# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MORBID – December Moon (Demo)
| 21.11.2019

Aralık ayının tekinsiz hırıltıları.

Emir Şekercioğlu

Kısacık süren kariyerine ve elle tutulur tek bir albüm bile barındırmayan diskografisine bakıldığında Morbid’in metal camiası içerisinde edindiği ayrıcalıklı konumun elbette istisnai durumlara dayanması kaçınılmazdı. Bu öyle bir konum ki, bir uzantısı İsveç death metaline yön vermiş büyük gruplardan birinin doğacağına işaret ederken diğer uzantısı Norveç black metalinin en sıra dışı, trajik ve kanlı sayfalarından birine ışık tutacak bir öykünün henüz yaşanmamış zamanlarına çekiyordu dikkatimizi. Hepimizin bildiği gibi, bazı gruplar kendini tek bir ismin altında kanıtlamak için sayısız şansa sahipken bir takım gruplar da ileride çok daha büyük işlere imza atacak bireylere gebe olması bakımından bir başlangıç ya da bir kesişme noktası işlevini görürler ve edindikleri ilk formu yitirerek daha büyük bir formda yeniden doğarlar. Günümüzde pek çok büyük grubun mevcut hallerine nasıl geldiğini anlatan belgesel ve röportajlardan kurdukları farklı gruplar aracılığıyla birbiriyle tanışarak ve birlikte işe koyularak nasıl dev isim etiketini aldıklarını biliyoruz. Kendisine “Morbid” diyen bir death metal oluşumu, 1987 yılında “December Moon” isimli demosunu çıkardığında elbette kimse, bu demonun ve bu demoyu meydana getiren kişilerin gelecekte ne gibi hikayelere konu olacağını bilemezdi ve tam da bu noktadan bakıldığında elimizdeki çalışma; hikayesini aslında pek çoğumuzun bilmesine rağmen hâlâ gizemini koruyan, bir nefes kadar kısa ama kaç yıl sürerse sürsün bir yaşam kadar da uzun olan o tabiatını korumaya devam ediyor, bugün bile.

Grubun ve inceleme konusu olan çalışmanın en öne çıkan ismi ise şüphesiz Per Yngve Ohlin, namıdiğer “Dead”. Demo, hayatta olduğu süre içerisinde Dead’in vokal performansını en net duyabildiğimiz kayıtları içermesi itibariyle de ciddi bir önem taşıyor. Bununla birlikte, “De Mysteriis Dom Sathanas” öncesi Mayhem ile olan kayıtlarından aşina olduğumuz kadarıyla ince, tiz bir scream vokalden ziyade daha gür bir çığlıkla şarkılarını seslendiren Dead’in yine bu demoya özgü olan bir vokal stili ile karşılaşıyoruz. Yüksek perdeden bir hırıltı olarak tabir edebileceğim, şarkıların geneline büyük oranda uğursuz, huzur kaçırıcı, gizemli ve şeytani bir atmosfer katan vokali, söyleyiş tarzı “December Moon”u daha ilk andan vurucu bir çalışma haline getiriyor. Öyle ki, bu söyleyiş tarzının profesyonel diyebileceğimiz tekniklerden uzak oluşu, bununla bağlantılı olarak vokalistin kattığı yoruma, hissiyata ve sarkazma vurgu yapmamızı sağlayarak bizi direk Dead’in zihni içinde dönen o delilik, lanet ve ölüm kokan dünyaya çekiveriyor. Yalnızca dört şarkı barındıran demo içerisinde vokalistin karakteristik yanlarını en bariz şekilde dışa vurmaları açısından ilk ve son şarkıya değinme gereği duyuyorum.

“My Dark Subconscious”, günümüzün gözünden bakıldığında, 1987 yılından hayatını sonlandıracağı 1991 yılına kadar şarkı sözleri itibariyle vokalist hakkında karanlık kehanetler sunarken, bu performansın etkileyiciliğini müzikal anlamda arttıran gitarist Ulf Cederlund (Napolean Pukes) ve zamanında gayet iyi bir davulcu olduğunu da gösteren Lars-Göran Petrov’un (Drutten) katkılarıyla, beste grubun taşıdığı ismin hakkını ilk elden veriyor. Cederlund bol thrash etkileşimli death metal rifleriyle, Petrov ise bu kimyayı paylaşan son derece güçlü ve enerjik vuruşlarıyla, ataklarıyla gelecekte “Entombed” adını alacak oluşumda göreceğimiz icralarının adeta hamileliğini, potansiyelini müjdeler gibi bir intiba bırakıyorlar. Demo dikkatlice dinlendiğinde, yalnızca bu albümde kullanılan gitar tonu ve Petrov’un ileride Entombed’da vokal pozisyonuna geçeceği unsurları dışarıda bıraktığımızda, “Left Hand Path” (Petrov ve Cederlund’un Entombed’da ilk ciddi boy gösterdiği albüm), “Clandestine” (Petrov’un olmadığı ama Cederlund’un gitaristliğe devam ettiği albüm), “Wolverine Blues” (Petrov’un gruba geri döndüğü albüm) gibi albümlerin nasıl ortaya çıkabildiğinin müzisyenlik bakımından bir ön taslağıyla karşılaşabilmemize imkan veriyor “December Moon”. Diğer yandan demo, 1987 yılının hâlihazırda death metal’in kendini kanıtlama sürecini Amerika’da dahi yeni yeni gösterdiği bir zaman dilimine işaret ederken (“Slowly We Rot” ya da Cannibal Corpse’un ilk demosu gibi çalışmalar bile 1989 yılında yayınlandı) Morbid bünyesi altında bu demoda death metal yapan grup üyelerinin aslında bu metal türünü çağdaş bir pozisyonda takip ve icra ettiklerini, dolayısıyla ortaya çıkmak için illa Amerika’daki meslektaşlarının en iyi işlerinden etkilenmek gibi bir kaideye sahip olmadıklarını göstermesi bakımından da önem arz ediyor.

“My Dark Subconscious”a dönecek olursak yeninden, müzisyenler demonun etini ve kemiğini son derece iyi yazılmış rifler ve davullar üzerinden oluştururlarken, Dead o bedene sesini, zihnini, ruhunu ve kanını veren isim haline geliyor. Açıkçası Morbid’i dinlemeden önce yalnızca kişiliğinden ötürü ilgi duyduğum, onun dışında vokalini pek beğenmediğim biriyken Per Ohlin, “My Dark Subconscious” ile beraber sesinde gerçek anlamda tekinsizliği, teatralliği algılayabildiğim bir vokalist haline geldi benim için. Vokal performansının etkileyiciliği bir kenara, bu şarkıdaki sözler şimdiki algımızla baktığımızda mevcut kişi hakkında daha o yıllardan verilmiş olabileceğini fark ettiğimiz ipuçlarına kavuşmamıza da imkân veriyor:

“Beyond of death, of darkness
A land beyond for sure
…
Several times saw it
Because of death that
Brings them near
…
In my mind the horror lives,
Death from the past life, avenged !
Memories from my past time…
Darkness shall be mine
Open the gates
And now, I’ll see the sorcerer.”

Ölümden sonraki bir yaşamın varlığına karanlık bir perspektiften yaklaşan inancı (“Beyond of death, of darkness a land beyond for sure”), derin ve örtük bir vurguyla bahsettiği geçmiş tecrübeleri, travmaları ve vizyonları (“Several times saw it because of that that brings them near”, “Memories from my past time…”), ölümü özümsemek üzerine doymak bilmeyen tutkusu (“Open the gates”), zihnindeki dehşeti (“In my mind the horror lives”) ve bunun içinde bulunduğu dünyayı algılama biçimine olan spiritüel etkisi, nekromantik mistisizmi ve daha nicesi ile Ohlin, “My Dark Subconscious”da geçen bu satırlarla adeta Mayhem’deyken kendisini üne kavuşturacak eylemlerini, intihar notunu kaleme almasında kendini gösterecek motifleri ve bu sayede gelecekte karakterini tanımlar bir nitelik kazanacak özelliklerini betimleyen bir tablo sunuyor. Sözlere böyle bir muhtevayla bakıldığında ise, manzaranın hem trajik hem de ürkütücü bir boyut kazandığı aşikâr.

Değineceğim diğer parça “Disgusting Semla” ise dinleyen herkesin öngörebileceği üzere, sonundaki korosuyla Dead’in mizahını dinleyiciye tüm açıklığıyla geçirebilmiş beste olarak öne çıkıyor. Elbette çalışmanın ilk şarkısında olduğu gibi burada da, vokalin sahip olduğu etkiyi öne çıkarması açısından entrümantasyonun payı oldukça büyük. Kulaklarda çınlayan “disgusting” hırıltılarının sonrasında parçanın ortalarını biraz geçtiğimizde, bas gitarın rahatlıkla işitilebilir vurgularıyla birlikte giren ritim gitarlar ve ona eşlik eden davul ritmi tabir yerindeyse bir seansın başlangıcına işaret ederek bizi hipnotik bir etki altına alıyor. Sadece “la la la la la…” seslerini söyleyerek oluşturduğu o alaycı, rahatsız edici atmosfer ve detone ton, sonrasında da aynı sesleri tekrar eden bir koronun da katılımıyla Dead, demoya zihninin karanlık köşelerinden yaptığı girişi gotik bir sarkazm ile noktalıyor ve dinleyiciyi kara bir esrikliğe maruz bırakıyor.

Nihayetinde kendinden söz ettirir nitelikte bir müzisyenliğin karakteristik ve bizzat ambiyans yaratıcı bir vokalle buluştuğu “December Moon”, bir Transilvanya etkileşiminin yansıtıldığı, kült hâline gelen albüm kapağıyla birlikte İsveç death metal sahnesinde önemli ve ufuk açıcı bir konuma yerleşmeyi başarabilmiş, içinde kısmi olarak black ve baskın biçimde de thrash metal ögelerini barındıran akılda kalıcı bir çalışma olarak boy gösteriyor. Nitelikli yapıda daha fazla şarkının eklenmesiyle, kayıt kalitesinin biraz daha düzeltilmesiyle demoluktan çıkıp bir albüm haline gelebilmiş olsaydı belki “December Moon”dan yapılmış en iyi death metal albümlerinden biri olarak bahsediyor olabilirdik bugün. Çünkü gerçekten, çalışma boyunca dinleyiciye sunulan müziğin doğası, çok daha fazlasını talep ettirir ölçüde başarılı bir iş çıkarıyor.

İncelemenin genelinde çalışmanın mahiyetine olan katkıları konusunda ağırlık verdiğim tarafın Per Yngve Ohlin olmasında işin sadece trajik ya da sansasyonel kısımları etken değil elbette. Mayhem’e katılmak için grubu bırakmasını takiben gerek Morbid’de, gerekse Mayhem’de meydana gelen müzikal değişimler aslında Dead’in bir grubu ne kadar domine edebilen bir karaktere sahip olduğuna işaret etmesi bakımından bilhassa dikkat çekici, özellikle kısa yaşamı boyunca beraber müzik yaptığı insanların Ulf Cederlund, Lars-Göran Petrov, Euronymous, Hellhammer gibi insanlar olduğu düşünüldüğünde. Bu konuda her iki gruptan birer çalışmayı kısaca irdelemek (Mayhem’in “Deathcrush” EP’si, Morbid’in “Last Supper…” demosu) anlatmaya çalıştığım hususu göstermesi bakımından yeterli olacaktır.

Dead’in gruptan ayrılmasından sonra 1988’de ikinci demosu “Last Supper…”ı çıkaran Morbid’in, bu demoda “December Moon”dan bambaşka bir iş ortaya koyduğu görülüyor. Aldıkları yeni vokalistin (Johan Scarisbrick) thrash tandanslı vokali sayesinde Morbid’in müziğinin “December Moon”daki kötücül ve karanlık atmosferi tamamen terk ettiğini, black ve death etkileşimlerinden uzaklaşarak bir thrash grubuna dönüştüğüne tanık oluyoruz. Bu demoda da Cederlund ve Petrov’un çaldığını öğrenmemizle birlikte, “December Moon”da oluşturulan atmosferin ve yapılan metal biçiminin büyük oranda Dead gibi bir figürün duygu ve düşünce dünyasını gruba kanalize etmesiyle ortaya çıkan bir durum olduğu ve Morbid’in “vokalistine göre şekillenen bir metal grubu” imajı çizdiği sonucuna varmak kolaylaşıyor.

Mayhem tarafına baktığımızda ise, Dead katılmadan önce “Deathcrush”ı yapan grubun bariz ölçüde satanik karanlıkta bir imaj çizmediğini, daha çok tema olarak vahşeti ve müzik olarak ilkel, kirli bir sound’u yansıtmak dışında aklımızdaki “Mayhem ideası”na katkı yapan bir durum sergilemediğini görüyoruz. Ancak sahnede kendini cam parçalarıyla kesen, konserde giyeceği kıyafetleri öncesinde toprağa gömen ve corpsepaint’li yüzüyle ölü hayvan vücutlarını sahneye serpiştirerek hem konser veren hem de ritüel yapan bir vokaliste sahip olduktan sonra “De Mysteriis Dom Sathanas” gibi bir albümün sahip olduğu sözleri ve muhtevayı meydana getirecek kişiye kavuştuğuna şahit oluyoruz.

Morbid, Dead sonrasında ayrıcalıklı bir yan barındırmayan, elemanlarından birkaçını “Entombed” adını alacak çok daha iyi bir death metal grubuna göndereceği bir gruba dönüştü ve dağıldı. Mayhem ise Dead sonrasında Atilla Csihar, Maniac gibi çok daha iyi vokalistlere sahip oldu. Ancak bugün Morbid’in “December Moon”unu, Mayhem’in “De Mysteriis Dom Sathanas”ını konuşuyorsak, her iki gruba da çalışmaya da yıllarca konuşmaktan bıkmadığımız değerlerini ve etkilerini bahşeden auranın özü, Per Yngve Ohlin tarafından verilmiştir şahsi kanaatimce. İncelemenin yalnızca bir grup ve demo incelemesi olmayıp, aynı zamanda bir “şahıs incelemesi” olmasının sebebi budur.

“December Moon”, İsveç death metali ve Norveç black metali arasında bulunduğu konum, gördüğü köprü işlevi ve dinleyiciye geçirdiği müzisyenlik icrası olarak, saymış olduğum nedenler sebebiyle hem gerçek bir klasik hem de yaşayan bir tarih.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.32/10, Toplam oy: 25)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1987
Şirket
El Emeği Göz Nûru Plakçılık
Kadro
Dead: Vokal, sözler
Napolean Pukes: Gitar, geri vokal
Gehenna: Gitar, geri vokal
Dr. Schitz: Bas
Drutten: Davul, geri vokal
Şarkılar
1) My Dark Subconscious
2) Wings of Funeral
3) From the Dark
4) Disgusting Semla
Web
  Yorum alanı

“MORBID – December Moon (Demo)” yazısına 17 yorum var

  1. necrobutcher says:

    müzik tarihini değiştiren bir demo. harika bir kritik,özellikle entombed vurgusunu okumak için sabırsızlandım. teşekkürler.

    Noshophoros

    @necrobutcher, Rica ederim.

  2. killyourselfchuck says:

    true kvlt

    killyourselfchuck

    @killyourselfchuck, o değilde, albüm 5 ve 6 aralık arasında kaydedilmiş. doğum günüme denk geliyor. x)

    Noshophoros

    @killyourselfchuck, Benim de doğum günüm aralıkta. O yüzden demonun ismini ilk gördüğüm andan sevdim.

    killyourselfchuck

    @Noshophoros, 5 ve 6 aralık arasında mı yoksa genel olarak aralık ayının herhangi bir gününde mi?

    Noshophoros

    @killyourselfchuck, Aralık sonu.

  3. Hail Augustus says:

    Harika bir yazı olmuş. Ben Dead’in bu demodaki performansını, Mayhem’de ki performansından daha iyi buluyorum.

    Noshophoros

    @Hail Augustus, Teşekkür ederim. Dead’in Morbid/Mayhem performansı konusundaki dediğine de imzamı atarım.

  4. Gerçekten çok iyi bir yazı Emir, eline sağlık.

    Noshophoros

    @Ahmet Saraçoğlu, Teşekkür ederim. Demonun mahiyeti böyle olunca, ben de mümkün olduğu kadar hakkını vermeye çalışan bir şey yazmaya gayret gösterdim.

  5. trivago says:

    ben atilla ve maniac’ın dead’den daha iyi bir vokal olduğu görüşüne katılmıyorum. dead’ın sesi o kadar tekinsiz ve şeytansı ki hani etkilenmemek mümkün değil. adamı dinlerken sanki bilinçaltımda lucifer uçuyor öyle hissediyorum. çok sıradışı bir yetenekti.

    killyourselfchuck

    @trivago, belki teknik olarak dead’en daha iyiler ama dead’in yarattığı hissi, duyguyu, samimiyeti veremiyorlar.

    Noshophoros

    @trivago, Bir konu dışında her anlamda Dead’den iyi vokalistler bana kalırsa.

    Atilla’nın bilhassa “Pagan Fears”, “Buried by Time and Dust” ve “De Mysteriis Dom Sathanas” parçalarındaki performansı (albüm içindeki) ondan alışık olduğumuz ayin atmosferinin ve kendine has olan vokalistliğinin en güzel örneklerinden biri. O şekilde sevmedik mi Atilla’nın vokalini zaten ? Dead’in hissiyat olarak içinde bulundurdukları Atilla’da sahne şovu ve söyleyiş tarzını çok daha spesifik bir şekilde yansıtması bakımından öne çıkıyor.

    Maniac’ın ise gerçek anlamda nasıl bir vokalist olduğunu görmek için “Grand Declaration of War” albümünü özümsemek yeterli, dinlemek yeterli demiyorum dikkat edersen. O kadar farklı ruh halindeki şarkıların her birine o kadar karakteristik vokal yorumu yapabilecek fazla vokalist olduğunu sanmıyorum black metal’de. Bu açıdan “Dead”, kendi isminin hakkını ne kadar vermişse, “Maniac”ın da bu albümde isminin hakkını o kadar verdiğini söyleyebiliriz. Tarafsız bir gözle baktığımda, her iki vokalistin de “teknik” açıdan Dead’i baya geride bırakabildiğini düşünüyorum. Ama…

    Tam da bu sanatta “eğitilmiş olma”, “sofistike şeyler katma”, “özel teknikler kullanma” meselesinden ötürü, bu vokalistlerde (Atilla, Maniac) raw, primitive ve natural diyebileceğimiz söyleyiş ruhunun kaybolduğunu düşünüyorum. Canın deli gibi solo atmak, dinlediğin bir parçanın rifini çıkarmak istiyor ama sen iyi bir gitarist olmak için hocanın sana verdiği can sıkıcı etütleri periyodik olarak çalmak zorundasın enstrüman hakimiyetini korumak ve geliştirmek için, şayet ders alıyorsan bu konuda ve kendi kendine öğrenmiyorsan. Profesyonel bağlamda müzik icrası bunu gerektiriyor. Ama bu maalesef, biraz “ruh” öldüren, heves kıran bir şey. Çünkü duygular gem sevmiyor, ama hatalar da gemsiz düzeltilemiyor. “Düşünen hayvansak” madem biz de, o halde gemi de yiyeceğiz.

    Bu yüzden bu vokalistlerin yaptıkları vokaller ne kadar black metal çerçevesinde olsa da, fazla “eğitimli” duruyor ve eğitim bir noktada içten gelen dürtülere illaki ket vurduruyor. İşte bu vokalistlerin kaybettiği ya da sahip olmadığı şey, Dead’in bizzat var olma biçimi hâline getirdiği vokalistlik bana kalırsa. Profesyonellikten uzak, doğrudan, çiğ, vahşi, leş bir vokalin misantropik, karanlık, hatta şizofrenik fikirlerle buluşması. Mayhem vokalistleri içinde, black metalin en vahşi, en ilkel özünü hissetmek için dinlenecek en iyi vokal Dead bana kalırsa. Onu geçemeyecekleri tek klasman bu bence.

    Uzun oldu ama bu kadar uzun yazmamın sebebi aslında fikir yürütmek, biraz da kafamda kritiklere geçirmediğim noktaları dökmek. Yoksa bunu sana karşı seni çürütmek için verilmiş bir cevap gibi görme lütfen. Biraz beyin jimnastiği yapayım dedim.

    Hail Augustus

    @Noshophoros, Hocam ona şizofrenik fikir değil de cotard sendromu diyebiliriz :) Ölümü düşünmekten psikoza yakalanmış zavallı bir adam bırakalım da hiç profesyonel olmasın zaten, doğal ve vahşi olsun.

    Noshophoros

    @Hail Augustus, Doğru. Esasen cotard delusion nadir de olsa şizofreninin bir türü olarak da ortaya çıkabildiği için genelleştirdim öyle. Diğer yandan bu rahatsızlık Ohlin’de vardı o yüzden mi ölüme yönelik obsesyon geliştirdi yoksa dediğin gibi ölüme yönelik obsesyonu mu bir cotard delusion ortaya çıkardı, işin o kısmından emin değilim hâlâ. Her hâlükârda psikiyatri açısından ilginç bir inceleme konusu olabilecek biriymiş Dead.

  6. sleepless says:

    kritiği okurken tekrar bir dinleyeyim dedim demoyu, daha önce hiç düşünmediğim bir şey farkettim: Attila’nın DMDS’deki vokali örneğin Live in Leipzig’deki Dead vokaline benzemiyor, ama bu demodaki tarzına bayağı benziyor.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.