# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MASS EXTINCTION – Never-Ending Holocaust
| 12.09.2020

Şimdi o elindeki kokoreçi yere bırak ve yavaşça teslim ol.

ismail vilehand

Hayat görüşümle alakalı kafam bazen çok karışıyor. Belirli inandığım doğrular var ancak o doğruları uygulamakta ciddi sorunlar yaşıyorum. Örnek vermem gerekirse, vegan hareketini ve vegan yaşam tarzını sonuna kadar destekliyorum ama uygulayamıyorum. Ve bunu uygulamam pek mümkün gözükmüyor.

Neden uygulayamadığımı kritiği perişan etmemek için uzun uzun anlatamayacağım ama en azından şunu söyleyebilirim, hepsi ailemin suçu. Rahmetli anneannem ve dedem bana 5-6 yaşlarımdan itibaren kokoreç başta olmak üzere ciğer, yürek, dalak, böbrek, koç yumurtası, kelle, paça, işkembe ne varsa yedirdiler. Hala daha bende devasa bir sakatat takıntısı vardır. Kankalarla ocakbaşına rakıya gideriz misal, diğer herkes kuzu şiş veya Adana attırırken ben oturur oturmaz ciğer şiş ve yürek şiş attırırım ustaya. Kokain bile kullanıp bıraktım ama sakatatı bırakamıyorum. Anlayacağınız bendeki sakatat takıntısı çok ciddi bir seviyede.

Vegan olmakla alakalı kendimi defalarca test ettim. Mesela ben Allahsız ve kitapsız bir adam olduğum halde; din konusu ile yüzde yüz alakasız olarak, domuz eti yiyemiyorum. Avrupa’nın büyük kısmında kırmızı et diye domuz eti verildiğinden ve benim o eti defalarca çiğneyip yutmaya çalışıp başarılı olmadığımdan dolayı, kendimi hep vegan lokantalara attım. Misal soyadan yapılan “vegan sosis” diye bir şey var, ondan bir “Hot Dog” yapıyorlar ki, güzeline denk gelirseniz dillere destan. Ve hiç bilmeyen adama “Al ulan sana dana sosis.” diye verseniz farkı imkânsız anlamaz. Öyle güzel bir şey, aynı kırmızı et gibi yani.

Bu tarz gerçek hayvan etini aratmayan güzel ve lezzetli ürünlere rağmen; “alkol ertesi hayvansal protein isteği” mi desem, ne desem bilemiyorum ama bu iş bende bir türlü tutmadı. Fikir olarak desteklesem de, “İki günlük dünyada yaşıyoruz. Bunu da mı yemeyeyim.” gibi sığ ve rezil bir kafa yapısıyla veganlık olayına bir türlü dâhil olamadım, ne varsa gömdüm ve hala gömüyorum. Birileri bana bu sebepten ana bacı söverse de haklıdır. Bu konuda boynum kıldan ince.

Umarım “Mass Extinction” elemanlarının bu kritikten asla haberleri olmaz. Çünkü “Cattle Decapitation” ile benzer temayı anlatıyor olsalar da bu adamlar çok daha fazla haklı ve çok daha fazla nefret dolular. Kısacası benim gibi hayvanları gıda maddesi olarak kullanan adamlara sonsuz bir nefret kusuyorlar ve bunun sonucunda hayatınızda duyabileceğiniz en sert grindcore albümlerinden biri çıkıyor.

Albüm kapağında yazan: “All around us lie the death camps we have created for our fellow creatures… Factory, farms and vivisection labs for subjugating the conqured species…” kısmı aslında neyle karşılaşacağımızı ile alakalı bize ufak bir “easter egg” olarak veriliyor. Hayatımda belirli bir fikre bu derece odaklanmış ve bu derece gürültü çıkararak düşüncelerini döve döve anlatan grup görmedim desem yeridir.

Az önce de dediğim gibi, grup müzikal anlamda tam bir yıkım ekibi. Gelmiş en sert grindcore gruplarının başında gelen ve üzücü bir şekilde hakk’ın rahmetine kavuşmuş “Insect Warfare” ile kıyaslanabilecek bir sertlikten bahsediyorum. Adamlar davalarına kendilerini o kadar adamışlar ki, dertlerini anlatırken gitarda efsanevi HM-2 tonunu tercih etmişler. İşin içine HM-2 girince kulakta yaratılan tahribatın büyüklüğünü siz düşünün. Ya da düşünmeyin açın dinleyin işte.

Grup yer yer sound ve tarz olarak arada “crust” sularda yüzebiliyor ama işin “punk” kısmına hiç girmeden dümdüz yıkıp geçiyor. Türü yaratanlardan “Napalm Death” elemanlarının bile kabul ettiği üzere, gelmiş geçmiş en iyi grindcore grubu olan “Nasum” esintileri de duymak mümkün. Özellikle beste yapıları çok fazla “Nasum” kokuyor. Sertlik olarak ise “Insect Warfare” ile yarışıyorlar.

Uzun yıllar önce müzik muhabbeti dönen kalabalık bir ortamda demiştim: “Bence protest müzik naif olmamalı. Pink Floyd daha çok insana ulaşabilir ama Napalm Death kadar etkili olamaz.” diye. Hala aynı fikri savunuyorum. Bir davanız varsa onu savunurken duyanların kulak zarını patlatacaksınız. İnsanoğlu naifliği zayıflık olarak görür. Bu yüzden “Mass Extinction” davasını en doğru yoldan yürütüyor ve eminim kime ulaşabiliyorlarsa bu fikre katılan veya katılmayan herkesi çıkarttıkları gürültü ile düşünmeye zorluyorlar.

İşin içinde grindcore, crust, HM-2 ve dâhil olamadığım ama adanmış bir dava varken sürekli yaptığım şeyi yaparak kallavi bir puan vererek kendilerini uğurluyorum. Ve son olarak siz siz olun, bir konuda davasız veya kavganız varsa onu gürültü çıkararak halletmeye çalışın. Çünkü naif olursanız sizinle aynı fikirde olan insanlar bile yanınızda durmaz.

9,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.53/10, Toplam oy: 19)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
El Emeği Göz Nûru Plakçılık
Kadro
Tom Maher: Vokal, sözler, gitar, bas, davul programlama
Mike Maher: Vokal, sözler
Şarkılar
1. Never-Ending Holocaust
2. Violent Acts of Liberation
3. Mindless Human Consumption
4. (A)bstain // (A)bolish
5. Confined
6. Profit-Driven Misery
7. Victimized
8. Smashing Systems of Oppression
9. Doomed Species
10. Industrialized Murder
  Yorum alanı

“MASS EXTINCTION – Never-Ending Holocaust” yazısına 15 yorum var

  1. kaziklubey says:

    şarkı sözlerini nerden bulabilirim acaba, biri yardımcı olursa çok sevinirim

    Yellow Eyes

    @kaziklubey, Bandcamp sayfalarında bulunuyor.

  2. ismail vilehand says:

    Son üç senede (2017-2020) bundan daha iyi olduğunu düşündüğünüz grindcore albümü var mı? Cattle Decapitation ve Misery Index gibi grind etkili gruplardan bahsetmediğimi baştan söyleyim.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, bu albümü henüz dinleyemedim ama son 3 seneyi düşündüğümde aklıma gelen en iyi 2 saf grindcore albümü (Implore’u falan saymıyorum) bu ikisi:

    http://www.pasifagresif.com/2017/06/phobia-lifeless-god/

    http://www.pasifagresif.com/2017/01/the-drip-the-haunting-fear-of-inevitability/

    ismail vilehand

    @Ahmet Saraçoğlu, bu albümü dinleyene kadar benim de favorim Lifeless God’dı. The Drip keza çok iyi ama Phobia veya bu grubun kalibresinde değil bence.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, bunu dinleyeceğim kesin, o zaman yorum yazarım.

    ismail vilehand

    @Ahmet Saraçoğlu, 21 dakika 44 saniyede kulak zarını dümdüz ediyorlar. Yapıştır gitsin.

    chuck

    @Ahmet Saraçoğlu, the drip’i hala unutamıyorum. çok iyi albümdü.

    gece gece ne güzel doom-death takılıyordum şimdi grindcore açasım geldi. alt kattaki kara çarşaflı ve apartman kültürü olmayan 2 bebekli 5 gürültülü çocuklu orospu çocuğu komşularıma gelsin.

    https://www.youtube.com/watch?v=3asK3hRX5lQ

    daud

    @ismail vilehand,

    Expurgo – Deformed by Law

    https://www.youtube.com/watch?v=QPyu4Uq1BT8

    P.L.F. – Jackhammering Deathblow of Nightmarish Trepidation

    https://www.youtube.com/watch?v=8_710mNEerw

    Bende bu albümü henüz dinlemediğim için kıyaslama yapamam ama bu ikisi son yıllarda dinlediğim sağlam grindcore albümleri.

  3. Mikko Aspa'nın Göbeği says:

    E.F.6 – The Sound of Meat
    P.O.O.R.Point of Our Resistance
    VBT – Fuck Grindcore

  4. cosku says:

    grindcore hiç dinlemiyorum ama bir beagle babası olarak grup fotolarından yakaladılar şimdi beni :)

  5. Köpek gibi (kelime oyunu) albüm. Harbiden tam bir yıkım. Hayvanları dünyadaki her şeyden çok seven bir insan olarak (bazılarını yemek hariç) aralara giren konuşmalar falan gerçekten insanı gaza getiriyor. Her yıl 6 milyar hayvanın öldürülüyor olması (bazılarını yiyor olsam da), her yıl milyonlarca dişi hayvana tecavüz edilerek üretim için kullanılması gibi konulardaki ses kayıtları müziğin öküzlüğünü iyi besliyor. İlk 17 dakika tekme tokat dövdükten sonra son şarkıda 4 dakikalık “epik grindcore” yapmaları da albümü çok iyi kapatıyor.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Milyarlarca civciv 1 günlükken kıyma makinelerine vb. atılıyormuş. Hatta Almanya bunu yasaklamak istemiş falan filan. Tavuk yerken bu bilgiyi düşünürsem boğazımda kalır.

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, civciv ayırma diye bir süreç var. Amaç yumurta elde etmek olduğundan, erkek civcivler direkt öğütücüye atılarak ya da karbondioksit verilerek öldürülüyor, genelde yem sanayisinde kullanılıyor. Yılda ortalama 7 milyar erkek civciv öldürülüyormuş.

  6. Berca B. says:

    “Hayat görüşümle alakalı kafam bazen çok karışıyor. Belirli inandığım doğrular var ancak o doğruları uygulamakta ciddi sorunlar yaşıyorum. Örnek vermem gerekirse, vegan hareketini ve vegan yaşam tarzını sonuna kadar destekliyorum ama uygulayamıyorum. Ve bunu uygulamam pek mümkün gözükmüyor.”

    Sanırım büyük çoğumuzun yaşadığı bir şey bu. En azından benim öyle. Çok sinirli bir insan değilim, sinirlensem de dışarı yansıtmam ama herhangi bir hayvana eziyet edildiğini gördüğüm anda gözüm kararıyor, yapanın elindekine/cüssesine vs bakmadan direkt dalıyorum. Bunun için 9. kattan aşağı vın diye fırlamışlığım var. Yaralı hayvanları veterinere götürürüm, başkası götürdüyse masraflarına ortak olurum vs ama gel gör ki hayvansal ürün tüketme konusunda o adımı hayatım boyunca atamayacağım kesin gibi.

    Bu tarz konseptleri işleyen grupları da daha dinlemeden çok seviyorum. Helal olsun lan adamsınız.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.