# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
ODIOUS MORTEM – Synesthesia
| 06.04.2020

Adaletin bu mu dünya?

Exorsexist

Önce “Cryptic Implosion” albümünden en sevdiğim şarkı olan “Fragment Oblivion”ı, ardından da şu an yazmakta olduğum albümden “The Endless Regression of Mind”ı dinliyorum ve gerçekten inanamıyorum. 13 sene önce dinlediğim “Cryptic Implosion” kafama epeyce kazınmıştı zamanında. Tarzı sevenlere çok hoş teknik gitar gösterilerini sunuyorlardı. Aksak ritimlerin içinden fırlayıp çılgın atan sololar sayesinde müzik camiasında sağlam bir yer edinmek üzereydiler ki müziğe zamansız şekilde ara verdiler.

Uzun zamandır beklenen bir yeni albüm, aradan geçen 13 yıl, çıkan önce muhteşem teknik death metal albümü… Yıl olmuş 2020, zamanında o şarkıları yapan şimdi bunu mu yapıyor? Evet, yapıyor. Hem de aynı grup üyeleriyle öyle mi? Evet, aynı grup üyeleriyle. Bunların hepsinin cevabını düşünmeye sürükleniyorum. Saçmalık! Sanırım daha ilk paragraftan albümün geri kalanına yönelik düşüncelerimin tamamını söylemiş oldum.

Odious Mortem, yeni nesil teknik death metal gruplarının ilk kümesine ait. Necrophagist’in de ön ayak olduğu, ardından özellikle ABD’den çok fazla grubun ortaya çıktığı ve hatta patlama yaptığı bir dönemdi. Kabul edilecektir ki buna sebep olan esas albüm “Onset of Putrefaction” başyapıtı değildi. Böyle bir ihtimal yoktu.

Dahilik boyutunda çalınan gitarları ve vokalleri taklit etmek gerçekten zor bir iş. Ama “Epitaph” ne yaptı? Bu çıtayı aşağı çekti. Parmakları zorlayan, taklit etmenin imkânsıza yakın olduğu solo atma hakimiyeti ve aynı zamanda mükemmel şarkı yazmanın standartlarını daha basite kaçan, ortalama vokalleri ve kopyalanabilir neo-klasik sololarla kendi klasmanında çıtayı üretime uygun hâle getirdi. Bunları “Epitaph” seven birisi olarak söylüyorum. Bununla başlayan süreç aslında bu müzik türünü öncelikle klonlama sürecine, ondan sonra da ayrışma sürecine soktu. O dönem çıkan albümlere bakıldığında “Epitaph” etkisini her yerde görebiliyoruz.

O dönemin öne çıkan grupları Odious Mortem, Decrepit Birth, Severed Savior ve biraz da Arkaik’ti. Bu gruplar neredeyse üç aşağı beş yukarı aynı türde müzik yapıyorlardı. Zaten kimin elinin kimin cebinde olduğu dönemler; KC Howard her grupta çalıyor, Trapani iki üç grupta vokal yapıyor… Bu durumdaki en büyük etkinin Unique Leader Records olduğunu söylemek gerek. Kayıtlardan vokali çıkar, hangisinin hangi grup olduğunu söylemek imkânsızlaşıyordu. Buna rağmen benim bu çerçevedeki albümler arasından en sevdiğim olan “Servile Insurrection”, “Diminishing Between Worlds” ve “Cryptic Implosion” Bermuda şeytan üçgenini oluşturuyordu ve bu grupların zirve noktasıydı.

Sonra ne oldu diye bakıyoruz; Decrepit Birth, “Polarity”yi yayınladı, “Diminishing Between Worlds”den farklıydı ama yine de bir düşüş sayılır. Severed Savior tekrar üretime geçmedi ve süresiz ara verdiler. Arkaik sürekli kendini tekrar edip durdu, yerinde saydı. Bunlara benzer 20-30 grup daha sayabilirim. Kopyalamadan elde edilen ürünler fazla uzun ömürlü olmadı. Kendi karakterini arayıp bulanların sayısı azdı. Aralarından en iyisi “Obscura” oldu diyebilirim, Muhammed bile “o konuda ben de çok kırgınım” demesine rağmen şu anda kalite konusunda en yüksek yerde Obscura var. Bunun dışında benim aklıma gelen pek fazla grup yok. Aklına gelen varsa yazsın, tartışalım.

13 yıl sonra çıkan yeni albüme geri döndüğümüzde karşımıza çıkan ilk rezalet prodüksiyon. Bu nasıl bir dandikliktir? Paraları mı yetmedi, stüdyoya çığ mı düştü ne olduğunu bilmiyorum ama 2005 yılında çıkan “Devouring the Prophecy”yle kafa kafaya yarışır. Onun çıktığı dönem ve ilk albümleri olmasından dolayı o albümün prodüksiyonu normal görülebilir, ama 15 sene sonra çıkan “Synesthesia”da ne oluyor? İnanılmaz özensiz şekilde hazırlanıp piyasaya sürülmüş bir çalışma. Bana kalırsa master ve mix’lenmemiş versiyonu bile bu kadar kötü olamaz.

Trapani arkadaşımız zaten vokal olarak çok özelliksiz ve sıradandı, 13 yıl sonra hâlâ aynı ruhsuzlukta söylüyor ve kötü stüdyo kaydı da eklenince daha da facia hâle gelmiş. Dan Eggers’ın aslında yetenekli bir gitarist olduğunu düşünsem de bu albümde berbat derecede sıkıcılıkta bir iş çıkarmış. “Gestation of Worms”ü yapan kişi bu şarkıları mı yazmış, anlamak zor. Bunların hepsini geçtim, kayıt adeta gitarları kaldırmıyor. Ne atılan sololar belli ne gitar partisyonları adam gibi duyuluyor.

Misal “Dissonant Theology” tam bir bakkal şarkı. Gitarı eline aldığında ilk çıkan rifle yazılmış gibi duruyor. Albümün tamamına “filler” demek bile mümkün. Sadece albüm yapmak için yapılmış bir iş. Maksat grubun bir araya gelip kayda girmesi, gerisi rastgele ne çıkarsa gibi bir durum var. Aralarında beni etkileyen tek şey KC Howard’ın hâlâ tam performans sergilemesi. Onun dışında etkilendiğim veya şu şarkı iyi bu şarkı kötü diyebileceğim bir şey yok, çünkü yapılan işin plansızlığı ve odaklanma sorunu yaşamasından müziğin içine giremiyorum.

Büyük hayranlık duyduğum “Cryptic Implosion” ile en çok dinlediğim teknik death metal albümlerinden birine imza atan Odious Mortem maalesef yeni albümüyle beni hayal kırıklığına uğrattı. Eğer ellerinden gelenin en iyisi buysa, bir daha Odious Mortem’in adını duymayız diye düşünüyorum. Büyük bir potansiyeli çöpe atıyorlar. 13 yıl sonra gelen albüm bu olmamalıydı.

4/10
Albümün okur notu: 12345678910 (2.80/10, Toplam oy: 15)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Willowtip Records
Kadro
Anthony Trapani: Vokal
Dan Eggers: Gitar
Joel Horner: Bas
KC Howard: Davul, gitar
Şarkılar
1. Dormant Retribution
2. Condemnation Foretold
3. Ruins of the Timeworn
4. Replenish the Earth
5. In Abominable Form
6. Eagle's Tower
7. Cave Dweller
8. Spirit Hole
9. Synchronicity
10. Dissonant Theology
  Yorum alanı

“ODIOUS MORTEM – Synesthesia” yazısına 16 yorum var

  1. Marvin Yanbasanyan says:

    2020 yılında bunun gibi old school olma gayesiyle prodükte edilmiş albümleri duyunca sinirlerim bozuluyor artık. 13 yıl önce çıkarttıkları albümde buna kıyasla daha kristalize, daha net bi soundu olan grubun bugün böyle yapması durumu daha gülünç kılıyor. Bunun gibi prodükte edilen albümler chthe’ilist, blood incantation gibi grupların yapabildiği gibi “sindirmeye değecek” izlenimi bırakamıyorsa albümü ikinci kez dinlemeyi düşünmüyorum bile artık. Bu albüm de bende o izlenimi bırakamadı. Hoş, bu tarzı seven de var; hatta steril kayıtlara “death metal bu değil yeaa” diyenler de gördüm. Belki cyriptic implosion’da olduğu gibi yine ron jarzombek’i konuk etseler daha çok şans verebilirdim albüme. Bu haliyle ortalama bir albümden fazlası değil bana göre.

    Bunların dışında kritiğin necro’yla alakalı bölümüne katılmıyorum. “Epitaph bu çıtayı aşağı çekti” ibaresinin yer aldığı cümleye şiddetle karşı çıkıyorum. Bilhassa bestecilik anlamında epitaph’ın eline su dökmeyi bırak, yanına yaklaşabilecek bir tech death albümünün olduğunu düşünmüyorum. Tabii buna onset de dahil. Hatta onset dinlerken muhammed’in o dönem şarkı yazmayı çok iyi bilmediğini, bu alanda henüz icracılığında olduğu kadar ustalaşamadığını, bazı noktalarda tekniğinin besteye hizmet etmediğini düşünürüm hep. Albümün hala kulu köpeğiyim tabii, o ayrı ama yine de o “kısmen amatörlük” ve ilham kaynaklarına benzerlik kulağıma çarpıyor albümü dinlerken. İki albümü kantara koyduğumuzda sololar haricinde onset’in ağır bastığı bir konu yok bana göre. He, o sololardan birinin tüm death metal tarihindeki en iyi solo olduğunu düşünen biri olarak bu da az bir şey değil tabii. Daha basit, daha çalınabilir ve daha taklit edilebilir olduğu yorumuna katılmıyorum. Hatta şahsım özelinde durum tam tersi; büyük oranda necrophagist gibi olma eğiliminde, hatta pc’de “mami olsa böyle müzik yapardı” başlığı altında topladığım bestelerimde gözüme çarpan şeylerden biriydi bu mesele. Onset çakması bestelerim, epitaph çakması bestelerime kıyasla çok daha başarılıydı. Onset’i daha iyi taklit ediyodum. Epitaph’daki o usta besteciliğe asla ulaşamıyordum. Şarkıları organik bir forma sokamıyordum. Bu eğilimi gördüğüm gruplarda da aynı sorun var. O deha bizde yok, mami’de var. Bu kadar. İki albüme icra bakımından bakacak olursak epitaph’da the stillborn ve seven gibi görece daha basit şarkılar olsa da ikisi de icra anlamında epey zor. Onset’teki sololar daha zor, çünkü daha uzun, epitaph’ın riffleri ve şarkı formu daha kompleks. Son kertede epitaph’ın bu noktada da çıtayı aşağı çektiğini düşünmüyorum. Evet, epitaph daha çok özenilen ve taklit edilmeye çalışılan bir albüm oldu. Çünkü çok daha usta işi bir albümdü, başka bir deneyimdi. Kendi adıma bunu en basit şöyle açıklayabilirim: onset deyince aklıma spesifik olarak bazı anlar geliyor: mutilate’in aksak bölümü, advanced’ın solosu, extreme unction’ın verdiği o groove hissi, başlı başına fermented ve foul body autopsy… albümün yarısını saydım ama sorun da albümün diğer yarısının bu seviyede olmaması. Dinleyicilerin çoğu albümde yukarda ismi geçen şarkıları öne çıkarır. İnestinal, culinary, to breathe, psüdo vs. bunlar diğer şarkılar seviyesinde görülmez. Epitaph’da böyle bir olay yok, dinleyicilerin büyük bölümü spesifik olarak bir tarafını öne çıkarmaz, “bu şarkı albümün en iyi şarkısdır” şeklinde bi konsensus asla olmamıştır. Çoğu kişi şarkı seçmez, seçenlerde de ortak bir tercih yoktur. Sadece müzikte değil; şaheser olarak değerlendirilen tüm sanat eserlerinde olduğu gibi başından sonuna eşsiz ve kusursuz olduğu için dinleyicilerin perspektifinde ayrı bir yere sahip. Bu yüzden müzisyenler daha çok o albümü referans aldı. Vokal konusundaysa diyecek çok bir şeyim yok. Müzik dinlerken refleksif olarak enstrümantasyona odaklanan biriyim, vokaller çok dikkatimi çekmez. Hele ki teknik death dinlerken hiç dikkatimi çekmez.

    Son olarak: o dönem çıkan gruplar arasında kendi karakterini bulabilen grup olarak obscura’nın öne çıkarılmasına da ufak bir itirazım var. Her ne kadar çok sevdiğim bi grup olsa da obscura’nın kendini bir noktada tam olarak konumlandırabildiğini düşünmüyorum. Gorod (ilk albüm 2001 tarihli olmasına rağmen) bence o dönemin (2000′lerin ikinci yarısı) grupları arasında kendini bu alanda daha öne çıkaran bi grup. Obscura’ya kıyasla ne yaptığını daha çok bilen, etkilenimlerini daha az belli eden, daha karakteristik müzik yapan bi grup. Spawn of posession, psycroptic gibi grupları bu tartışmanın dışında tutuyorum tabii ki.

    Bu arada o kadar necro lafzı geçti, bunu da sıkıştırayım araya: necro’nun sadece konserlerde çaldığı, “yeni albüm”den olan dawn and demise’ın notalarını çıkarmış ve stüdyo kaydını yapmış Peripheral Cortex adında bir grup. Buradan dinlenilebilir: https://youtu.be/Gkh33uVlST0

    Ahmet Saraçoğlu

    @Marvin Yanbasanyan, her şeyiyle katıldığım bir yorum, eline sağlık.

    Sen de biliyorsundur, “Epitaph”a bu şekilde yaklaşan insanlar var. Misal 1349 vokalisti “Onset”te tarih yazıldığını, “Epitaph”ın ise olayı çok piyasa bir yere götürdüğünü söylemişti bir röportajında. Aynı şekilde günümüzde her yandan bir şeyler devşiren “Sumeriancore teknik progresif metalcore fusion djent death metal” grup enflasyonundan da “Epitaph”ın şeker gibi sololarını sorumlu tutan yorumlar var metal basınında veya dinleyiciler arasında.

    Ben de senin gibi düşünüyorum. O albümün esas olayı bestecilik kalitesinde yatıyor. Daha dün gitarla bazı Obscura şarkılarını çalıyordum ve her ne kadar pek çok açıdan çok iyi olsalar da misal “Anticosmic Overload” ve çok fazla sevdiğim “Universe Momentum” gibi şarkılar aslında beste anlamında epey lineer yapıdalar ve belli oranda statik şekilde ilerliyorlar.

    Aynı şeyi adını andığın Psycroptic’te de görüyoruz mesela. Bence aşırı derece underrated bir şarkı olan “Cleansing a Misguided Path” muazzam bir gitar işçiliği ve harika rifler içeriyor ama beste açısından “Epitaph”la karşılaştırılamaz.

    Bu tür şarkılarda bir anda çok fazla şey olduğundan bu durum bazen görülmüyor, ama “Epitaph”taki şarkılara bakınca Muhammed’in çok daha kompleks iskeletler ve trafikler kurduğunu görüyoruz. İcrası görece kolay olanlarda dahi alt metinde karmaşık bir kontekst olabiliyor. Necro şarkıları resmen kendi içlerinde bir şeylerle savaş ediyorlar ve bunca kompleksliğin bu kadar akılda kalıcı şekilde sunulması Necrophagist’i diğer herkesten farklı bir yere koyuyor. Sanırım bazı insanlar “teknik death metal hiti” diye bir kavrama alışık olmadıklarından Necro’yu bu açıdan eleştiriyorlar.

    Exorsexist, burada seni kastetmiyorum; baya baya “Epitaph”ı “her şeyi mahveden albüm” olarak görenler var, onlardan bahsediyorum. Tıpkı metalcore ve NWOAHM grupları yüzünden “”Slaughter of the Soul” metalin başına gelmiş en kötü şeylerden biridir” diyen insanlar olması gibi.

    Senin de eline sağlık bu arada. Albümden 2 şarkı dinledim, genel bir kanıya varırsam haksızlık olur ama prodüksiyon konusundaki şikâyetler bariz şekilde haklı maalesef.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, Kesinlikle. Suffocation gibi Teknik Death Metal in öncüsü ve piyoneri bile köşeye atıldı ve dinozor gözüyle bakılmaya başlandı. Olaya batırdı diye bakmak istemem ama o dönemde çok büyük piyasa yarattığı kesin ve çok dönemseldi. Aynı metalcore deathcore emocore bilmemne müziğinde olduğu gibi.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Exorsexist, ben o dönemsellik olayına çok katılmıyorum açıkçası. Bence Necrophagist çok özgün bir sound ortaya koydu ama esasında öncesindeki hiçbir şeye benzemeyen ve yepyeni temeller üzerine kurulmuş bir şey değildi. Bence Necrophagist’i özel yapan da aslında bu “yeni bir akım başlatma” amacı gütmeden, eskinin zenginliğini müthiş biçimde yenileyerek sunmasıydı. Ben Muhammed’in “Epitaph”ı yazarken “hiç görülmemiş bir şey yapıyorum aga” diye düşündüğünü sanmıyorum. Bence o da aldığı ilhamlarla ve “Onset”in üstüne bir şeyler koyma amacıyla, olağanüstü yeteneğini de katarak yaptı “Epitaph”ı. Bu sayede de çok modern gibi gözükse de derinlerde eskilerden de kök alan bir şey ortaya çıktı. Bu yüzden de bence Necrophagist pekâlâ bir -ilk dönem- Unique Leader grubu olabilirdi. UL de sonradan biraz Sumerian’a özenip daha kolay dinlenir yeni nesil şeylere kucak açtı ama o en taşaklı zamanlarında; Deeds of Flesh’in “Path of the Awakening”, “Mark of the Legion” zamanlarında Necrophagist gibi bir gruba gayet istekle ev sahipliği yapabilirdi.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, Dediklerine katılıyorum ama şöyle bir şey de var ki bu Epitaph ile birlikte yığınla grubun soundu bir anda değişti, bu olağan evrimsel süreçten ziyade katalizör görevi gördü. Bir nevi mutasyon geçirdi. Epitaph sonrası kaç adet hiper teknik veya neo-klasik solo amacı güden grup vardı sonrasında kaç tane oldu diye bakmak lazım. En basitinden, Viraemia, Brain Drill, Ring of Saturn gibi gruplar kendi halinde çıkmadı veya Malevolent Creation gibi gruplardan esinlenerek de çıkmadı. Kötü anlamda da söylemiyorum, sadece Necro nun açtığı kulvardan yürüdüler. Beneath the Massacre bile Suffocation dan etkilendiği kadar Necrophagist ten de aynı derecede etkilenme gösteriyor. Yani eğer kaynak aranıyorsa Origin ve Nile e bakmamak lazım.

    Marvin Yanbasanyan

    @Ahmet Saraçoğlu, bilmukabele, meramımı benden daha iyi anlatmışsın, teşekkür ederim.
    Bahsettiğin sumerioncore meselesi üzerinden zaman zaman hala reddit’te son derece mesnetsiz şekilde yapılıyor bu tartışmalar. Daha geçen gün “necrophagist yüzünden sanki gardırobun içinde gitar çalıyormuş gibi tınlıyor gruplar” minvalinde bir yorum yapılmıştı. Bir sanatçıyı veya eserini ardıllarından mesul tutmak sadece aptalların düşeceği türden bir gaflet. İlham almakta pekala bir sorun yok, ama buna neler katabiliyorsun? Esas meselenin bu olması gerekirken eleştirilerin çıkış noktası hakikaten komik geliyor bana. Simon girard da büyük bi necrophagist hayranı olduğunu, kendisine ve türe çok büyük katkısı olduğunu söylüyor. Ancak baktığımda beyond creation’da ben çok fazla necrophagist izi göremiyorum. Girard aldığı ilhamı bambaşka bir noktaya taşıdı, teknik death metalde atonaliteye kaçmadan yer yer atmosfer yaratabilen bir grup haline kadar geldi. Diğer gruplar gibi “steril soundla öküz gibi teknik sololar atayım” şiarından ibaret olmadı onun ilhamı, hatta daha da öteye gidip ilham veren bir grup oldu artık. Burada simon’un bunu yapabilmesinde payeyi necro’ya vermek ne kadar ahmakça bir düşünceyse aynı şekilde yapamayanlarda da faturayı necro’ya çıkarmak o kadar ahmakça. Aynı şekilde meshuggah’yı da djent grupları üzerinden eleştiren aptal bi kitle peydah olmuştu bir dönem. Sorunun meshuggah ya da necrophagist’ten ilham alan grupların bırak onların müziğine bir şeyler katabilmeyi, onların vasat bir taklidi dahi olamamaları değil de meshuggah ve necro’nun bizzat sorunun kendisi olduğunu düşünmek nasıl bir mantığın mahsulu, benim aklım almıyor. Hepsi bi kenara, sumerian records’tan çıkan bi grupla necro’yu aynı cümlede anmak bile büyük ayıp yahu.

    Başta belirttiğim gibi bestecilik hususunda anlatmak istediklerimi benden daha tafsilatlı şekilde ve örneklerle nefis açıklamışsın. Özellikle açıp necro şarkılarını çalmaya çalıştığımda, armonik yapısını, şarkının formunu, beste yapılırken alınan o inisiyatifleri, en düz rifflerini bile nasıl süslediğini, şarkının hangi noktadan başlayıp nasıl bir süreçten geçip nereye bağlandığını ve bu işin ne kadar büyük ustalıkla yapıldığını daha iyi görüyorum. Bahsettiğin gibi psycroptic tabiri caizse cayır cayır gibi riffler yazma hususunda dünyanın en mahir gruplarından biri. Ancak ayıla bayıla dinlediğim o psycroptic’in bestelerine baktığım zaman muhammed’in dehasının zekatını bile göremiyorum. Keza türün en kompleks müzik yapan gruplarından diğer devi spawn of posession’ın şarkılarını incelediğimde dahi o değişkenliğie ve zenginliğe rağmen bestecilik anlamında necro’ya kıyasla sop’un dahi çiğ kaldığını düşünüyorum. Bu açıdan da necro’yu başarılı taklit etmenin diğer gruplara göre çok daha zor olduğunu düşünüyorum. Üzerinde ciddi mesai harcadığımda hemen her tech death grubunun bi taklidini oluşturacak bir formül çıkarabilirim, bu zor değil. Açıkçası sevdiğim gruplara bunu yapıyorum ve çoğunda belli bir standartta benzerlik yakalıyorum. Ama başarılı bir şekilde necro taklidi yapamadım henüz. Zaten bu benzersizlik sebebiyle metal müzik namına hala en merak ettiğim şey necro müziğe devam etse müzikal olarak nasıl bi evrim sürecinden geçeceğiydi. Biraz afaki konuşuyor olacağım ama ben muhammed için “this isn’t even his final form” şeklinde düşünüyorum, devam etmeleri halinde epitaph’ın dahi üzerine çıkmasını yüksek ihtimal görüyordum. Bilmiyorum, belki de temennidir bu ama 24′ünde, hatta daha öncesinde onset’i, 29′unda epitaph’ı yazan adamın 30′larında yazdığı da fena bir şey olmazmış gibi geliyor.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Marvin Yanbasanyan, sağ olasın. Bence Necrophagist’in neden farklı olduğunu en iyi anlatan şeylerden biri m-a’daki similar artist kısmı. Hani metal dinlemeyen insanlar için tüm brutal vokalistler aynıdır, tüm death metal grupları kurabiye canavarıdır ya, m-a’nın Necro benzer sanatçılar bölümü de öyle. En çok benzeyen ilk 5 grup şunlar:

    Obscura
    Spawn of Possession
    Decrepit Birth
    The Faceless
    Nile

    Bence bunların hiçbiri Necrophagist’e benzemiyor, hatta bunu anca teknik death metal konusunda çok sınırlı bilgisi olan ve grupları ayrıştıracak birikimi olmayan birisi söyleyebilir. Ama adamlara da hak veriyorum çünkü Necro’nun gerçekten de tam bir karşılığı yok. Bence bunlar arasından Necro’ya %40 benzeyen bile yok. Çok başka kafalarda müzik yapan gruplar bunlar, bu da Necro’ya benzer bir şeyler bulmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Hele ki şu Obscura/Necrophagist yakınlığını hiç anlamıyorum. 20 yıl önceden referans alırsak Necrophagist Suffocation, Obscura Cynic’tir. Anca bu kadar benziyorlar bana kalırsa. Misal ben “Akroasis”e tapan bir insanım ama dinlerken bir an bile Necrophagist açlığımı bastırsın diye dinlemiyorum. Hatta Necro aklıma bile gelmiyor bir an olsun.

    Daha da açık bir örnek vereyim. “Cosmogenesis” çıkmadan önce Obscura bir stüdyo videosu yayınlamıştı, Christian ve Jeroen şarkılardan birini Guitar Pro’da açmışlar oradan şarkının introsunu dinletiyorlardı. “Çok barok bir tat yakaladık burada” falan diyorlardı. Bu kötü bir şey değil, yapabilirler, ama benzer bir şeyin Necrophagist için olması bence mümkün değil. Muhammed bu tarz bir video çekmek istemez diye demiyorum; Necro müziği bu şekilde gösterilip üzerinde “burada şunu düşündüm, triplet’lar kullandım” gibisinden teknik altyapısı açıklanabilecek bir müzik değil demek istiyorum.

    Aha da buldum:

    https://www.youtube.com/watch?v=wz7Xg_D8pzY

    Misal “Intestinal Incubation”ın ilk 39 saniyesi; adam baya baya kendisiyle, kafasındaki müzik dağarcığıyla, gitarıyla, drum machine’iyle kavga ediyor. Sırf bu yüzden Necrophagist’in ancak ve ancak tek kişiden çıkabilecek bir müzik yaptığına inanıyorum. Bence Necrophagist Muhammed ile aynı müzikal dehada 4 kişiden kurulu bir grup olsaydı bu kadar etkili bir şey ortaya çıkamayabilirdi. Muhammed’in kendi içine kapanıp işte o aile baskısı, gitar çalmasının yasaklanması vs. sonucunda böğrünü yırtıp çıkmasıdır Necrophagist. “Burada barok bir tat yakaladım”la falan olacak iş değildir. :)

    Marvin Yanbasanyan

    @Ahmet Saraçoğlu, Ahahaha sanki burada bir misilleme aldım gibi, “boşuna uğraşma, vakit harcayıp parça analizi yapma. O cevher, o alev senin içinde yok, o olmadan bu müziği yapamazsın.” gibi bir alt metin de çıkıyor yazdıklarından :) şaka bi yana; dediğin gibi, öyle analizle falan yapılabilecek iş değil bu adamın müziği. Hatta bizzat deneyip gördüm öyle olmadığını :) onun haricinde benzerlik meselesinde söylediklerin tam da Exorsexist’e anlatmaya çalıştığım şeylerdi. Çok sağol. Umarım o da okuyordur yukarıda yazdıklarını.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Marvin Yanbasanyan, yok hiç seni düşünerek yazmadım valla, Obscura benzetmelerine ithafen dedim sadece.

    Exorsexist

    @Marvin Yanbasanyan, Öncelikle uzunca yorumun için teşekkür ederim, dikkatle okudum, katılmadığın noktaları anlıyorum.

    “2020 yılında bunun gibi old school olma gayesiyle prodükte edilmiş albümleri duyunca sinirlerim bozuluyor” – Hangi amaçla yapıldığını ben anlamış değilim. Belki parasızlıktan bile olabileceğini düşünüyorum.

    İlk olarak Necro polemiği yaratmak istemem çünkü ardından yüzlerce yorum gelecek. Benim anlatmak istediğim birçok grup ardından yüzlerce “worship” dediğimiz klonları türüyor. Bunlardan en bilinenleri Incantation, Carcass klonlarıdır. Necro ilk albümde bunlara sebep olmadı, ama Epitaph ardından yüzlerce klon albüm ve grup bıraktı. “epitaph daha çok özenilen ve taklit edilmeye çalışılan bir albüm oldu. ” zaten demek istedigim de buydu. Odious Mortem de bunlardan birisiydi sayılır. İlk albümde -2003- Suffocation, Deeds of Flesh havaları eserken, ikinci albümde -2007- birden Necrophagist vari gruba dönüştü. Bunun tabii kendi sebepleri vardır, sadece Necrophagist olamaz. Beste konusunda sana katılıyorum Epitaph daki besteler tabii ki de daha profesyonel şekilde yapılmış, daha iyi kompozisyonlar var. Aynı zamanda daha kolay taklit edilebilir besteler.

    Spawn of possession, psycroptic dışında The Faceless gibi örnekler de var, Gorod ise bunların çok dışında yerlerde geziyor. Obscura ise tamamen Necrophagist ten peydahlanmış şekilde çıkış yaptı ve aslında hala hemen hemen aynı kimlikte devam edebiliyor, demek istediğim sürdürebilirlikti. Cosmogenesis albümünde aldığı kritikleri okursan görebilirsin. Hatta kendi kritiğimde de bahsettiğim gibi Muhammmed in bile o konuda serzenişleri var bir roportajında.

    Marvin Yanbasanyan

    @Exorsexist, başarılı bir epitaph taklidi önerin varsa almak isterim. Ben henüz başarılısına denk gelmedim, cyriptic implosion da buna dahil. Polemik yaratmak için söylemiyorum, gerçekten önerilerini almak isterim. Obscura’nın necrophagist benzerliği yıllardır tech death dünyasının en büyük yanılgılarından biridir. Necro’nun müzikal olarak kökeninde bariz olarak abd’li death metal grupları vardır, obscura ise avrupa’lı grupların ardılıdır. Müzikal anlamda pek benzerliği yok bu iki grubun bana göre. Hatta münzner ve grossman da gruptan ayrılmadan önce verdiği röportajlarında sık sık bunları söylerdi. Tabii bunu obscura’yı da worship olarak değerlendirip sonrasında kendi karakterini bulan gruplara dahil ettiğin anlamını çıkardığım için söylüyorum, aksi şekilde algıladığımda gorod’u bunların dışında tutmanı anlamlandıramıyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Marvin Yanbasanyan, normalde The Faceless ağırlıklı bir müzik yapan The Zenith Passage’ın şu şarkısında 0.36-0.52 arası duyduğum en Necrophagist olmayan Necrophagist şeylerden biri.

    https://www.youtube.com/watch?v=mhXam8oGTDU

    Exorsexist

    @Marvin Yanbasanyan, Ahmet’in bahsettigi The Zenith Passage var, The Vale of Pnath var, Arkaik var, kritik icinde bahsettigim gruplar var, Almanya dan Deadborn var. Direkt bağlantısı yok ama bence Anata nın The Conductor’s Departure oldukça başarılı.

    “Necro’nun müzikal olarak kökeninde bariz olarak abd’li death metal grupları vardır, obscura ise avrupa’lı grupların ardılıdır.”
    Buna hiç katılmıyorum. Hele de Death DTA da çalmış bir insanın grubundan. Istersen Retribution albumünü ele alalım. Sonradan yayımlanan 5-6 adet cover parça içeren versiyonu var. Bunlardan 4 ü ABD li. Suffocation, Morbid Angel, Death, Atheist. Peki Retribution albümündde Obscura nın ismi ne kadar duyuldu veya ilk ne zaman isimlerini duyurdular? Cosmogenesis den sonra. Kim vardı grupta Muenzer ve grossman, etkilenim nereden tabii ki Necrophagist. Iki album arasinda ucurum var. Ben demiyorum ki ikiside 100% aynıydı, zaten öyle de olamaz. Ama Obscura nın Necro ardılı olduğu bariz ortada. Bundan 10 yıl önce Thulcandra nın albümünü incelemiştim, orda da Dissection ile bariz benzerlikler taşıdığını yazmıştım. Istiyorsan Steffen Kummerer i suçla haha benim sorunum değil.

    Gorod benim çok sevdiğim gruplardan birisi. onun da benzerlikleri olabilir, olamaz demiyorum fakat Gorod çok farklı müziklerden beslenen bir grup. Varangian Paradise gibi şarkı yapan adamlara Necroya benziyor diyemem. Hunt the weaks bile Cannibal Corpse un Pounded into Dust ına daha çok benziyor, buna Harmony in Torture da dahil edilebilir.

    Marvin Yanbasanyan

    @Exorsexist, bahsettiğin gruplardan bihaber olduğumu düşünmüyorsundur umarım. Yani sen bu gruplardan bahsedince türün takipçisi ve yakından olduğumun tekrar altını çizmek istedim. Arkaik’in -hadi 2015 albümünü bir kenara koyayım- hangi albümünde necro etkisi var söyler misin? Keza vale of pnath’in neresinde necro duydun hakikaten merak ediyorum. Hele ki Anata? Anata nere, necro nere? Ya da Ahmet’in attığı bölüm -hakikaten necrophagist’e çok benziyor- haricinde yan sanayi the faceless olan the zenith passage’ın diskografisinde bunun gibi kaç tane an var? Bahsettiğimiz benzerliği “20 saniyelik sekanslar”a indirgeyeceksek ben de pekala sabaha kadar sayabilirim burada. Buyrunuz mesela, şarkının 2.30′dan sonraki kısmı bayağı epitaph’dan alıntı gibi duruyor: https://youtu.be/f73Lca3Podw Bu küçük öykünmeler grupları “benzer” kategorisine sokmaya yetmiyor bana kalırsa. Bunu demek “first fragment neo klasik solo atıyo o yüzden necro çakması” demek kadar saçma bana kalırsa, çünkü öyle değil, çünkü alakası yok.

    Obscura hususunda da belli ki uzlaşamayacağız. Münzner ve grossman’ın necro’da çalmaları onları necro benzeri bir grup yapmadı. Müzikal olarak zerre benzemiyorlar da zaten. Bu iki grubun neresini benzetiyorlar ben asla anlamıyorum. Yok yahu, necro’yla obscura’nın müzikal anlamda bir alakası yok. Ahmet de sağolsun yukarıda bu dediklerimi obscura meselesi de dahil olmak üzere defaatle aktarmış, sağolsun. Ayrıca yine Ahmet’in belirttiği gibi metal archives’tai similar bands kısmındaki grupların hiçbirinin aslında necro’yla alakasının olmaması bu tartışmada varılabilecek nihai noktadır.

    Son olarak gorod’u necro’ya benzetmedim. Yanlış anlamışsın. O dönem çıkan gruplar arasında en karakteristik müzik yapan grup olarak öne çıkarttım ancak sop ve psycroptic gibilerinden ayrı yerde tuttum çünkü onlar gibi 2000′lerin ilk yarısında ünlenen bir grup değildiler. The faceless’a gelene kadar da saymadığım çok grup var. Faceless bende iyi yaşlanmadı, artık o sınıfta ele almıyorum onları.

  2. Ouz says:

    Kritiği okumadan albümü dinlemeye girişmek istemedim ki hakikaten ortada gayet sıkıntılı bir iş var. Yazıya katılmamak namümkün.

    Öte yandan, muhteviyat bakımından çok hoş bir sohbet dönmüş burada. Herkesin ellerine zihnine sağlık. Ayrıca Ahmet, benim Necro’dan dinlediğim ilk şarkı (bir toplama CD’deydi) “Intestinal Incubation”dı. O ilk 39 saniyede aklımın nasıl çıktığını anlatamam. The Zenith Passage örneği de tam yerinde, direkt taklit ama çok tatlı olmuş.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Ouz, inanılmaz bir 39 saniye ahah

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.