# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
GORGOROTH – Destroyer, or About How to Philosophize with the Hammer
| 11.03.2020

Konsey öyle toplanmaz, böyle toplanır.

Emir Şekercioğlu

Erken dönem Gorgoroth albümlerinin özelde grubun fanları, genelde de black metal sevdalıları için ayrı bir önemi var. Milenyumun gelişini kutlar gibi görünen, 2000 yılında yayınlanmış “Incipit Satan” albümü grup adına sound ve şarkı kompozisyonunda meydana gelen bir değişim sürecine işaret ediyordu ki bu çalışmayla beraber albümden albüme karşılaşacağımız Gorgoroth daha dikkate değer farklılıklar gösterecekti. Kadrosu her zaman değişimlere açık olmuş ve “istikrar” olgusuna karşı da hep mesafesini korumuş tuhaf bir grup olarak Gorgoroth böylesi keskin bir dezavantaja rağmen çıkardığı her albümde kendisinden, black metal namına söz ettirebilen bir grup oldu. Çünkü en başta Infernus gibi sıkıntılı, black metali her şeyiyle içselleştirmiş bir müzisyenin önderliğine sahipti ve kadrosundan işinin ehli diyebileceğimiz vokalistler, davulcular, gitaristler ve daha nicesi geçti bugüne dek. Kariyerinin ortalarında iken 1997’de “Under the Sign of Hell” gibi bir albümle black metal çevresinde iyice filizlenmiş olan Gorgoroth kendi içinde bir “all-star” havasına girmiş olsa gerek, kaydedeceği yeni albümde minik bir lejyon oluşturmaya karar vermişti. Tabii birbirinden tehlikeli bir yığın adamı salt atmosferik-durgun işlere girişmek için bir araya toplamak biraz tuhaf olurdu. Belli ki bir saldırı olacaktı, ama bu saldırının da bir doğrultusu ve amacı olmalıydı ki o kadar kaçığı bir arada tutabilmek mümkün olsun. İşte bütün bu gereklilikler sağlandığında, “Destroyer, or About How to Philosophize with the Hammer” albümü meydana geldi.

Esasen albüm isminin müzik bakımından yansıttığı imaj; bu ismin gerçek sahibinin yaptıklarıyla ironik derecede örtüşüyordu. Birçoğunuzun bildiği, bilmeyenlerinse hiçbir şey kaybetmediği üzere “çekiçle felsefe yapmak” tabiri, bilhassa black metal camiasınca ekmeğinin yene yene bitirilemediği filozof Nietzsche’nin meşhur kitaplarından birinin başlığıydı; “Twilight of the Idols, or How One Philosophize with a Hammer”. Bu başlık, malumunuz ikiye bölünerek Gorgoroth’un iki albümünde yer aldı. Kitabı okuyan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Nietzsche’nin bu kitapta yaptığı Gorgoroth’un müzikal dışa vurumuyla, Gorgoroth’un bu albümde yaptığı ise Nietzsche’nin felsefi saldırısıyla paralel bir düzlemde neredeyse, kulvarlarındaki etkisi bir tartıya konduğunda. Filozof, kitapta önüne gelene sallıyor, tarihin gördüğü bir yığın düşünürü, sanatçıyı, yazarı topa tutuyordu. Ne Dante’ye “Mezarlıkta edebiyat yapan sırtlan.” demediği, ne Schiller’e “Ahlak trompetçisi” demediği, ne de Émil Zola’ya “Pis kokma sevinci” demediği kalmıştı. Daha neler neler… Filozof eline çekicini almış, karşısına çıkan her idolü yokluyor, içinden nasıl bir sesin geldiğine bakıyor ve merhametten yoksun yargılarını onların üzerine asıyordu adeta. Öte yandan, sözlerine prensipleri gereği ulaşamadığımızdan ötürü şarkıların tam olarak ne anlattığını bilemesek de Gorgoroth’un müzik olarak “Destroyer…”da yaratmaya çalıştığı etkiyi ilham aldıkları filozofunkine benzetebiliriz. Önceki albümlerinde de yaptığı müzik türünün standartları gereği fazlasıyla kirli bir sesler bütününe yer veren grup, bu albümde ise kirliliğin dozunu iyice arttırmıştı. Öyle ki bazı şarkıların melodik iskeletini anlayabilmek için bile zaman zaman bir miktar işitme kaybını göze almak gerekiyor ve bu durum daha ilk şarkı “Destroyer”dan itibaren tecrübe edilebiliyordu. Maruz bıraktığı ultra kaotik gürültü sebebiyle “Albüm mü açtık, 144p kalitede hoparlör patlatan işkence videosu mu belli değil !” diye sorgulatan açılış parçasıyla beraber ne olduğunu tam saptayamıyor olsak da bir şeylerin yıkım seslerini duymaya başlıyorduk.

Fakat şarkılara geçmeden önce, Infernus’un bu kanlı görev için kimleri seçtiğine bakabiliriz ilk elden. Grubun ilk iki albümünde yer alan ve birçok dinleyicinin nezdinde de gruba gelmiş en iyi iki vokalistden biri olduğu düşünülen Hat maalesef grup ile macerasını noktalamış olup bu albümde yer almıyorken; “Antichrist” ile grupta boy göstermeye başlayan ve hemen bir sonraki albümde devleşerek grubun kariyerinde aynı şekilde en iyi vokalist adaylığına oynayan Pest, ona iki albümde eşlik ederek bas gitarları üstlenen ve icraatlarını “Destroyer”a da taşıyan Ares, gitarlarda Infernus ile bir ton lanetli rife imza atmakla kalmayıp bazı parçaları direkt sırtlanan Tormentor, ilk kez bu albümle beraber grubun kadrosunda kendine yer bulup Gorgoroth’un medyatik değerini ilerde katlayarak arttıracak, bir frontman’e dönüşecek ve Vikernes kadar olmasa da sayısız mevzuda ismini yâd ettirecek olan Gaahl, ismini görmemizle herhangi bir ekstra açıklama ve tabire hiç ihtiyaç duymadığımız Frost, “Daimonion” rumuzuyla klavyenin başında yer alan Enslaved kişisi Ivan Byørnson ve kendileri hakkında fazla bir bilgim olmasa da kadroya dâhil edildiklerine göre vardır bir numaraları dediğim Vrolok ile T-Reaper bu ölümcül kadroya hayat veren isimler.

“Destroyer…” şarkı yapıları bakımından temelde ikiye bölünmüş gibi bir karakter ortaya koyuyor. Yukarıda saymış olduğum isimler içerisinde Infernus ve Tormentor esas olarak albümdeki bestecilik yükünü üstleniyor, gitarlardan ses efektlerine ve hatta albümde iki davulcu olmasına rağmen bazen davullara değin (Infernus iki şarkıda davul çalıyor). İşin bu kısmının dinleyiciler için bazı noktalarda hoşnutsuzluk yaratmasını makul görüyorum, sanki kalabalık ve hevesli bir grup adam stüdyoya girmiş; “Dur ben şurada biraz davula geçeyim”, “Ben bu şarkıda gitar çalacağım”, “İyi, ben de bas çalayım madem.”, “Ben böğürcem!” tarzı muhabbetler çevirmiş gibi. Bu durum şarkıların birbirleriyle uyumlu karakterler göstermemesine, yapıların parçadan parçaya farklılaşmasına neden oluyor ve elbette bir avantaja dönüşmeyen, suni bir vaziyete bürünüyor. Gaahl’in tek seferliğine göründüğü “Destroyer”, Frost, Daimonion ve T-Reaper’ın bir kereliğine performans gösterdiği “The Devil, the Sinner and His Journey” gibi parçaların; Infernus-Tormentor-Pest-Ares dörtlüsünü içeren parçalardan kalite bazında ayrışması ve biraz zayıf kalması, grup içerisinde bu albüme mahsus kimyanın yeterince iyi tutturulamadığına işaret ediyor. Albümün öne çıkan “Open the Gates”, “The Virginborn”, “Om kristen og jødisk tru” (About Christian and Jewish Faith) gibi parçalarının şarkı yazımında bu dörtlüyü içermesi de mevcut durumun altını çiziyor.

Vrolok da davulda hiç fena işler çıkarmıyor bu arada. Nitekim, albümün bazı Gorgoroth fanlarınca hiç beğenilmemesi, kimilerince de çok özel bir yere konmasında albümün bu dengesiz, bir ölçüde dualist yapısı büyük rol oynuyor. Bense tam olarak hangi tarafta olduğumu netleştiremedim bu konuda; albümü seviyorum fakat bu stabilite yoksunluğu da zaman zaman gözüme batıyor. Giren bir şarkı tam bir modun içine alıyorken, sonrasında gelen başka bir şarkıyla o modu kaybedebiliyorsunuz. Albümün sürükleyiciliği ve bütünlüğü bakımından eksi bir nokta bu bana kalırsa. Fakat albümün black metal için yadsınamaz cevherlerden biri olduğunu ispatlayan en önemli hususlardan birisi, gitarlarda sergilenen melodik tremolo picking zenginliği. Infernus, “Under the Sign of Hell”in içerisindeki parçalarda; bilhassa “Funeral Procession”da kötücül matem havalarıyla beste yoğurma işini level atlayarak kotarmışken, bu albümde yanına aldığı Tormentor ile beraber tremolo picking rifleri iyice ruh kazıyıcı bir mahiyete bürüyor ve bir iken iki oluyorlar. Üstelik bu riflerin üzerine özellikle Pest’in vokalleri eklendiğinde “Destroyer, or About How to Philosophize with the Hammer” kolayca yabana atılamayacak bir albüm hâline geliyor. Bütün enstrümanlarını Tormentor’ın çaldığı, vokallerini ise Infernus’ın yaptığı Darkthrone cover’ı “Slottet i det fjerne” de farklı bir tat olarak albümün kapanışını yapıyor.

Mezbahada kaydedilen çalışmanın prodüktörlüğünü de üstlenen Infernus, miksajını Gaahl ve Peter Tägtgren ile beraber yapmış. Kadrosuyla bir “Gorgoroth ailesi” imajı çizen ve yapımında emeği geçen kişiler olsun, içerdiği cover parça olsun; Satyricon, Enslaved, Darkthrone, Hypocrisy gibi nice grubu akıllara getiren “Destroyer, or About How to Philosophize with the Hammer” havası itibarıyla bir black metal anıtı olsa da şahsi görüşüm; Gorgoroth’un diskografisinde yeri özel olmakla birlikte müzik kalitesi bakımından orta ayarda bir çalışma.

Albüm hakkında yapılan yorumlara baktığınızda birçok dinleyicinin özellikle “Under the Sign of Hell” sonrası çalışmayı hiç tatmin edici bulmadığını görebilirsiniz. Fakat öte yandan, bu görüşte ne kadar kişi varsa bir o kadar da albüme hayranlığını belirtenlerin olduğunu söylemekte fayda var. Bu nedenle denilebilir ki seveni de sevmeyeni de haklıdır.

Kapanışı Frost’un bu albümden meşhur bir canlı performansıyla noktalamış olayım:

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (4.79/10, Toplam oy: 19)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1998
Şirket
Nuclear Blast
Kadro
Infernus: Gitar (2, 7), vokal (6, 8), efekt (6), beste (2, 7), söz (3, 6), davul (5, 6), bas (1, 3, 5, 6)
Tormentor: Gitar (1, 2, 4-8), efekt (6), beste (1, 6), söz (6), tüm enstrümanlar (8)
Gaahl: Vokal (1)
Vrolok: Davul (2, 4, 7)
Pest: Vokal, söz (2, 4, 5, 7)
Ares: Bas (2, 4, 7)
T-Reaper: Vokal (3)
Frost: Davul (3)

Konuk:
Daimonion: Klavye (3)
Şarkılar
1) Destroyer
2) Open the Gates
3) The Devil, the Sinner and His Journey
4) Om kristen og jødisk tru
5) På slagmark langt mot nord
6) Blodoffer
7) The Virginborn
8) Slottet i det fjerne (DARKTHRONE cover'ı)
  Yorum alanı

“GORGOROTH – Destroyer, or About How to Philosophize with the Hammer” yazısına 11 yorum var

  1. Infernus ve Tormentor’un olayı kişisel aldığı albüm…

    “Destroyer…” bence Gorgoroth’un çok da dehşet olmayan albümlerinden biri. Bunun yanında bir de “Under the Sign of Hell” ve “Incipit Satan”ın arasında durması albümü daha da zora sokuyor. Ama yazıda bahsi geçen şarkılar da dâhil çok acayip şeyler var elbet.

    Eline sağlık, kritik çok iyi olmuş her zamanki gibi.

    Noshophoros

    @Ahmet Saraçoğlu, Sağ olasın Ahmet abi. Dediğin gibi bu albümün, öncesi ve sonrasında gelen albümlerle birlikte değerlendirildiğinde aldığı hâl terletecek cinsten. Evet, çok muazzam değil ama yine de vaziyeti kurtarıyor bir yerinden. Ben şahsen albümün konsept bakımından ikizi olan “Twilight of the Idols…”ı çok daha seviyorum.

  2. crowkiller says:

    Emir Şekercioğlu, yine çok iyi bir kritik yazmışsın eline sağlık.

    ”İşin bu kısmının dinleyiciler için bazı noktalarda hoşnutsuzluk yaratmasını makul görüyorum, sanki kalabalık ve hevesli bir grup adam stüdyoya girmiş; “Dur ben şurada biraz davula geçeyim”, “Ben bu şarkıda gitar çalacağım”, “İyi, ben de bas çalayım madem.”, “Ben böğürcem!” tarzı muhabbetler çevirmiş gibi. Bu durum şarkıların birbirleriyle uyumlu karakterler göstermemesine, yapıların parçadan parçaya farklılaşmasına neden oluyor ve elbette bir avantaja dönüşmeyen, suni bir vaziyete bürünüyor. ”

    Bu kısma gerçekten katılıyorum, iyi yakalamışsın.Bir albümden çok compilation tadı var albümde , şarkıdan şarkıya değişen enstrüman ses seviyeleri bile çok net farkediliyor.

    Gorgoroth baya çok sevdiğim bir grup fakat bu albümden open the gates harici hiç bir şarkıyı sevmedim. Dm Kristen og Iodisk tru da fena değil.

    O değil de bu albümün bu kadar kalabalık kaydedildiğini hiç bilmiyordum. Black metal değil slipknot anasını satiym.

    Noshophoros

    @crowkiller, Teşekkür ederim. Hem profil fotoğrafınla Gorgoroth’a selam çakmandan hem de uzun zamandır sitede yorumlarınla varlığını göstermenden ötürü senin bu incelemeyi beğenmene ayrıca sevindim.

    “Bir albümden çok compilation tadı var albümde”. Ben de buna katılıyorum kesinlikle.

  3. zican adam says:

    Nedense Gorgorothun gereginden cok fazla abartildigini dusunurum, her zaman siradan bir grup gibi gelmistir, iyidir ona lafim yok.

    Retrokafa

    @zican adam, 90lar norveç BM in en kötü grubudur.tek iyi şarkı dinlemedim.dediğin gibi aşırı abartılmış grup,nedeni ise abartı şatanik tavır ve devamlı bu yönde tırıvırı yapmaları…böyle çok konuşan gruplar ön plana çıkmıştır hep.

    Noshophoros

    @Retrokafa, Bence gruba haksızlık etmişsin. Zamanında ben de biraz mesafeliydim Gorgoroth’a ama bir keresinde grubu iyice öğreneyim diye kafayı kırmış, son iki albümüne kadar bütün diskografini dinlemiş ve neredeyse 1 ay boyunca Gorgoroth’dan başka bir şey dinlememiştim. Ulaştığım sonuç da, albümden albüme karakteristik özellikleri olan ve kesinlikle kaliteli parçalara sahip bir grup olduğuydu. “Sevmedim” dersen anlarım, ama “BM’nin en kötü grubu” ya da “aşırı abartılma sebebi, abartı satanik tavır” demen ön yargılı olmuş fazlasıyla. Dark Funeral’a ne diyelim o zaman ? Hem second wave grupları arasına en sonlarda katılan gruplardan biri olmasına rağmen second wave’in ekmeğini yemesine hem de her albümünde ya şeytan isimli ya da şeytan kapaklı konseptlere sahip olmasına ? Bu meseleyi kadrona Dominator’ı alarak da kotaramazsın üstelik. Neticede zevk-renk meselesi tabi, ben de diehard Gorgoroth fanı değilim ama sana kesinlikle katılmıyorum bu konuda.

  4. Ouz says:

    “144p” ve “Ben böğürcem” kısımlarında kahkaha attım. “Gorgoroth ailesi” ifadende aklıma direkt “Prestij Müzik ailesi” geldi. :) Ellerine sağlık, gayet akıcı ve keyifli bir kritik. Puan da gayet yerinde.

    Noshophoros

    @Ouz, Güldürdüyse bana da ne mutlu Oğuz hocam :) Teşekkür ederim. Puanı yerinde bulmana da sevindim çünkü şu puan verme işini beceremiyorum bir türlü. Verdiğim puanlar gözüme, inceleme yayınlandıktan sonra ya çok fazla ya da çok eksik geliyor. Ama öncesinde de muhakkak o puanı vermeliymişim gibi hissediyorum. Tuttururum umarım bir ayarı zaman içinde.

    Ouz

    @Noshophoros, Puan konusunda bazen ben de benzeri şeyler düşünüyorum ama artık yazı sitede yerini almış, üstünden de epey zaman geçmiş oluyor. Bana kalırsa puan hiç olmasa da olur ama işte âdet yerini bulsun diyerek dağıtıyorum puanları. :)

  5. Retrokafa says:

    Grup elemanlar sağdan sola:
    (ayaktakiler)
    - Meşale,gitar,Dargoth,gitar,ters haç
    (oturanlar)
    - Boroborogh,gitar,ümit davala,bass gitar

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.