturaklı işler var. Fakat sorun şu ki her ne kadar Minutes to Midnight ve The Hunting Party’i müzikal olarak ilk iki albümden üstün görsem de LP Master of Puppets’ını yapamadı. Birçok kişinin gözünde de sönüp gitti.

    Yalnız fotoda 6 kişi var ama yine 5 kişi yazıyor kadroda. Grubun basçısı üvey evlat sanırım.

  4. enemyofgod says:

    Kapağı daha güzel olduğu için bu albümü ilk albüme tercih ediyorum. RIP Chester.

  5. Sanatçı/müzisyen ölümü çok enteresan bir şey. Hybrid Theory yazısında da dediği gibi sadece 2 LP şarkısı biliyorum ve Chester Bennington’la da en ufak bir hukukum, ilgim alakam olmadı bugüne kadar. Ama ölüm haberini duyunca inanamamıştım. Yunanistan’da bir lokantada kalabalık bir grupla yemekteydik ve 10-15 dakika kadar başka bir şey düşünememiştim, “nasıl ölür lan” diye kalakalmıştım.

    Aynı şey Chris Cornell için de geçerli. Soundgarden’ın en fazla 3 şarkısını dinlemişimdir, solo kariyerini hiç bilmiyorum, ama ölüm haberini görünce “oha, nasıl ya?” olmuştum.

    Rzeczom

    @Ahmet Saraçoğlu, belki de bunun sebebi ölüm sebeplerinin intihar olmasıydı.

    40 yaşından sonra rock müzik yapan iki müzisyenin birbirlerinin ardı ardına intihar etmesi müzisyen olmalarından da öte şaşırtıcı olmalı. ben de aynı tepkiyi vermiştim.

    atilla

    @Ahmet Saraçoğlu, aynı şoku her 2 isim içinde yaşamıştım.

  6. Cryosleep says:

    Çok geç girdiğim, ama asla unutamadığım bir albüm. Huzur içinde yat Chester Bennington.

  7. Raddor says:

    Numb hayatımda en çok dinlediğim şarkı. Ne zaman bir derin dondurucunun yanıdan geçsem Numb başlayacak sanıyorum. Girişteki ses ona benziyor ya. Efsane keyboard introsu çalmaya başlıyor zihnimde.

    Numb’ı mükemmel yapan detaylardan biri de nakaratta Chester’ın her cümleye fena halde bastırarak girmesi. Kritikte de belirtildiği gibi Don Gilmore sert bir prodüktör. Numb’ın nakaratını Chester’a yüzlerce kez söyletmiş. Chester’ın parçanın kaydı boyunca sinirleri alt üst olmuş. Sonunda olmuş olacak ki dünyanın en vurucu nakaratlarından biri ortaya çıkmış. Aynı parçayı canlıda söylerken nakaratta bariz şekilde zayıflıyor dikkat ederseniz.

    Breaking the Habit ilk iki albüm içerisinde Linkin Park’ın sonraki albümlerde dönüşeceği elektronik pop/rock tarzın ilk ve tek habercisi olan parça.

    Lise’ye kadar insanların bir müziğe olan hayranlığını, tutkusunu anlamazdım. Grupları takip eden, posterlerini asanları komik bulurdum. Bu anlayışımı ilk kıran grup Linkin Park albüm de bu albümdü.

    Linkin Park bünyeme hızlıca nüfuz ettiği gibi okula da virüs gibi yayılmıştı. Tenefüslerimiz tamamen Linkin Park dinleme aktivitelerine dönüşmüştü. Metalden haz etmeyen arkadaşlarım Chester için hep aynı cümleyi tekrarlardı: “Böyle bağırmalı müzikler asla dinlemezdik fakat bu adamın çığlığı bile kulağa estetik geliyor. Aynı şekilde benim gibi Hip Hop’tan haz etmeyenler için de Mike Shinoda istisnaydı. Biz dinlerken öteden duyan başka elemanlar Kızılötesi’ni açıp yanımıza koşar, “Şunu ​bana da bi göndersene hacı.” derlerdi.

    Sabahları e250′den açtığımız Faint ile coşarak servise yürürdük. Dünyanın en iyi müziğini yaptıklarını düşünürdüm. Korn’la tanışana kadar, yani epey bir süre başka hiçbir şey dinlemedim. Korn’u daha çok sevmiştim fakat arkadaşlarım sevmemişti. Zevklerimiz ayrılmaya başladığı gibi Linkin Park da değişiyordu. Minutes to Midnight çıkmıştı.

    Lise, üniversite bitti. Chester intihar etti. Arkadaşlarım öldü mü kaldı mı fikrim yok. On binlerce grubu tanıyıp dinledim. Yine de Meteora’nın heyecanı bende bitmedi. Hala sık sık açar dinlerim. Garip şekilde her parça belki dalga geçilecek kadar basit ve benzer formülde olmasına rağmen hepsinin duygusu farklı. Birini bile albümden çıkarmak istemezdim.

  8. deadhouse says:

    Jay-Z düetli Numb da pek iyidir.

  9. profound lore ise at sepete says:

    session hayatımda dinlediğim en iyi şarkılar listesinde ilk 10a çok rahat oynar.

  10. Yiğit says:

    Breaking the Habbit, Linkin Park dinlediğim dönemlerde en sevmediğim şarkıyken şu an açık ara en iyi LP şarkısı olarak görüyorum. Muazzam bir duygusu var ve bence Chester’ın en iyi okuduğu parça.

    deadhouse

    @Yiğit, +1

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.