# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DEFTONES – Ohms
| 08.10.2020

Seni seviyorum DEFTONES.

Devrim Gönenli

Sitede yayınlanan üçüncü incelememin, hayatımın gruplarından biri olan Deftones’un bu mükemmel albümü üzerine olmasının beni nasıl heyecanlandırdığını anlatamam. Evet, çok heyecanlıyım ve çok heyecanlı bir insana yaraşır şekilde, ilk cümlede ‘mükemmel’ diyerek spoiler vermiş bulundum. Durun daha fazlasını vereyim: Favori Deftones albümlerinizi (isterseniz ‘White Pony’ deyin, isterseniz ‘Diamond Eyes’) ilk dinlediğiniz zaman yaşadığınız heyecanın aynısını ‘Ohms’ta da yaşayacaksınız. Albümü henüz dinlemediyseniz, 2016’da çıkan ‘Gore’ hayal kırıklığından sonra ‘’Hadi be oradan!’’ diyebileceğinizi gayet iyi kestirebiliyorum ama yaşayacaksınız işte. Kariyerlerine her ne kadar ‘Adrenaline’ ile başlasa da asıl mevzuları ‘Around the Fur’ ve ‘White Pony’den itibaren yüzbinlerce hayatın soundtracklerini yazan Deftones, diskografisinde üst sıraları zorlayacak 9. albümü ‘Ohms’u 25 Eylül itibarı ile çıkardı. ‘‘Dilerim siz de, bu iğrenç yılın acısı ve tatlısıyla, albümden kendi hayatlarınız soundtracklerini bulursunuz.’’ diyerek ‘Ohms’u incelemeye başlayalım.

İncelemeye albümün ya da Deftones’un sound’unu açıklamak gibi bir sersemlik yaparak başlamayacağım. Zira Deftones denince birçok rock-metal müzik dinleyicisinin kafasında beliren bir mefhum halihazırda mevcut. Yine de albüm ile ilişkili yorumlara denk geldiğinizde, özellikle şarkı bazında, geçmiş albümlere sık sık atıf yapıldığını fark edeceksiniz. Bu yorumlar genellikle olumlu bir yaklaşım içerse de buna çoğunlukla karşı çıkıyorum ve bunun üç sebebi var. Birincisi, ilk albümünün üzerinden 25 yıl geçmiş ve 9. stüdyo albümünü çıkarmış bir gruptan yepyeni bir sound’la çıkıp gelmesine yönelik bir beklentinin biraz beyhude oluşu. İkincisi, zaten kendi karakteristiğini yaratmış bir ekibin o yarattığı dalgalarda yaratıcı şekilde yüzmesi için özgür ve motive olmasına yönelik inancım. Üçüncüsüne ise yazının devamında denk geleceksiniz.

Deftones, ‘Ohms’ ile efsaneler efsanesi müzik prodüktörü Terry Date ile işbirliğine geri dönüyor. Belki hatırlayanlar olacaktır: Grup 2008 yılında ‘Eros’ adlı albümü kaydetmek için Date ile bir araya gelmiş, ancak basçı Chi Cheng geçirdiği araba kazası sonucu komaya girdiğinden proje rafa kaldırılmıştı. Böylece 2003’teki kendini adını taşıyan albümleri, Date ile son işleri olmuştu. Özellikle ‘Saturdayı Night Wrist’ ile beraber deneysel yönünün peşinden koşan grup, Terry Date ile yeniden bir araya gelerek 2003 ve öncesindeki Deftones’u büyük ölçüde ‘Ohms’a taşıyor. Şimdi şarkılara bakalım.

‘Genesis’ bir Deftones albümü için yapılabilecek en güzel giriş şarkılarından birisi olmuş. Asla albümün geri kalanı hakkında fikir veren bir niteliğe sahip değil; yavaş-orta arası sağa sola salındıran keyifli bir Stephen Carpenter groove’u, canım Chino Moreno’nun bayık vokalleri ve iç acıtan scream vokalleri, alttan ufak ufak yürüyen synth’leri ve akılca kalıcı nakaratı ile ‘Hazır ol, geliyoruz!’ diye bize bağırıyor. ‘Ceremony’, basit yapısıyla son şarkı olan ‘Ohms’ ile birlikte, albümdeki en radyo dostu şarkı özelliğine sahip olsa da en az diğer bütün Deftones hitleri kadar güzel. Yani bildiğimiz Deftones…

‘Urantia’ ile işler ilginçleşmeye başlıyor. Carpenter, beklenmedik hızlı bir riff ile albümün havasının değişeceğinin sinyallerini veriyor. Hazır değinmişken, Stephen Carpenter albüm boyunca hiç boş atmıyor diyebiliriz. ‘Basit ama nitelikli müzik parçası üretmek zordur.’ klişesinin vücut bulmuş hali olan bu müthiş gitarist; insanı yavaş yavaş dansa sürükleyen, yer yer zıplatan ve bedende uyuşukluk yaratan muhteşem riffleri ile 10 şarkının neredeyse her anında dolu dolu bir performans sergilemiş. Ayrıca ‘Urantia’ ve ‘Radiant City’ parçalarında, diskografisinde alışık olmadığımız hızda yazdığı rifflerle Deftones geek’lerinin aklını alacak hareketlerde bulunmuş.

Grup elemanlarından laf açılmışken Abe Cunningham’a da bir uğrayalım. ‘Error’da 90’lara ve Korn’a selam çakan davul ritmi ile bize resmen ‘Şu snare sound’unu ekmeğe sürüp yiyebilir miyiz canım abim?’ diye düşündürtüyor. Davulların albüm boyunca mikste biraz geri kaldığını hissediyorum ama Cunningham, Carpenter ve Vega üçlüsü o kadar güzel koordine pasajlar yazmışlar ki bu pek sırıtmıyor.

Ve benim için albümün asıl mevzusu olan ‘The Spell of Mathematics’e geldik. Şarkının ağır ve yoğun başlangıcı; beni sanki kapkaranlık bir gecede, okyanusta, dalgalar suratıma çarpa çarpa boğuluyormuşum gibi hissettirdi. Bu nokta önemli; çünkü bu şarkıdan itibaren kendimi artık parçaları analiz ederken değil, şarkıları hissederken bulmaya başladım. Bir albüm dinlerken ilk turu olabildiğince tüm şarkıları sırasıyla dinleyerek tamamlamaya çalışırım. Bu şarkıdan sonra öyle olmadı. Başa döndüm ve her bir şarkının, dinleyeni ele geçirecek kadar güzel olduğunu gördüm.

Deftones zaten bu demekti. Evet, albümlerinin her birinin kendi içinde yarattığı bir atmosfer ve estetik tema söz konusu. Ancak bu grup, aynı zamanda tek tek şarkılarıyla da hislere dokunan, yazının başında belirttiğim gibi sevenlerinin hayatlarına soundtrack’ler yazan bir grup. ‘Gore’ ile bunu yaratamadığını hissettiğim Deftones, bu sefer bunu başarıyor.

‘The Spell of Mathematics’ ile aynı zamanda grubun ipleri eline geçirdiğini ve bize şunu söylediğini hissediyorum: “Şu an dinlediğin ne ‘Around the Fur’ ne de ‘Saturday Night Wrist’; şu an dinlediğin şey “Ohms”". Bu da çok önemli ve albüme yapılan ”Şu şarkı şu albümden çıkmış gibi.” şeklindeki yorumlara katılmamamın üçüncü sebebi. Deftones hayal ettiğimiz ve öngördüğümüz şeyler yapıyor ‘Ohms’ta; evet doğru, ancak ‘Ohms’ kendi karakteristiği olan ve birkaç yıl eskidikten sonra ‘Ohms’ olarak hatırlayacağımız bir albüm olmuş.

‘Pompeji’ ve ‘Radiant City’de, basçı Sergio Vega’nın albüm boyunca şarkıların gidişatına yön veren performansının iyice farkına varıyoruz. Artık Terry Date’in hikmeti midir, grubun kararı mıdır bilemem; ancak acayip lezzetli bas gitar tonları ve yer yer melodik tavrı ile (bkz. ‘The Spell of Mathematics’in sonu, ‘Ceremony’nin verse bölümü ve ‘Pompeji’) Vega, benim gönlümü fethetti. Ayrıca ‘Radiant City’de hızlı riff üzerine Moreno’nun yavaş vokallerinin yarattığı kontrast yetmezmiş gibi bir de bridge kısmında Chino imzalı telsiz efektli scream vokallerin ve boğucu synthlerin kullanımı, parçayı albümdeki en akılda kalıcı şarkılardan biri yapmaya fazlasıyla yetti.

‘Diamond Eyes’ ve ‘Koi No Yokan’ albümlerinde synth/keyboard kullanımını çoğunlukla atmosfer yaratmak için kullanan Frank Delgado, ‘Ohms’ta da benzer formülü kullanıyor. Zaten Deftones şarkılarında sokak düğünlerindeki piyanist şantör abiler gibi yardırmalar yapılmasını beklemediğimiz için bu şaşırtıcı değil. Delgado, çoğunlukla uzun sirenleri andıran bir altyapı kullanıyor, her bir şarkının temasına uygun seçimleri ile bizi şarkının içine biz fark etmeden çekebiliyor. Buna ek olarak, Delgado bu albümde ‘Ohms’un kendi karakteristiğini oluşturmasında çok önemli bir oynamakta. Bunun sebebi, şarkıların temasına uygun seçimler yapsa da kullandığı harika tonlar birbirinden çok da farklılaşmıyor. Böylece albümdeki parçaların dağınık ve birbirinden kopuk olmasının önüne geçilmiş oluyor.

Kapanış şarkısı olan ‘Ohms’, Carpenter’in E standart akor düzenine inerek beni şaşırttığı, doom/heavy metal rifiyle (”Time won’t change this, it’s how it’ll stay” sözlerine de bu yakışırdı zaten) verse kısmında bir stadyum şarkısı havası yaratan ilginç bir parça olmuş. Single olarak çıktığında dinlemediğim için, kapanış için biraz garip bir şarkı seçimi gibi geldi. Şarkı yine de çok güzel ve albümdeki lirikal temayı da sona erdirme açısından çok da yanlış yapmamışlar diyebiliriz.

Grubun en önemli imzası olan Chino Moreno hakkında bir şey yazmadan yazıyı bitirirsem başıma çok kötü şeyler geleceğinin farkındayım. Bu albüm Moreno’nun vokalist kariyerinin muhteşem bir seçkisi olmuş. Rock/metal dünyasının en kendine özgün tarzlarından birine sahip olup nicesine ilham olan canım Chino, ‘Ohms’ta tam anlamıyla şov yapıyor. Şarkılar içinde sık sık değişik yönlere koşturuyor; yeri geliyor iç gıcıklığı yaratıyor, yeri geliyor hüzünlü hissettiriyor. Bunları müthiş bir uyum içinde yapıyor. Nakaratlardaki vokal partisyonları, akılda kalıcılık ve melodik içerik açısından Chino’nun kariyerine yakışır şekilde ilerliyor tüm albümde.

Albümü bir bütün yerine parça parça ilerleyerek dinlemeyi tercih ettim. Çünkü Deftones; yaratıcı ve özgün albümler üretmekle yetinmeyip insanlarda anısı olan şarkılar yazmayı her zaman kendine dert edinen bir grup oldu. 2010′lu yılların ortasından itibaren üzerine binlerce tartışma yürütülen ”Gitar-davul müziğinin sonuna yaklaştık mı?” sorusu hakimiyetini sürdürmeye devam ederken, ana-akım metal sahnesindeki bir grubun 2020 yılında böyle bir albümle çıkagelmesi inanılmaz heyecan verici. İncelemenin başlangıcında değindiğim gibi: Dilerim ‘Ohms’ içinden hayatınıza soundtrack’ler bulursunuz. Seni seviyorum Deftones.

9,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.08/10, Toplam oy: 48)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Reprise Records
Kadro
Chino Moreno: Vokal
Stephen Carpenter: Gitar
Sergio Vega: Bas
Frank Delgado: Klavye, sample'lar
Abe Cunningham: Davul
Şarkılar
1- Genesis
2- Ceremony
3- Urantia
4- Error
5- The Spell of Mathematics
6- Pompeji
7- The Link Is Dead
8- Radiant City
9- Headless
10- Ohms
  Yorum alanı

“DEFTONES – Ohms” yazısına 42 yorum var

  1. Horrendous says:

    Daha önce hiç Deftones dinlemedim. Özel bir nedeni yok, ön yargım da yok. 2-3 parçaya kulak misafiri olup ‘benlik değil’ etiketini yapıştırdım ve hayatıma devam ettim. Bu albüme şans vereceğim.

    gXnn

    album standart deftones albumu. ne cok az ne cok fazla. yeni produksiyonu ben de begendim.sarkı sarkı ayırmıyorum. hepsinde güzel bir şeyler var ve çok boş şarkı yok.tüm bunlar ragmen 8 max 9 luk bir yapım bana kalırsa. ama hayatının soundtrackine deftones yerleştiren birinin 9.5 vermesini de anlayabiliyorum. elinize sağlık.

    devoankara

    @gXnn, teşekkürler :’)

    devoankara

    @Horrendous, hadi bakalım, umarım beğenirsin :))

  2. Eline sağlık. Grubu detaylı bilmiyorum ama yazıyı okurken keyif aldım.

    Deftones’un, klibinde köpek balığı olan bir şarkısı vardı. Şimdi baktım My Own Summer’mış. O şarkıyı doksanların sonlarında birkaç kez dinlemiştim. Sonrasında herhangi bir şarkılarını dinlemedim.

    Benim bazılarına garip gelebilecek şöyle bir durumum var, sanırım ondan. Ben bu kadar metal vs dinliyorum ama “rock” müzikle neredeyse hiç aram yok. Hangi rock gruplarını dinlersin diye sorsalar vereceğim bir cevap yok. Ya metal olsun ya da hiç metalle alakası olmasın gibi bir düşüncem var son 25 yıldır ahah. Bu yüzden de -kimi zaman müzikalitesinden bağımsız olarak- rock grubu olarak geçen grupları merak dahi etmiyorum, dinleme isteği duymuyorum. Belki de manyağımdır, bilmiyorum.

    Deftones elbette sadece rock diye özetlenemeyecek bir grup (diye biliyorum) ama onların kaderi de aynı oldu benim için. Yoksa White Pony’nin çıktığı dönem gelmiş geçmiş en iyi rock/metal albümlerinden biri olarak nitelendirildiğini, bir dolu grubu hayvan gibi etkilediklerini, Chino Moreno tarzı vokal tarzının sayısız vokaliste nasıl ilham verdiğini falan biliyorum.

    Bir de gitaristleri zamanında Meshuggah’ı çok övmüştü, o hoşuma gitmişti ahah.

    Böyle garip durumlar.

    chuck

    @Ahmet Saraçoğlu, rock gruplarının demirbaş isimlerini biliyor olmama rağmen benimde içimden hiç açıp uzun uzun dinlemek gelmiyor hiç.

    metal müziğe fazla alışmak ile alakalı sanırım. insanı artık softluğundan mıdır yoksa enerjisinden midir bilemiyorum ama bi türlü kesmiyor.

    devoankara

    @Ahmet Saraçoğlu, Ahmet abi harika yorumun için teşekkürler, ayrıca keyif almana çok sevindim :)

    Diamond Eyes’i djent, White Pony’yi alt metal olarak düşünürsen bence grubu seversin :pp şaka bir yana belirttiğin gibi rock diye özetlenecek bir grup olmadığı için seveceğini düşünüyorum.

    Diğer Deftones severler ne düşünür bilmem ama bu albüm, bence Deftones’a başlamak için de güzel bir albüm olmuş.

  3. Berca B. says:

    Ulan albümü kaç kere dinledim hala zirvesine ulaşamadım, her dinlediğimde hala daha çok seviyorum. Manyak bir albüm, ağzım sulana sulana dinliyorum.

  4. Wildchild says:

    Benim için şu ana kadar yılın en iyi albümü sanırım. Kariyerlerinin her durağına selam çakan bir albüm olmasının yanı sıra aynı zamanda o kadar taze ki..

    Bir önceki Gore (2016) adlı albümlerindeki prodüksiyon sorununu da Terry Date ile aşmış gözüküyorlar. 90′lı yılların sounduyla o kadar özdeşleşmiş bir grubun 2020 yılında böylesine modern tınlayan bir başyapıtla çıkagelmesi de hayranlık uyandırıcı gerçekten. Chino’nun eşsiz vokallerine ayrıca selamlar, özlemişiz.

    Albümden favorilerim sırasıyla:

    1-) The Spell of Mathematics
    2-) Pompeji
    3-) Genesis

    devoankara

    @Wildchild, The Spell of Mathematics bu yıl dinlediğim en güzel şarkılardan…

  5. chuck says:

    ilk dinlediğim zaman kafam güzel olduğu için saatlerce dinlemeye devam etmiş ve içinden çıkamamıştım.

    şurası şöyle iyi, burada bunu yapmışlar, önceki işler falan hiç değerlendirme ihtiyacı hissettirmedi bana.

    çok güzelsin deftones.

  6. Enod says:

    Müthiş keyifli bir yazı olmuş. Okurken heyecanınıza ortak olup Deftones’a bir şans vermemek mümkün değil. Ellerinize sağlık

  7. Deathamphetamine says:

    Arkadaş o ne güzel bir artworktür düştüm resmen

  8. Ugur says:

    Günah gecelerine fon müziği olma desturuyla yazılmış şehvet dolu, en az Koi No Yokan ya da Diamond Eyes kadar erotizm yüklü bir albüm olmuş.Benim için yılın en iyi albümlerinden bir tanesi.

    Seni seviyorum Deftones.
    Muck.
    Ohş.
    Ohms.

  9. deadhouse says:

    Albüm hakkındaki yorumum: Deftones ortalığın amına koymuş. Ben 10 vermekte bir beis görmüyorum. Şaka şaka 9.5. Bu sene çok 10 verdik. Kusura bakam Chino abi. Burun farkıyla Koi No Yokan önde. Yarım puan sadece.

  10. deadhouse says:

    @deadhouse, O değil de şu gruplara alternatif metal demeyin artık. Cidden sinir bozucu. Şu alternatif metal tabirini ilk kullanan elemanın ben…. neyse.

    Kaan

    @deadhouse, Ne denebilir bu tarza? Öğrenmek için soruyorum. Bu arada pek dinlediğim tarz ve tür değil ama bu albüm dinledikçe çekici hale geliyor. Deftones’a başlama albümü yaptım bu albümü. Yukarıdaki yazı da gerçekten mükemmel irdelemiş albümü. Ellerine sağlık yazarın.

    deadhouse

    @Kaan, Uyduruk bir tanımlama. Ne olduğunu kimse bilmiyor. Modern tanımını da sevmiyorum ama o yine kabul edilebilir. Her şeyin moderni var. Peki her şeyin alternatifi var mı? Ne demek alternatif. Bu müziğe alternatif diyeceksek, bu müzik gerçek metal değil o zaman. Gerçek metal değilse, gerçek metal ne? Bunun sınırları nasıl çiziliyor. Müziğin alternatifi mi olur. Insanlar hala, neredeyse 80′lerden beri kullanılan alternatif rock tabirinin bile ne olduğunu anlayamadı. Çünkü gerçekte böyle bir şey yok.

    Kaan

    @deadhouse, Sen de haklısın. İlla tanımlamaya gerek olmayan şeyler de var. Alternatif metal, metal değil demek. Olay saçma bir yere gidiyor böyle olunca. En iyisi dinleyip zevkine varmak.

  11. Opethsevenbiri says:

    Çok uzun süredir Deftones dinlemiyorum kritik ile gaza geldim şu an. Bu gece bunu dinlerim artık.

  12. Ahsen Serhat says:

    Son 5 şarkısını daha çok sevdiğim bir albüm oldu. Favorim Headless.
    Ben de Urantia’daki o hızlı riff’i duyunca şaşırdım :) Epey farklı bir şey olduğundan aklıma kazındı. Pompei’jinin The Link is Dead’e BAĞLANMASINDAN, Chino’nun “Balance Balance” diye bağırışlarına kadar, Gore’den daha akılda kalıcı bir albüm.

    Bir de, Gore bence en iyi Deftones albümü kapağına sahipti (bir “en iyisi” varsa o da buydu) onu da Ohms elinden aldı alacak, emin değilim, kafamda ortak birinciler şu an.

    Albüm inşallah Türkiye’ye gelir ya. Gelmezse kapaktaki kız gibi ağlarım. Not: Ağlarken Graphic Nature iyi gidiyor. Sanırım melodisi biraz sayko olduğu için, tavsiye ederim.

  13. ismail vilehand says:

    Bundan onlarca veya yüzlerce yıl sonra insanlık hala ayakta kalırsa (ki bence kalamayacak) bu albüm müzik okullarında “tarih boyunca en doğru zamanda yapılmış, en doğru albüm.” olarak okutulmalı.

    “Gore” albümünü azımsanmayacak kadar insan sevse de diskografilerinin en zayıf halkası olduğu konusunda tüm fanlar hemfikirdi ve yapılacak en doğru hamle olarak bu albümü yaptılar.

    Az önce de dediğim gibi, “Gore” üzerine 2000 ve öncesi tatlar barındıran ama yeni Deftones’u da ezdirmeyen mükemmel bir albüm yapmışlar. “Koi No Yokan” tek sefere mahsus istisnai bir mükemmellik olduğu için onunla kıyaslamaya hiç girmiyorum, çok farklı tarzda ama “Diamond Eyes” ile de kafa kafaya kalitede bir albüm olduğunu düşünüyorum şimdilik.

    Deftones’u hepimiz çok seviyoruz. İcra ettikleri tür sebebiyle zamana yenik düşmemenin en sert ve çetin mücadelesinden galibiyetler ile ayrılan, çok nadir gruplardan biri.

    chuck

    @ismail vilehand, ismail abi, şimdi dikkat ettim de sitede bununla birlikte yalnızca 2 deftones kritiği var. (sanırım bir ara koi no yokan vardı ama silinmiş)

    her ne kadar şu sıralar daha punk,hardcore tarzda kritikler yazıyor olsan da bi’ ara grubun diskografisi içerisinden kritik yazma ihtimalin var mı?

    not: bu arada koi no yokan her ne kadar güzel bir albüm olsa da bence aşırı overrated bir albüm.

    ismail vilehand

    @chuck, ismail abin sana kurban olsun ama bence hiç gerek yok. PA’da farklı kafalardan birçok insanı aynı çatıda birleştiren grupların en başında Deftones geliyor. Serbest Kürsü’de tek tek her Deftones albümünü uzun uzun konuşup, tartışıp puanlayabiliriz bence.

    Şu an sitede olmasını istediğim 10′dan fazla 2020 çıkışlı albüm varken sitenin tek bir gününü eski bir albümle işgal etmenin aşırı yersiz olduğunu düşünüyorum. Hani öyle bir dönem olur ki, yeni ve konuşulmaya değer her albüm sitede yazılmış olur, site kısır döngüye girer, o zaman “Deftones (2003)” albümünü yazacağıma söz veriyorum. Öyle bir gün olursa bana hatırlatırsın.

  14. Necrobutcher says:

    sanki yıl 2006 falan. keşke kurban da insanlar ya da soad da mezmerize tadın da albümler yapsa da direkt lise dönemlerine dönsem. Chino şarkı söylerken en çok özendiğim adamdı o zamanlar sonra serj ..

  15. SA says:

    Bu albümü henüz tam olarak dinlemedim ama bence Gore mükemmel bir albüm ve grubun en sevdiğim albümlerinden. Bu albümü de uygun bir zamanda dinleyeceğim.

  16. Muhammet says:

    The spell of mathematics…. köpek etti beni iki gündür başka bir şey dinleyemiyorum. Albüm ise baştan sona harika.

  17. Emre Görür says:

    Kafalar pırıl pırıl, eyvallah, ama teknik olarak müzik vasatın bayağı altında ve beste yapıları da hiç bana hitap etmiyor.
    Trendlerinin miadı çoktan dolmuş olmasına rağmen hala devam ediyor olmaları güzel. Çeşit olsun. Bunun gibi alternatif denen tarzlar anca birkaç yıl dayanabiliyorlar zaten. Metalin ana gövdesi için en ufak bir tehdit oluşturamıyorlar uzun süredir. Dahası metalcore sonrasında yeni bir trend icat edilmesi bile pek mümkün görünmüyor. Eskiden büyük şirketler metale etki eden trendler yaratırlardı. Sonra bu iş onlar için anlamlı olmaktan çıktı. Metal şirketleri bunu yapmaya başladı. Lakin her trend öncekinden az ticari sonuç doğuruyor. Metal üzerinde ticari manipülasyonun yapılamayacağı bir alan haline geliyor.
    Bunun olumlu yanı müziğin arınması, ticari etkilerden sıyrılması. Yaşanan göreli daralma ise olumsuz bir etki olarak okunabilir. Anaakımdan mutlak kopuş ideal bir durum olmasa gerek.

    chuck

    @Emre Görür, söylediklerine katılmadığımdan değil ama ne zaman herhangi bir grubun eski ya da yeni albümü hakkında bir kritik yazılsa; eğer yaptıkları müzik grunge, nu-metal, metal-core üçgenine dâhil ise hep bu muhabbetlerin döndüğü dikkatimi çekti.

    bence 2020 yılında kafaya takılacak şeyler değil bunlar artık.

    Matrakçı Nasuh

    @Emre Görür, @Emre Görür, Teşekkürleri metal savaşçısı, başımız göğe erdi en saf en niş metal sayesinde. Gerçekten böyle gatekeeper olarak hayattan nasıl zevk alıyorsunuz anlamıyorum. Gençliğinin ateşliliğine verilesi bir düşünce yapısı bu. Genç değilsen durum daha vahim tabii. chuck nickli arkadaşın da dediği gibi bunlar kafaya takılacak şeyler değil artık. Bir salın şu müzik türlerinin yakasını ya.

    Emre Görür

    @chuck, @Matrakçı Nasuh, yazdığım şeyi anlamayıp bunu gruba-türe bir sataşma olarak algılamışsınız.

    ismail vilehand

    @Emre Görür, https://bit.ly/2IvG3B0

    Emre Görür

    @ismail vilehand, haha, eleman kim bilmiyorum, ama evet, kitap yazıyorum!

    Berca B.

    @Emre Görür, https://deep-turkish-web-evreni.fandom.com/tr/wiki/Entel_Feridun(Karakter)

    Emre Görür

    @Berca B., hayatında tek sayfa felsefi metin okumamış, bırak teorik makaleyi gündelik ifadeleri bile düzgün algılamaktan aciz insanın tipik tutumu argümana demagojiyle, sataşmayla, aşağılamayla cevap vermektir. Bunun sonuç verdiği düşünülür, çünkü toplumun geneli de aynı seviyededir. Teoriye karşı teori çıkarmak, argümana kaçmadan argümanla cevap vermeye çalışmak bu tip insanları mevzuyu anlayacak kişinin gözünde taşak oğlanına çevirir ve kendileri bu durumun gayet bilincindedirler.

    Berca B.

    @Emre Görür, felsefi metinler okuyup kendini birden üstün sanmakla, tanımadığın ve hayatlarını bilmediğin insanlar hakkında çıkarımlar yapmak ne kadar yan yana geliyor açıkçası emin değilim. Kaldı ki belki de insanlar sadece yaptığın yorumların yanlışlığını ve sürekli büyük resmi görüp “Emre yorumları word generator”dan çıkan kelimelerle (trendler, büyük şirketler, ticari etkiler) bir şeyleri bir yerlere bağlamaya çalışmanı tiye alıyordur.

    Konu özelinde de gruba “teknik olarak vasat, çeşit olsun onlar da kendi hallerinde takılsın oynasınlar, zaten bunlar asıl metale tehdit bile olamaz” gibi yorumlarla kendince yukardan bakarken, ufak bir şakayla karşılaşınca böyle bozulman da komik olmuş.

    Emre Görür

    @Berca B., kendimi kimseden üstün gördüğüm yok. Yukarıdan bakma dediğin şey de basitçe konuya hakim olmamak mesela. Punk hard rock’ı ölme noktasına getirmiştir, glam NWOBHM’i öldürür, grunge ise anaakım metali büyük oranda yok eder. Nu metal ve metalcore’un bu ölçüde etki yapamaması zaten mesajda açıkladığım şey. Kısacası trendler müziğin çeşitlenmesi anlamına falan gelmez basitçe. Bu konuda söylediklerim istatistiksel olarak kanıtlanabilecek basit olgular.
    Deftones konusunda ise… Albümü sevebilme ümidiyle 4-5 kere dinledim. Yazdığım mesajda dediğim şey şu: “Kafası çok güzel, ama basit ve beste yapısı bana hitap etmiyor. Böyle grupların trendleri ortadan kalkmış olmasına rağmen devam ediyor olması önemli, çünkü metalin anaakıma da ihtiyacı var”.
    Bunlarda sataşma, dalga geçme vs. görmek kusura bakma ama sizin garipliğiniz.
    Yazdıklarımın bu platformda önemsenip önemsenmemesi hiç dert ettiğim bir konu değil. Ama bunların beğenilmemesi kimseye benimle dalga geçme hakkı vermez.

    Necrobutcher

    @Emre Görür, baba kimse senin metalini yıkamaz sen rahat ol.

    Emre Görür

    @Necrobutcher, ben olaya sizin aşina olduğunuz klasik pencerelerden bakmıyorum. O kadar basit değil işler. Metalin arınması, sadeleşmesi sağlıklı bir durum değil. Olayın ideal gelişimi için anaakım ile yeraltı arasında bir denge lazım. Yeraltı öncelikli ama anaakım da şart.
    İşin ticari boyutu ortadan kalktıkça metal gittikçe daha fazla ekstrem türler ile özdeşleşir hale geliyor. Eski türlerin çoğu artık can çekişme noktasına geldi. Ekstrem metal ile alaşıma girmezlerse müzelik hale gelebilirler.

    Kürşat

    @Emre Görür, Hala birbirimizle kaset değiştirip, walkman sardığımız bi dönemde olsaydık yazdığın şeylerin bir geçerliliği olurdu belki ama artık internet ve yayın çağında olduğumuzdan işin ana akımı çakımı filan kalmadı bence. Her şey dallandı budaklandı, o MTV VH1 filan dönemleri de bitti. Yazmışsın ya işte “punk şunu öldürdü bu bunu öldürdü” filan; günümüzde her şey öldü. Helvasını da yedik biz bu müziğin bir avuç kıllı mıllı adamlar olarak (erkek ağırlıklı bir komünite sonuçta :D). O yüzden yok şirketiymiş yok bilmem nesi yok ekonomik yok metalin gövdesi başı kıçı falan filan… Bence dinle geç hocam ya, o kadar özümsenmeye değer şeyler değil bunlar ^^

  18. Hakan says:

    linkimdeki siteye bakmanızı öneririm deftones akorları için

  19. Kürşat says:

    Her ne kadar Chino’nun sesindeki cami megafonu filter’ının adeta hiç ama hiç kapanmaması ufaktan tadımı kaçırsa da çiçek gibi albüm olmuş. Pompeji, The Link is Dead ve Radiant City arka arkaya muhteşem gidiyor.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.