# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
OF FEATHER AND BONE – Sulfuric Disintegration
| 19.11.2020

Fotoğraflı kritik: Sen işte busun, bu kadarsın.

ABD’li death metal grubu OF FEATHER AND BONE’un yeni albümü “Sulfuric Disintegration”ı çıktığı günden beri sürekli olarak dinliyorum. Bu dinlemelerimde, kritiğini yazarken nelerden bahsedebileceğimi planlıyor; çok iyi olan bu albüme dair, benzer tarzdaki başka iyi albümlerin incelemelerinde dediklerimden farklı ne diyebilirim diye düşünüp duruyordum.

Albüm son derece kaotik, savaş gibi bir müzik içeriyordu. Dinlerken aklıma INFERNAL COIL, HISSING hatta yer yer PISSGRAVE dahi geliyor; grubun bir önceki albümünün çok üstüne çıkan bir şiddetle karşılaşıyordum. Yazıda bunlardan bahsedebilir, çeşitli betimlemeler yapıp biraz da teknik konulardan bahsedip yazıyı tamamlayabilirdim. Böylesi çirkin sound’lu albümlerin yükselen yıldızı Arthur Rizk’in dehşet prodüksiyonundan ve albümün baştan sona bir yıkım manifestosu olduğundan falan söz edebilirdim.

Albümü dinlerken, “Sulfuric Disintegration”ın kapağına bakıp kapaktaki tüm bu karman çorman şeylerin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Kıyamet borazanları öttüren, elleri mızraklı, kılıçlı binlerce melek miydi onlar? Sol taraftaki boşlukta yan yana duran dört figür kimdi? Arkalarında kalıntı benzeri bir yapı mı vardı? Sayısız Avrupa kültüründe yer alan ve gökyüzünde koşan hayalet atları ifade eden Vahşi Av muhabbeti mi betimlenmişti? Belki de bu Vahşi Av tablosundaki figürler, albüm ismini yansıtır şekilde sülfürik bir dağılmaya uğruyordu.

Bu düşünceler eşliğinde kritiği kafamda planlarken tesadüfen bir haberle karşılaştım. Haber daha ilk saniyesinden, manşetinden öylesine çarpıcıydı ki, bu albümdeki müziğin şiddeti kafamda oluşan şiddet dürtülerinin fonu oldu adeta. Gördüğüm fotoğraflar, okuduğum satırlar sanki dinlemekte olduğum albümün kapağıyla iç içe geçiyor ve bana yazacak bir şey bırakmıyordu. Bu yüzden ben de normalde yapmadığım bir şey yapmaya ve bu albümdeki müziği, bu albümdeki müziğin şiddetini ve korkunçluğunu, bu albümdeki müziğin barındırdığı ve uyandırdığı nefreti sadece birkaç satır bilgi ve birkaç fotoğrafla anlatmaya karar verdim.

Şimdi bu kapağa iyi bakın.

Daha iyi bakın.

Daha da iyi bakın.

Dünyanın en büyük vizon kürkü üreticisi olan Danimarka, geçtiğimiz günlerde, Covid-19 virüsünün mutasyona uğramış bir formunun tespit edildiği 1.139 vizon çiftliğinde bulunan ON YEDİ MİLYON vizonun itlaf edilmesine, ülkede bulunan TÜM vizonların yok edilmesine karar verdi.

Virüsü insanlardan kapan vizonlardaki Covid-19 virüsünün aşı çalışmalarını sekteye uğratacağı düşünüldüğünden, enfekte olduğu belirlenen 283 çiftliğin yanı sıra ülkedeki tüm vizonları karbon monoksitle boğmaya ve riski sıfıra indirmeye karar verdiler. Bu teklifi meclise sundular, büyük oranda destek buldular ve uygulamaya geçtiler.

17.000.000.

Bu satırları okudunuz. Bir kürk manto yapımında minimum 40 vizonun öldürüldüğünü ve son birkaç gündür Danimarka’da günde ortalama 100.000 vizonun gazla boğulduğunu, kireç çukurlarına atılıp sonra da yakıldığını öğrendiniz.

Şimdi bu fotoğraflara bakın. Bu albümün belli ki bambaşka bir teması, sözlerinde anlatılan tamamen alakasız konseptleri var. Ama bugün burada bu albüm, kapağından yola çıkarak ve içeriğinin şiddetine sığınarak, bana bunları hissettiriyor. O yüzden ben bugün betimlemeler yapmayayım, sadece susayım.

Burada etik bir tartışma başlatmak niyetinde değilim. Ben de et yiyorum, hayvansal ürün tüketiyorum. Dahası bu hayvanların da bir mal olarak görüldüklerini elbet biliyorum. Ama burada gerçekten ibretlik bir kibir, bir bencillik, bir zorbalık ve bir yıkım var. Burada ciğerlere yerleşmenin çok ötesine geçen bir virüslük var. Yazıyı baştan sona okuduysanız, fotoğraflara bakıp hiçbir şeyden haberi olmayan bu hayvancağızlara üzüldüyseniz ve içinizden birilerine ağız dolusu sövdüyseniz, muhtemelen bu birkaç dakikalık zaman diliminde de birkaç bin hayvan nefesi kesilerek yok yere can vermiş, greyderlerle çukurlara atılmış, küle dönmüştür.

Bu müzik işte bunun müziği.

Sen işte busun, bu kadarsın insanoğlu.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.00/10, Toplam oy: 25)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Profound Lore Records
Kadro
AS: Vokal, bas
DG: Gitar, vokal
PW: Davul
Şarkılar
1. Regurginated Communion
2. Entropic Self Immolation
3. Noctemnania
4. Consecrated and Consumed
5. Sulfuric Sodomy (Disintegration of Christ)
6. Baptized in Boiling Phlegm
  Yorum alanı

“OF FEATHER AND BONE – Sulfuric Disintegration” yazısına 20 yorum var

  1. northern says:

    marttan beri sitede yorum okumuyorum ve yazmıyorum da, ama albüm takibi için neredeyse her gün giriyorum. ve şu anda karşımdaki şu kritik bana ne kadar doğru yolda olduğumu tekrar gösterdi.

    tabloid gazetelerden farkı yok şu kritikte yapılan şeyin. keza hayvanlara üzülme hissiyatının verdiği öfkeyle insanoğlunun karşı karşıya olduğu bir felaketin büyümesi olasılığı karşısında -sert de olsa- tedbir almayı “kibir, bencillik, zorbalık” olarak nitelemek nedir? bu da kendince bir kibir, bencillik o zaman?

    öff neyse, çok uzar bu da hiç gerek yok. nereden okuduysam… 15 dakikam ziyan oldu şu iler tutar yeri olmayan “kritik” için.

    koca

    @northern, artık Pasifagresif’te kritik içeriklerinin aşırı subjektifleştiğine ve neredeyse müziğin kendisinden çok kritiği yapana ne hissettirdiğine odaklanıldığına ben de katılıyorum, daha önce de yazdım hatta; ama sonuçta bu işin net bir formülü yok sanki be abi. Yani biraz aşırı tepki verdiğini düşünüyorum. Evet kritikte “müzik” pek yok da, olması da şart değil diyor site sahipleri:) Sanırım düğüm burada çözülüyor.

    Dunedain

    @northern, abi sen olayı anlamadın galiba ya da bayağı bildiğin hislerin körelmiş. Tamam toplumun sana dayattığı duygudurum hallerine uymak zorunda değilsin herkes gibi düşünmek zorunda da değilsin ama bir kritik istediğin gibi olmadı diye bu kadar saçmalamak gereksiz yani. Ki bence kritik gayet de güzel, beğenmediysen internetten başka kritikler bulabilirsin vizonlardan uzak

    hf

    @northern, virüse karşı insanı korumak için olası taşıyıcı hayvanları itlaf etmeyi “insan” açısından değerlendirip eleştirideki kibir ifadesini haksız buluyorsunuz. Olayın kendisini olumlayıp olumlamadığınızı anlamadım fakat unutmayınızki “ilk kanı” insanoğlu döktü. Bu hayvanların kürk için öldürülmesi de insanın kibrinden, insanı korumaya çalıştıkları virüsünde yayılması insanın doğayı katlindendir. Yani sebep de biziz sonuç da bize giriyor.

    Buradaki tek masum öge bu hayvanlardır, ne bunları katledenler ne de bunlardan geçecek virüse maruz kalabilecekler değil.

    Ahmet Saraçoğlu

    @northern, gerçekten de cevap vermeye değecek bir şey değil ama yine de ara ara aklıma geliyor, insan bunu nasıl yazabilir diye düşünüyorum.

    Mensubu olduğun süt gibi tertemiz, masum canlı türünü eleştirdiğim için kusura bakma. Aynen, felâketin büyüme olasılığı olduğu için kuş gribi var diye milyarlarca tavuğu yakalım, milyonlarca vizonu gazla boğalım, su kaynaklarını tüketiyorlar diye on binlerce deveyi helikopterden tarayalım. Bu virüsler falan hep bu hayvanların başının altından çıkıyor zaten. Orospu çocuğu hayvanlar, yok yere türümüze sıkıntı veriyorlar.

    Mart’tan beri sitede yorum okumuyor ve yazmıyor olman sevindirici ama albüm takibi için neredeyse her gün bakman biraz üzdü. Umarım tez zamanda o bağımızı da koparırız.

  2. Exorsexist says:

    Önceki albümlerini dinlememiştim. Bu sene dinlediğim ender ve en iyi death metal albümlerinden birisi. Kaotik, karanlık ve katmanlı müzik sunuyorlar. Henüz yeterince zaman ayıramadım, eminin dinledikçte güzelleşecektir

  3. chuck says:

    17.000.000… nutkum tutuldu lan.

    danimarka olduğu için de bi’ yandan şaşırmalı mıyım emin değilim aslında. Hayvan genelevleri bulunan, evlilik yapılan bir ülke.

    hani -bazen biz bile- insanlar doğu taraflarını aşağılamak için eşek, tavuk bilmem ne sikmesinden bahsediyor ya -ki haklılar- o zaman bu ne diyor insan.

  4. çaksu says:

    İlgiyle okudum. Okurken gözlerim yaşardı hafiften.

    Ben de hayvan ürünleri yiyorum. Hatta bu şey önüme gelene kadar kaç varlık ne kadar acı çekti diye düşündüğüm de oluyor. Ama bi foto ile de olsa görmek başka vuruyor.

    Yazanların duymaktan hoşlanacağı bir şey değildir, ama kritikleri pek okumuyorum. Albüm ilgimi çekebilir gibi görünürse bakınıyorum. Yazı da özellikle ilgimi çekerse bazen okuyorum. Yazana ya da yazılanlara bağlı bişey değil. Film trailer ı da izlemem hiç. Albüme, filme, kitaba boş kafayla girmeyi severim. Sevdiğim şeylerle ilgili yorumları sevdikten sonra okur, dinlerim bazen.

    Her neyse. Bu yazıyı okudum. Vurdu. Böyle taze, spontane fikirler kullanma fikrini destekliyorum.

  5. Rust in Peace. says:

    İlk yorum kadar sert değilim bu konuda ama ben de pek sevmiyorum bu tarz kritiklerin çokluğunu. Sonuçta her ne kadar birbirinden farklı görüşleri, hayata bakışı olan insanlar olsa da büyük çoğunluğun doğa gibi konular hakkında duyarlı olduğuna inanıyorum bu sitede ve haliyle bu tarz kritiklerin olabildiğince az olması hatta hiç olmaması gerektiğini düşünüyorum. Cattle Decap kritiği geldi aklıma mesela. En azından onda albüm hakkında genişçe bir bölüm vardı ama bu kritiği okuyunca aklımda bir şey oluşmuyor bu albüm için. Nasıl bir şey çıkaramıyorum, ne kadar kaliteli anlayamıyorum. Dinlemem gerekir mi gerekmez mi onu da anlayamıyorum. Yanlış anlaşılmasın hiç farklı kritikler yazılmasın demiyorum, mesela bir kritik vardı, öykü biçiminde yazılmıştı. O kritiği okuyunca albümün ne kadar ezici olduğunu, bana uygun olmadığını anlayabiliyordum. Bunu okuyunca anlayamadım açıkçası.

  6. Muhammet says:

    Çok çarpıcı bir kritik olmuş. Albümün ne kadar şiddet ve nefret içerdiğine dair paragraflarca betimleme yapılsaydı şurda paylaşılan 4-5 fotoğraf kadar etkili olmazdı. Yeniliklere, değişikliklere biraz daha açık olun arkadaşlar normal ‘standartlara’ uyan 96567567890 tane kritik var zaten.

    Sinan Ceylan

    @Muhammet, bu yoruma katılıyorum.

    Ahmet Saraçoğlu iyi ki böyle bir yöntem ile yazmış bu kez. İnsanoğlu bu işte, bu kadar.

  7. Bora says:

    Vizon dediğimiz hayvanla aramızdaki dna’ların yaklaşık %95′i birebir aynı. Evrim sürecinde sadece kıl payı öne geçtik ve bu sayede lüks zevklerimiz için kafese soktuğumuz 17 milyonunu bir kaç günde öldürebiliyoruz. Her biri tıpkı sizin gibi üzülüyor, seviniyor, korkuyor. Bu gerçeği hatırlatmak sizi kızdırıyorsa bunun üzerine bir şey söylemeden önce bence düşünmelisiniz. Metal müzik dışında hiçbir müzik türünde de bu fırsatı yakalayamazsınız değerini bilin derim.

  8. ismail vilehand says:

    Eline sağlık Ahmet, muazzam çarpıcı bir kritik olmuş. Yılın en hırpani, en acımasız ölüm metali işlerinden biri. Dinleyiciye nefes aldırmıyor, aman vermiyorlar.

    Yalnız şöyle bişey var; bu tarz köklü geçmişi olmayan kısmen yeni sayılabilecek, tamamen ekstremlik odaklı, kadrosunda ünlü müzisyenler olmayan, mainstream piyasadan uzak işlere çok derin analizli kiritikler yapmak hem yazarı hem de okuyucuyu korkunç derecede yoruyor.

    6-7 senedir aktif, geçmişe worship yapan bir OSDM grubunun veya hardcore/ekstrem metal kırması gürültü odaklı grupları incelerken akademik metin yazar gibi teknik müzikal terimlerden bahsetmek aşırı boş iş ve emin olun çoğunluk okumuyor bu kritikleri.

    Bu tarz işlere yazı yazarken okuyucuya verilebilecek şeyler, kimlere hitap ettiği ve nasıl bir sound olduğu gibi temel, dinleyiciye fazla spoiler vermeden, minimal seviyede yol gösteren şeyler olursa amacına daha iyi ulaşıyor.

  9. “Danimarka’da koronavirüs itlafının bir parçası olarak öldürülüp gömülen ölü vizonlar mezarlarından çıkmaya başladı. Vizonların cansız ve çürümekte olan cansız bedenleri, gazla dolduğu için gömüldükleri sığ çukurlardan toprağın üzerine çıkmaya başladı. Yerel medya, hayvanların göllere ve yer altı su rezervlerine çok yakın gömüldüğünü ve bu da içme suyu kaynaklarının kirlenmesi korkusuna yol açtığını bildirdi.”

    https://tinyurl.com/y6c99bsd

    Hayvanlar başımıza bela olmayı sürdürüyor. Atom bombalarıyla hepsini topluca patlatmadıkça bize uyku yok belli ki. Kendimiz hariç her şeyi yok edelim de kafamız rahat etsin.

    riser

    @Ahmet Saraçoğlu, bu konuda hassas olduğunu görüyorum ama yine de biraz da olsa muhalefet etmek istiyorum.

    öncelikle;

    “Mart’tan beri sitede yorum okumuyor ve yazmıyor olman sevindirici ama albüm takibi için neredeyse her gün bakman biraz üzdü. Umarım tez zamanda o bağımızı da koparırız.” ifadesi yıllardır internet sitesi yöneten ve envai çeşit yorum görmüş birine yakışmıyor. “beğenmiyorsan bakma” anlayışı faşizan bir anlayıştır. gördüğüm kadarıyla genel tavrınla da hiç alakası yoktur.

    ben danimarka seviyesindeki bir ülkenin başka hiçbir çaresi kalmayacağı ve çok acil önlem alması gerektiği için böyle bir şeye başvurduğunu düşünüyorum. ha; insanoğlu acımasız mıdır, sapına kadar hem de…aslında acımasız olan da insanoğlu değil; doğanın kendisidir. doğada her tür kendi türünün istikbalini önceliklendirir. insanlık yaptığı gelişmelerle doğanın sert kurallarının bir kısmının yerine sosyal yumuşak kurallar getirmeyi başarmış bir türdür en azından.

    ayrıyeten insan, kendi türü harici diğer türlerin bir kısmına(hepsine değil) empati yapabilen tek canlıdır. basit bir örnek gerekirse; burada senin ve senin gibi milyonların vizon katliamına verdiği tepki insanı diğer türlerden açıkça ayırmaz mı? esasında böyle bir kişinin varlığı bile insanoğlunun ne kadar gelişmiş bir canlı olduğunun kanıtı bana göre. çünkü doğada böyle başka bir canlı bulamazsınız.

    yani özetleyecek olursam doğanın kanunlarını getirdiğimiz gelişmiş sosyal anlayışla yenmeye çalışıyoruz ama, hayatımız, yakınlarımızın hayatı gerçek anlamda tehlikede olduğunda yine doğanın kanunları devreye giriyor; ben bu haberi böyle değerlendiriyorum.

    bu yorumlar kimseyi üzmek, kızdırmak, rahatsız etmek için değil; tamamen bir fikir alışverişi amacıyla yapılmıştır.

    Rzeczom

    @Ahmet Saraçoğlu, danimarka’da yaşanan bu davranış, uygulama şekli günlerdir aklımda şunu döndürüyor: H.I.V virüsü maymunlarda bulunuyor, doğuştan genlerinde var. insana geçmesi ise zamanında birisinin hayvana tecavüzü ile gerçekleşiyor ve insanlar arasında yayılıyor ya da açlık sebebi ile maymun yenince -biyoloji dersinden bu şekilde hatırlıyorum, yanlışım varsa düzeltin lütfen-

    doğal olarak aklıma şu soru geliyor: biz nasıl ki hıyarın teki bi maymuna tecavüz edebilir, zor durumda olan bir insan onu yiyebilir diye yeryüzünde bulunan maymunları, şempanzeleri telef etmiyorsak; hayvan pazarında bulunan birisi gelecekte yine yarasa çorbası yapıp içebilir diye yarasaları taşlamıyorsak; insanlarda virüs var, riskli diye de onlara hapis cezası verip karantina uygulamasında tutmak dışında bir şey yapmıyorsak; şu milyonlarca hayvana kendisinde bile bulunmayan, insandan onlara geçmiş bir hastalık sebebiyle katletmenin mantığı ne?

  10. deadhouse says:

    “danimarka seviyesindeki bir ülke”

    “danimarka olduğu için de bi’ yandan şaşırmalı mıyım emin değilim”

    İyi manipülasyonlar. İyi propagandalar. İyi medyalar diliyorum. İyi uygarlıklar diliyorum. Politik bilinçsizlik sarıp sarmalamış her yanımızı maalesef.

    Ne sanıyorsunuz siz Danimarka’yı, Batı’yı, uygarlığı anlamıyorum ki. Dünyaya, doğaya, hayvanlara ve insanlara en büyük ekonomik ve siyasi zararı sizin “uygar ve medeni” dediğiniz, tek dini vahşi kapitalizm olan devletler veriyor. Soktuğumun uygarlığı.

    riser

    @deadhouse, üstteki arkadaş “danimarka olduğu için de bi’ yandan şaşırmalı mıyım emin değilim” ifadesini zaten negatif anlamda söylemiş. “danimarka seviyesindeki bir ülke” ifadesini pozitif anlamda kullanan benim. genel içerikten kolaylıkla belli oluyor aslında; sapla saman biraz karışmış burada.

    sapla samanın diğer karıştığı nokta da; batı uygarlığını yüceltme amacında bir post yazdığım yanılgısı. dünyaya en çok zarar veren batı uygarlığı olsa da, insan ve diğer canlıların hakları konusunda, kendi içerisinde en gelişmiş ülkeler onlar; özellikle kuzey avrupa ülkeleri.

    ha bunlara bakarken kullandığım metot tabii ki “animal protection index” gibi tarafsız olduğunu düşündüğüm uluslararası kuruluşlar. bu kuruluşların manipülasyonda bulunma ihtimalleri -epey paranoyakça bir tutum olsa da- açık tutulabilir elbette, buna bir itirazım yok.

  11. enemyofgod says:

    https://www.aa.com.tr/tr/dunya/danimarka-da-kovid-19-bulasan-kediler-itlaf-edildi/2059302
    Danimarka’da covid tespit edilen kediler de itlaf edilmeye başlamış.
    Tüm hayvanları öldürecek yakında pislikler.

  12. P L A G U E says:

    Noctemnania denen orospu çocukluğunu ne zaman dinlesem zıvanadan çıkıyorum. İnanılmaz.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.